Bingöl: BOTAŞ’ın parası nereye gitti?

Vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl, kamu kurumu olan BOTAŞ'ın 2016 yılında vergi rekortmeni olduğunu gizlediğini hatırlatarak, "O kadar bankayı, şirketi geçip vergi rekortmeni oluyor. Böyle bir kurumun vergi rekortmeni olması demek, bize sunulan ürünün, gazın çok pahalıya satılması demek. Sade bir vatandaş olarak soruyorum; iki yıl önce siz kurumlar vergisinde rekortmen oluyorsunuz. İki yıl sonra ortada yoksunuz. BOTAŞ'ın paraları nereye gitti?" diye sordu. Bingöl, TRT'nin üç yıldır faaliyet raporu açıklamadığına da işaret etti.

Mühdan Sağlam  msaglam@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Türkiye ekonomisi son iki yıldır ciddi bir krizle yüz yüze. Doğal gazdan elektriğe, iğneden ipliğe gelen zamlar, dar gelirli insanların yaşamsal harcamalarında ciddi artışa neden oldu. Öte yandan Türkiye’de en son İstanbul özelinde ortaya çıkan israf tablosu büyük bir şaşkınlık yarattı. İsraf tabloları, art arda gelen zamlar, artan vergi artışları toplumda vergi politikalarının sorgulanmasına neden oluyor. Peki vergiler nasıl toplanıyor, nerelere harcanıyor, toplum bu harcamaların ne kadar bilincinde? Bu ve benzeri pek çok önemli soruyu, vergi politikaları konusunda uzman olan Başkent Üniversitesi’nden Dr. Ozan Bingöl’le konuştuk. Bingöl, ‘bu vergi sistemi böyle devam ettiği sürece belli bir imtiyazlı grubun payına tüketemeyecekleri kadar varsıllık, işçinin emekçinin üretenin çiftçinin payına ise altından kalkamayacağı kadar yoksulluk düşecektir’ dedi ve pek çok önemli soruya yanıt verdi.

Ekonomik krizle beraber önce dolar kurunda bir tırmanma gördük, ardından bunun enflasyona yansımasını. Başta doğalgaz ve elektrik olmak üzere zamlar da eklenince enflasyon aldı başını gitti…

Var olan ekonomik konjonktürde harcamalar azaldığından vergi gelirleri de buna bağlı olarak düşüşe geçti. Çünkü vergi yapımız dolaylı vergi temelli bir sistem. Zaten adaletsiz vergileme nedeniyle vatandaşların harcanabilir gelirleri her geçen gün düşerken bir de enflasyon ile mücadele etmeye çalışıyorlar. Ayrıca enflasyon yoksullaştıran gizli bir vergidir. Enflasyon, vatandaşın harcanabilir gelirini azaltan, yoksullaştıran bir vergidir. Ekonomik kriz dönemlerinde ülkemizin vergi gelirlerinde de düşüş olmasının nedeni kolay vergicilik yaptığımız içindir. Kolay vergicilik yaparak sistemi dolaylı vergiler üzerine kurarsanız işte böylesi kriz dönemlerinde gelir sizi ayağınızdan vurur.

Ozan Bingöl: Kişinin umut etmesi gerekir. Şans oyunuyla bir haftayı geçirir mesela. Bir hafta sonraki oyuna bel bağlar. Milli Piyango alarak yılbaşını geçirir. Böylece aylar ayları yıllar yılları takip eder. Geldiğimiz noktada şans oyunlarından elde edilen vergilerin artmasından da görüyoruz ki harcanabilir geliri sürekli düşen alt gelir grubu, maalesef artık umudunu gerçekten sisteme değil de biraz daha hayali işlere bağlamış. O nedenle bu ülkede sülün Osmanlar, çiftlik banklar, Titan zincirleri bitmez.

Dolaylı vergi KDV, ÖTV gibi..?

