En temel insan hakkı: Protesto

Eylemlere katılan öğrenciler daha çok sayıda insanın, yaşadıkları adil olmayan durumu ve bu durumu kabul etmeyeceklerini bilmelerini istiyor. Eylemler bunun için yapılır. Ancak 18-22 yaş arası bu gençler ne yazık ki kendilerini yüksek sesle ifade edebilmek için ihtiyaç duydukları güven ortamından uzaklar. 

Google Haberlere Abone ol

Zafer Kıraç*

Anayasa'nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” denilerek, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir (1).

Adalet ve Kalkınma Partisi'ne teslim olmuş medya, Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ve hocalarının eylem haberlerini ısrarla ‘izinsiz gösteri yapanlar’ diyerek veriyor. Anayasa'da var olan ve her yurttaşa gerekli olan çok kıymetli bir hakkı görmezden gelmeyi, üstüne de izinsiz diye yalan bir ifade ekleyerek suçlu ve en azından itibar edilemeyecek bir eylem algısı yaratmayı anlamak mümkün değil. Bunun adı gazetecilik olamaz.

Bunun adı milliyetçilik olamaz, vatanseverlik hiç olamaz. Haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı çıkmak için gerçekleştirilen eylemler anayasal bir sorumluluktur. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, hocalar ve onlara destek olan ülkenin diğer üniversite öğrencileri ve hocaları en temel haklarını kullanmakta, hatta yurttaşlık görevlerini yapmaktadır.

Üniversitenin özgürlüğü ve kaybolan adalet duygusunun yeniden tesisi için böyle bir protestonun başlamış ve destek bulmuş olması birazcık aklı ve vicdanı olan her insanı mutlu etmelidir. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin ve hocalarının gösterileri, umut verici eylemleri özgürlük ve adalet içinde yaşamak isteyen bir kuşak olduğunun ispatıdır. 

Bu protestolar yurttaş olarak benim hayata umutla bakmam için iyi bir sebeptir. Ayrıca gurur verici bir durumdur. Gurur duymak için özel sebeplerim de var…

10 yılı aşan bir süre boyunca Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri her yıl birkaç defa konuk etti beni, insan haklarını konuştuk, hapishaneleri konuştuk, ruh sağlığı hastanelerini konuştuk. Hep keyif aldım bu buluşmalardan, özelikle sorulan çok iyi sorulardan ve tartışmalardan bilgilerime yeni bilgiler ekleyerek ayrıldım okullarından. Bu ülkenin birçok sorununun farkında olmak ve çözüm bulmak için katkıda bulunmak üzere kurdukları kulüpleri var ve gerçekleştirdikleri onlarca proje var.  Hepsini sayamayacağım ama benim katkıda bulunduğum ‘kol düğmeleri’ isimli bir proje yaptılar yıllarca, hapishanelerdeki akranlarına ulaşmaya onlara ışık olmaya çalıştılar. Metris, Bakırköy ve Maltepe hapishanelerinde haftalarca emek verdiler yaptıkları projeye.

Bugün onlara terörist diyen iktidar ve ortağı, ülkeyi hapishaneler konusunda dünyada korkunç bir zirveye, ‘Dünya altıncılığı’ ve ‘Avrupa birinciliği’ne taşırken, bu gençler "suçluluğu nasıl azaltırız" diye taşın altına ellerini koydukları çalışmalara imzalarını atıyorlar. 

Erdoğan ve Bahçeli, suç işliyorsunuz bu gençlere karşı, bir an önce hatanızdan dönmeniz iyi olur. Gençlerin bu ülkeye olan sevgilerini yok etmeye, düşüncelerini ifade ettikleri ve protesto haklarını kullandıkları için hapsetmeye hiç hakkınız yok. İktidarınızın, öğrencilere karşı aldığı tavır hem Anayasa'ya hem de taraf olunan uluslararası anlaşmalara uymuyor. Uluslararası insan hakları hukuku yerle bir ediliyor adeta. Akademik özgürlüğün ise hiçe sayıldığını görüyoruz.

Eylemlere katılan öğrenciler daha çok sayıda insanın, yaşadıkları adil olmayan durumu ve bu durumu kabul etmeyeceklerini bilmelerini istiyor. Eylemler bunun için yapılır. Ancak 18-22 yaş arası bu gençler ne yazık ki kendilerini yüksek sesle ifade edebilmek için ihtiyaç duydukları güven ortamından uzaklar. Gerek mevcut partilerin büyük bölümünün iktidarın kuyruğuna takılıp haksızlıktan yana olmaları ya da sessizliği seçmeleri en büyük şansızlıkları maalesef.  Yine de bütün bunlara rağmen yani kendilerini güvende hissedememelerine rağmen ortaya koydukları mücadele büyük övgüleri hak ediyor. En azından avuçlarımız kızarıncaya kadar alkışlanmayı. 

