'HERKES GİBİ BEN DE ŞAŞIRDIM'
Bununla birlikte, Larson, daha sonraları hiç beklemediği bir şey fark etti. Yıldız oluşumunun ışığının yanı sıra, çoğu zaman AGN ile bağlantılı geniş bir emisyon özelliği sergiliyordu. Birkaç AGN araştırmacısına bu durumdan söz ettiğinde işler garipleşmeye başladı.
Erken evrendeki bir galaksi, alışılmış biçimde ya bir AGN’den ya da yıldız oluşumundan kaynaklanan ışığı yayar. Bunların ikisini de aynı galakside görmek aşırı derecede şaşırtıcıydı. Larson, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Herkes gibi ben de şaşırdım. Hangisinin olması gerektiği, birinin mi yoksa diğerinin mi olması gerektiği hususundaki bu tartışmayı haftalarca sürdürdük ve her ikisinin de olduğunu anladık. Kara deliğin, tanık olduğumuz emisyon çizgileri üzerinde kısmi bir etkisi var. Öte yandan, görüntülerde gördüğümüz ışığın büyük kısmı, hâlâ galaksinin yıldız oluşturan bölümünden yayılıyor" bilgisini paylaştı.
Bununla birlikte, 13,2 milyar yıldan daha uzun bir süre önce süper kütleli bir kara deliğin ortaya çıkmış olması ve büyüdüğünün görülmesi, çok da şaşırtıcı değil. Erken evrende bundan çok daha büyük kara delikler tespit edildi. Büyük Patlama’dan 690 milyon yıl sonra oluştuğu tespit edilen bir kuasar galaksisi olan ‘J1342 + 0928’, 800 milyon Güneş’in gücüne sahip süper kütleli bir kara delik barındırıyor. Büyük Patlama’dan 670 milyon yıl sonra ortaya çıkan J0313-1806’daki kara delik Güneş’ten 1,6 milyar kat daha güçlü.
BULGULAR BİR GEÇİŞ AŞAMASINA İŞARET EDİYOR
Bu kuasarların her ikisinde de hakim olan güç AGN emisyonuydu. Larson ve meslektaşları, CEERS 1019’un temsil ettiği şeyin bir ara evre olduğunu düşünüyor: Bu, daha sonra bulunan, daha büyük ve AGN’nin hâkim olduğu galaksiler ile bu galaksilerin ve kara deliklerinin ilk etapta oluşmaya başladığı süreç arasındaki bir nokta.
Larson, konuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu galaksilerde bulunan kara deliklerin evrenin yaşamının başlarında nasıl bu kadar büyüyebildiğini bilmiyorduk ve hâlâ bilmiyoruz. Yani keşfettiğimiz şey, bunların atası olabileceğini düşündüğümüz ya da bu akıl almaz derecede büyük kuasarlara dönüşen bir şeydi.”
Araştırmacılar, CEERS 1019’da bulunan süper kütleli kara deliğe baktıklarında, nesnenin evrendeki ilk yıldızlardan biri gibi devasa bir nesnenin çöküşü sonucunda ortaya çıktığını düşündü. Bu yıldızlar, şu anda gördüğümüz yıldızlara kıyasla aşırı derecede büyüktü. Hâl böyleyken, buna benzer bir çöküşten doğan kara delik, süper kütleli olma doğrultusunda bir başlangıç yapmış olmalıydı.
Ne var ki bir miktar desteğe ihtiyacı vardı. Bu yardım, periyodik ‘süper Eddington birikimi’ biçiminde olabilirdi. ‘Eddington sınırı’, kara deliklerin büyüyebileceği en yüksek sürdürülebilir oranı tespit eder. Madde, bir diskin merkezinde yer alan kara deliğin etrafında dönerken bir lavabodan aşağı akan su gibi kara deliğe doğru çekilir.