Evet, özel tüketim vergisi, katma değer vergisi, özel iletişim vergisi, banka sigorta vergisi benzeri dolaylı vergiler. Yani harcamayla ortaya çıkan vergiler. Ekonomik durgunluk dönemlerinde vergi yapısı dolaylı vergiler üzerine kurulan ülkelerde bu kolay vergicilik ayağımıza dolanır. Bizi mağdur eder. Neden. Harcamalar azaldığı anda sizin vergi gelirleriniz de azalır. Yani devlet ciddi bir vergi kaybı yaşar.

‘TOPLUM TESELLİYİ ALKOL VE TÜTÜN ÜRÜNLERİNDE, KURTULUŞU ŞANS OYUNLARINDA ARIYOR’

Bu kriz döneminde bu söylediğiniz yaşandı mı?

İlk sekiz ayda otomotivden inşaata kadar KDV’de ÖTV’de azalış var. Ancak ilk sekiz ayda vergi geliri artan iki ürün var. ÖTV’de sekiz ayda geçen yıla göre düşüş yaşanırken iki kalemde artış var: Alkol ve tütün ürünleri. Yani insanları önce dertlendirip sonra vergilendiriyoruz herhalde! Bir de şans oyunlarında artış var.

Peki bu üç kalemdeki artış Türkiye’ye dönük bize ne söylüyor?

Umutsuzluğu, çare aradıkları yeri… Unutmak için alkole, tütüne daha çok sarılıyorlar. Şans oyunları konusundaysa bence daha çok şans oyunu oynayarak hayatını kurtarma derdine.

ŞANS OYUNLARI UMUDUYLA ÖMÜR GEÇİYOR

Bir nevi Kemal Sunal filmlerine konu olan, Atla Gel Şaban, köşeyi dönme gibi sistemler artık çare olamaz. Tek kurtuluş kısa yoldan köşeyi dönmektir diyebilir miyiz?

Evet, Sülün Osman örneği de benzer bir yerde aklımıza geliyor. Sistemden umudunu kesme. Aslında bir nevi sistemin zaten varlık sebebi budur. Neticede umut, ömürden önce tükenmemelidir. Kişinin umut etmesi gerekir. Şans oyunuyla bir haftayı geçirir mesela. Bir hafta sonraki oyuna bel bağlar. Milli Piyango alarak yılbaşını geçirir. Böylece aylar ayları yıllar yılları takip eder. Geldiğimiz noktada şans oyunlarından elde edilen vergilerin artmasından da görüyoruz ki harcanabilir geliri sürekli düşen alt gelir grubu, maalesef artık umudunu gerçekten sisteme değil de biraz daha hayali işlere bağlamış. O nedenle bu ülkede Sülün Osmanlar, çiftlik banklar, Titan zincirleri bitmez.

BOTAŞ 2016’DA VERGİ REKORTMENİ OLDUĞUNU GİZLİYOR

Ağustos ayında doğalgaza iki defa zam geldi. Geçen yıl da yüzde 30 zamlanmıştı. Son iki yılda doğalgaza yüzde 70 varan bir zam söz konusu. Doğalgazda zam oranları nasıl bir rol üsteleniyor?

Aslında enerji tüketiminde elektrik, doğalgaz ve suyu üçe bölersek, doğalgazda şöyle bir durum var; KDV ödüyoruz yüzde 18, ÖTV ise metreküp başına yaklaşık yüzde 2 kadar ödeniyor. Sistem kullanım bedeli ödüyoruz. BOTAŞ kâr marjı ödüyoruz ve doğalgaz bedeli ödüyoruz. Beş temel kalem ödüyoruz. Burada şunu sormak lazım, ortalama bir gaz faturasının yüzde 20’si vergilerden oluşuyor. Ama burada iki sorun var. 2016’da vergi rekortmeni BOTAŞ. O kadar bankayı şirketi geçip vergi rekortmeni oluyor. Üstelik halktan da ismini gizliyor. İlgili yıl BOTAŞ 2 milyar liraya yakın kurumlar vergisi ödüyor.