Barışçıl protesto gösterileri bir ayı geçti. Gösteriler boyunca öğrencilerin temel hak ve özgürlükleri sürekli ihlal edildi. Ters kelepçe, gaz sıkma, saatlerce aç ve susuz bekletme, darp, kötü muamele ve taciz. Bir de bir tuhaflık daha yaşanıyor, reşit bireyler olan gençlerin aileleri polis tarafından aranıyor ve bir tehdit algısı oluşuyor.

Kısacası eylemin başından bugüne iktidar ve emrindeki kolluk kuvvetleri kötü bir sınav veriyor.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Cumhurbaşkanının kendilerini hedef alıp, “Yürekleri yetse Cumhurbaşkanı istifa etsin de diyecekler” sözlerine karşı yazdıkları metni paylaştılar. Büyük bir dikkatle oluşturdukları çok belli olan ve taleplerini içeren metnin bazı bölümlerini yazımın içine almak istiyorum. (2)

Öncelikle açıklamada taleplerini şu şekilde sıralıyorlar;

"Bu süreçte gözaltına alınan, tutuklanan bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.
LGBTİ+ arkadaşlarımıza ve diğer hedef gösterilen bütün gruplara yönelik itibarsızlaştırma kampanyaları sona ersin.
Başta bu göz altılara, tutuklamalara ve hedef göstermelere sebebiyet veren Melih Bulu olmak üzere bütün kayyumlar istifa etsin.
Üniversitelerde, üniversitenin bütün bileşenlerinin katıldığı demokratik rektörlük seçimleri yapılsın."

Açıklama şöyle devam ediyor;

"Bizi size koşulsuz itaat edenlerle karıştırmayın. Siz padişah değilsiniz, biz de tebaanız değiliz. Ama madem ‘yürek’ demişsiniz kısaca ona da cevap verelim. 
Bizim hiçbir dokunulmazlığımız yok. Sizse 19 senedir bir dokunulmazlık zırhının altında esip gürlüyorsunuz. LGBTİ+ arkadaşlarımıza sapkın diyorsunuz. Biz LGBTİ+ hakları insan haklarıdır diyoruz. Parti üyeleriniz Soma’da madencileri tekmeliyor. Biz işçilerin yanında eylemli bir şekilde saf tuttuk. HDP Eş Genel Başkanlarını, gazetecileri, sendikacıları hukuksuz bir şekilde hapishanede tutuyorsunuz. Bizse gerçekleri korkmadan haykıranlarla biriz, beraberiz, tüm kayyumların karşısındayız diyoruz. Siz Berkin Elvan’ın annesini mitinglerde yuhalatıyorsunuz. Biz Berkin Elvan’ın yanındayız diyoruz. Tüm haksızlıkların yanındayız."

İstifa ile ilgili olarak da;

"Kendi atadığınız rektörü okulda tutacak gücünüz olmadığı için, yeni kurulacak fakültelerle, şişirme kadrolarla ayakta tutmaya çalışmak da pek yüreklice bir tutum olmasa gerek. Bu nedenle yürek konusunda söylediklerinizi ciddiye almıyoruz. Biz farkındayız ki ne Boğaziçi Üniversitesi Türkiye’nin en önemli kurumu ne de Melih Bulu’nun kayyum olarak başımıza gelmesi Türkiye’nin en önemli sorunudur. İstifanız talebine gelince, biz sizi bu mesele nedeniyle istifaya çağırmayız.

Niye mi, siz istifa edecek olsanız, Hrant Dink katledildiğinde istifa ederdiniz. Soma’da 301 madenci katledildiğinde istifa ederdiniz. Roboski’de 34 Kürt öldürüldüğünde istifa ederdiniz. Çorlu’daki tren kazasından sonra istifa ederdiniz. Başta KHK’lar olmak üzere, işsiz bıraktığınız ya da iş bulamayan binlerce yurttaşın geçim derdini görüp istifa ederdiniz. O zaman halkı yoksulluğa mahkum eden ekonomi politikalarınız içinden çıkılmaz hale gelince damadınızı kurban etmek yerine sorumluluğu üstlenirdiniz. Örnekler çoğaltılabilir fakat siz hiç istifa etmediniz."

