'BU BİLGİNİN BOYUTU KARŞISINDA BAŞIM DÖNDÜ'
‘Lyman-alfa emisyonu’ olarak adlandırılan bu ışığın, nötr hidrojenin yıldız oluşum aktivitesi neticesinde iyonlaşması aracılığıyla ortaya çıktığı düşünülüyor. İlkel evren, ışığın yayılmasını önleyen bir nötr hidrojen sisiyle kaplıydı. Bununla birlikte, bu hidrojen iyonlaştıktan sonra ışık özgürce yayılabildi.
Bilindiği üzere, ‘Reiyonizasyon Dönemi’* adı verilen bu dönem henüz tam olarak anlaşılmış değil. Günümüzden 13.8 milyar yıl önce gerçekleşen Büyük Patlama’dan sonra geçen ilk milyar yıllık dönemde yaşandığını biliyor olsak da bunun izini erken evrene kadar sürmek gerçekten de çok güç. CEERS 1019 ve diğer birkaç öncü süper galaksi görece parlak olduklarından, bu araştırma için mükemmel hedef durumunda.
Bu galaksi, 2015 yılında Hubble’ın topladığı veriler kapsamında tespit edildi ve o zaman için gözlemlenen en eski ve uzak galaksiydi.
Daha sonra yapılan gözlemler galaksinin mevcudiyetini teyit etti ama daha ayrıntılı bilgilere ulaşmak fazlasıyla güçtü. Evrende yayılan en eski ışık, evrenin genişlemesi sebebiyle spektrumun kızılötesi kısmına doğru o kadar çok kaymıştı ki onu incelemek için JWST gibi güçlü ve özel bir kızılötesi cihaz gerekiyordu.
Sonrasında, JWST göreve başladığında, Hubble tarafından tespit edilen bu çağa ait galaksilerin en parlağı olan CEERS 1019, bariz bir hedef olarak bekliyordu. Teleskop, dört cihazı aracığıyla yalnızca bir saat boyunca galaksiye baktı ve pek çok veri topladı.
Larson, Science Alert’e verdiği demeçte, “Şimdi JWST aracılığıyla görebildiğimiz şeylere gelirsek, evrenin başlangıç dönemindeki herhangi bir galaksiyi ve bu galaksinin spektrumunun tamamını, kısacası daha önce hiç görmediğimiz şeyleri gördük. Bu bilginin boyutu karşısında başım döndü” dedi.
'HERKES GİBİ BEN DE ŞAŞIRDIM'
Bununla birlikte, Larson, daha sonraları hiç beklemediği bir şey fark etti. Yıldız oluşumunun ışığının yanı sıra, çoğu zaman AGN ile bağlantılı geniş bir emisyon özelliği sergiliyordu. Birkaç AGN araştırmacısına bu durumdan söz ettiğinde işler garipleşmeye başladı.
Erken evrendeki bir galaksi, alışılmış biçimde ya bir AGN’den ya da yıldız oluşumundan kaynaklanan ışığı yayar. Bunların ikisini de aynı galakside görmek aşırı derecede şaşırtıcıydı. Larson, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Herkes gibi ben de şaşırdım. Hangisinin olması gerektiği, birinin mi yoksa diğerinin mi olması gerektiği hususundaki bu tartışmayı haftalarca sürdürdük ve her ikisinin de olduğunu anladık. Kara deliğin, tanık olduğumuz emisyon çizgileri üzerinde kısmi bir etkisi var. Öte yandan, görüntülerde gördüğümüz ışığın büyük kısmı, hâlâ galaksinin yıldız oluşturan bölümünden yayılıyor" bilgisini paylaştı.