Bildiğimiz kadarıyla vergi rekortmeni olunduğunda şirketler, kişiler bunu duyurur hatta övünür. Hal böyleyken BOTAŞ neden adını gizliyor?

BOTAŞ bununla nasıl övünsün, devlet iştiraki. Vatandaşa en kaliteli hizmeti en ucuza sunmakla mesul. Böyle bir kurumun vergi rekortmeni olması demek, bize sunulan ürünün, gazın, çok pahalıya satılması demek. Matrahları yükselmiş, kârları artmış. Bunun içinde kurumlar vergisi rekortmeni olmuş. Siz vatandaşın yüzüne nasıl bakacaksınız ki… Bu nedenle BOTAŞ nasıl vergi rekortmeni oldu? Şimdi sıralamada yeri neresi…

Nasıl yani? Böylesi bir değişim normal mi?

Değil. Sorgulamak gerekiyor. BOTAŞ’ın parası nereye gitti? Bunun şeffaf olması gerekiyor. Sade bir vatandaş olarak soruyorum; iki yıl önce siz kurumlar vergisinde rekortmen oluyorsunuz. İki yıl sonra ortada yoksunuz. Neden? BOTAŞ’ın bunu açıklaması lazım. BOTAŞ’A bir şey mi oldu? Başına bir iş mi gelmiş? 2002 yılında 4760 sayılı kanunla hayatımıza özel tüketim vergisi girdi. AB uyum yasaları çerçevesinde temel amaçlarından biri de lüks tüketimi vergilendirmek olan vergi. Oysa doğalgazda bir metreküplük gazın fiyatının yüzde 2’si ÖTV. Doğalgaz yani yemek pişirdiğimiz, sıcak su ve ısınmak için kullandığımız, her ailenin zorunlu ihtiyacı… Bu durumda doğal gazdan lüks tüketim vergisi sayılan özel tüketim vergisi alınması ne ahlaki ne de hukukidir.

100 METREKÜP GAZIN 2 METREKÜPÜ LÜKS TÜKETİM VERGİSİ OLARAK KESİLİYOR

Yani 100 metreküp gaz alan bir vatandaş ÖTV kapsamında 2 metreküpünü devlete vermiş oluyor?

Sadece ÖTV olarak. Lüks tüketim kategorize oluyor. Ahlaki olmayan da burası. Doğal gazdan ÖTV almanın kendisi sorun. Tutarı mühim değil. İsterse tutarı sıfır virgül sıfır sıfır bir olsun.

AB uyum yasaları kapsamında bu vergi geldi dediniz. Avrupa’da da böyle bir durum var mı?

Sadece Avrupa’da değil, dünyanın birçok yerinde ÖTV var. Sorunuza dönersem, evet, Avrupa’da da lüks tüketim için vergi var. Burada ilginç olan sadece ÖTV alınmıyor. ÖTV’nin de KDV’si alınıyor. Doğal gaza ÖTV ödediğimiz yetmiyor. O ÖTV’nin de KDV’sini ödüyoruz. Yani verginin vergisini ödüyoruz. Aslında Rusya’dan yola çıkan gaz, önce bir BOTAŞ’a uğruyor. Sonra aracılara uğruyor. En son bir de devletin hazinesine uğruyor. En son vatandaşın evine giriyor. Doğal gazda kimler kazanıyor derseniz, BOTAŞ, aracı kurumlar, devlet hazinesi. Kaybeden kim derseniz, vatandaş.

Vergi sistemi konusunda dediniz ki bu sistem böyle devam ederse, zengin tüketemeyeceği kadar servete ulaşırken, yoksul altından kalkamayacağı bir yükle karşılaşacak. Bu cümleniz geçen gün takside yaşadığım bir diyaloğu aklıma getirdi. Yolsuzluk üzerine konuşurken şoför bey şöyle bir cümle kurdu: Çalacaksanız büyük çalın. Eğer küçük bir vergi mükellefiyseniz, devlet bir arabanız varsa onu alır. Ama binlerce araçtan oluşan bir filonuz varsa, devlet sizinle masaya oturur. Bu doğru mu?