Ve öğrenciler, Melih Bulu rektör koltuğunda oturduğu sürece protestolara devam edeceklerinin altını çizdikleri açıklamada, haksızlıklar sona erene dek mücadeleden vazgeçilmeyeceğine dikkat çekiyorlar. İktidarsa şiddet ve baskıcı politikalarını her geçen gün arttırıyor. Üniversitelerin iktidarın elinde politika aracı olmasına izin verilmemelidir. 

Tutuklama ve gözaltılar sürerken, Boğaziçi öğrencilerinin eylemlerine ilişkin destekler de sürüyor. 147 yazarın imzasıyla yayımlanan yazılı açıklamada, "Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektöre karşı anayasa güvencesindeki demokratik itiraz haklarını kullanan öğrenciler, öğretim üyeleri ve üniversite çalışanlarının uğradıkları hukuksuzluğu ve baskıları üzüntüyle ve tepki duyarak izliyoruz" denildi.  

173 gazetecinin imzasıyla 'Boğaziçililer yalnız değildir!' başlıklı bir metin yayımlandı. ‘Yaşananları objektif bir şekilde aktarmakla yükümlü olan ve bir kamu görevi icra eden biz gazeteciler, demokratik haklarını kullanan öğrencilerinin ve onlara destek veren akademisyenlerin kriminalize edilme çabasını reddediyoruz. Sansür, baskı ve tehditlerle halkın haber alma hakkının önüne çıkartılan her türlü engellemelere itiraz ettiğimiz gibi, görevini yapmaya çalışan meslektaşlarımızı hedef alan polis şiddetine de karşıyız.’ denildi.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başlattığı direnişin küresel ölçekte de büyük ilgi görüyor, iktidarın hedef gösterdiği öğrencilere dünyanın dört bir yanından destekler geliyor. Farklı ülkelerden 3 bin 317 akademisyen ve düşünür, 4 Şubat’ta paylaştıkları bir metinle polis şiddetini kınayıp, üniversitenin özerkliği için Melih Bulu’ yu istifa etmeye çağırdı.

İsveç'te görev yapan 21 bin öğretim görevlisini temsil eden SULF Federasyonu'nun yaptıkları açıklamada “Üniversitedeki öğrenciler ve öğretim üyeleri rektörün atanmasını eleştiriyor ve atanmasını akademik özgürlük ve üniversitenin bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak görüyor. SULF, Boğaziçi Üniversitesinde ve tüm Türkiye'de akademik özgürlük ve üniversitenin özerkliği ve demokrasisi için mücadele eden personel ve öğrencilerle dayanışma içinde olduğunu duyurur” denildi.

Oxford Üniversitesi’nde görevli akademisyenlerin üye olduğu sendika Oxford UCU, dayanışma mesajı paylaştı: “Üniversitede akademik özgürlüğü ve demokrasiyi savunan Boğaziçi Üniversitesi’ndeki meslektaşlarımızla dayanışma gösteriyoruz. Öğrencilere yönelik polis şiddetini ve göz altıları kınıyor, Türk yetkilileri, akademik özgürlük ve özerkliğe saygı göstermeye davet ediyoruz.”

Köln Üniversitesi Öğrenci Birliği, Sol Parti, Yeşiller gençlik örgütlerinin inisiyatifiyle Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle dayanışma eylemi yapıldı. 

Akademik özgürlüğün benim ve hepimizin ve nihayetinde toplumun bilimsel ve düşünsel olarak gelişiminin ön koşulu olduğunun bilincindeyim. Akademinin bağımsızlığına karşı getirilen hukuksuz müdahalelerin daima karşısında olacağım. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve akademisyenlerinin haksızlığa karşı yürüttükleri mücadelede yanlarında olmaya devam edeceğim.

Öğrencilerin ve hocalarının yürüttüğü direnişin, bütün hak savunucuları tarafından güçlü bir biçimde sahiplenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bugünlerde benim hep dilimde, sizlere de öneririm. Ataol Behramoğlu’nun bir şiirinin dizelerini yeniden ve Timur Selçuk‘tan dinlemeye ihtiyacımız var. (3)

‘Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım / Sevginin ürünüdür insan, nefretin değil kızım / Zulmün önünde dimdik tut onurunu, / Sevginin önünde eğil kızım / Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım.’

1- https://www.anayasa.gov.tr/tr/anasayfa/ 
2- https://twitter.com/boundayanisma 
3- https://www.youtube.com/watch?v=o8mv_TZjH8A 

*İnsan Hakları Çalışanı