Araştırmacılar, CEERS 1019’da bulunan süper kütleli kara deliğe baktıklarında, nesnenin evrendeki ilk yıldızlardan biri gibi devasa bir nesnenin çöküşü sonucunda ortaya çıktığını düşündü. Bu yıldızlar, şu anda gördüğümüz yıldızlara kıyasla aşırı derecede büyüktü. Hâl böyleyken, buna benzer bir çöküşten doğan kara delik, süper kütleli olma doğrultusunda bir başlangıç yapmış olmalıydı.
Ne var ki bir miktar desteğe ihtiyacı vardı. Bu yardım, periyodik ‘süper Eddington birikimi’ biçiminde olabilirdi. ‘Eddington sınırı’, kara deliklerin büyüyebileceği en yüksek sürdürülebilir oranı tespit eder. Madde, bir diskin merkezinde yer alan kara deliğin etrafında dönerken bir lavabodan aşağı akan su gibi kara deliğe doğru çekilir.
'EZBER BOZAN' BİR BULGU
Eddington sınırının üzerinde, maddeler o kadar hızlı hareket eder ki kara deliği çevrelemek yerine uzaya savrulur. ‘Süper Eddington birikimi’ yalnızca kısa süreliğine mümkün olabilir. Buna karşın, ekibin yaptığı modellemede, CEERS 1019’un merkezinde yer alan kara deliğin büyümesine yardım eden patlamalarda bunun mümkün olabileceği görüldü. CEERS araştırma ekibinin üyesi ve New York’taki Rochester Teknoloji Enstitüsü’nden astronomi uzmanı Ceyhan Kartaltepe, “Bu mesafelerde kaydedilen görüntülerde, bu kadar çok yapı görmeye alışkın değiliz” dedi.
“Bu galaksinin kara deliğinde gerçekleşen aktiviteyi körüklemekten, kısmen bir galaksi birleşmesi sorumlu olabilir ve bu da yıldız oluşumunun artmasına yol açabilir.”
Bununla birlikte, onlara ilişkin daha fazla bilgiye ulaşmanın en isabetli yolu daha fazla ara aşamada galaksi keşfetmek. Bu hedef ise son derece ulaşılabilir görünüyor.
Larson’ın belirttiği üzere, ulaşılan sonuçlar yalnızca bir saatlik gözlemlerden elde edildi. Yapılacak tam anlamıyla derin gözlemlerin, evrenin nasıl ortaya çıktığını ve genişlediğini anlamamıza yardım eden daha uzak, hatta daha sönük galaksileri açığa çıkarması bekleniyor.
“Bu rekorun uzun süreceğini sanmıyorum” öngörüsünde bulunan Larson, “Umarım öyle olmaz; çünkü bu soruları yanıtlamaya başlamamızın daha heyecan verici olduğunu düşünüyorum" dedi.
Keşif, The Astrophysical Journal dergisinde yayınlandı.
*Reiyonizasyon Dönemi, ‘Yeniden İyonlaşma Dönemi’ diye de anılır.
Yazının orijinali Science Alert sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)