Evet, bence doğru. Durumu çok güzel özetleyen bir cümle. Fransa Maliye Bakanı, ‘vergileme sanatı kümesteki kazları bağırtmadan daha fazla tüy almadır’ demiştir. Eğer vergi tabanın içindeyseniz kurtuluş yok. Ancak muafiyetlerle, istisnalarla, kayıtdışılıkla, vergi aflarıyla bu tabanın dışına çıkarsanız, kurtulursunuz.

“Geçen yıl işçinin emekçinin maaşından yani bordrolu çalışandan kesilen vergi 83.3 milyarken, kurumların ödediği (740 bin kurum) ödediği vergi 78.6 milyar. Vergi adaletsizliğinin temel sebebi işte bu. Bahsettiğimiz bu çalışan grubunun tasarruf imkânı yok, harcama yapıyor, orada da ayrı vergi ödüyor.”

‘VERGİ AFLARI, YAPILANDIRMALAR SEBEBİYLE VATANDAŞ DEVLETE OLAN AİDİYETİ KAYBETTİ’

Vergi aflarında özellikle adlarına aşina olduğumuz büyük şirketler de var. Bu ne anlama geliyor?

Onlar vergi affı değil. Uzlaşma ve vergi affı farklı. Vergi affı yasama organının çıkardığı bir kanuna dayanan yapılandırmadır. Halk bunu vergi affı olarak isimlendiriyor. Vergi afları son 17 yılda 9 defa geldi. Her af, vergiye gönüllü uyum sergileyen bir diğer mükellefi vergi sisteminin dışına iter. Uzun vadede maliye tahsil kabiliyetini kaybeder, ki kaybetti. Bugün dahilde alınan KDV tahsilat oranları yüzde 30’larda. Bunun sebebi ise bu aflar. Hatta bazıları bunu kredi gibi kullanıyor. Devlete vereceğine kirasını ödüyor, personel giderlerini karşılıyor. Hammadde alıyor. Üretim giderlerine harcıyor. Ekonomik durgunlukta dolaylı vergilerin dezavantajları vardır, tahsil edemiyorsunuz. Bir de buna aflar eklenince devlet hem tahsil kabiliyetini kaybediyor hem de vatandaşın aidiyet duygusunu kaybediyor. Vatandaş artık devlete aidiyet duygusu duymuyor. Diyelim ki trafik cezası yediniz, düzenli ödüyorsunuz. Bir diğeriyse hiç ödemiyor. Yarın bir af kanunu çıkıyor, ‘300 liranın altındaki trafik cezalarını sildim’ diyor. Ödeyene geri veriyor musunuz? Hayır. O zaman ödeyen bir daha öder mi, gönüllü uyum sergiler mi? Asla.

Peki uzlaşma?

Uzlaşma idarenin takdirinde. Ülkemizde 7 uzlaşma komisyonu var. En büyüğü Ankara’daki Merkezi Uzlaşma Komisyonu. Burada görüşülen tutarlar, borcu silinen ve piyasada dolaşan belgeler var, ki doğru olmayan belgeler de var. Bu arada belirli borçlar siliniyor. Taraflar bir araya geliyor, raporlar inceleniyor ve uzlaşmaya varılıyor. Bunlar da idarenin yetkisinde olduğu için bir şey diyemiyoruz. İdareye maalesef böyle bir yetki verilmiş.

Ancak böyle bir yapı suistimale açık değil mi?

Tabii ki öyle. Örneğin diyelim ki 500 milyon vergi borcunuz var ya da vergi cezası var. Bununla ilgili uzlaşamaya gidiyorsunuz. Belki sizin oradaki nüfuzunuz yüksekse yarıya kadar düşürebiliyorsunuz belki sıfıra indirebiliyorsunuz. Orada objektif kriterler uygulanmalı. Ama maalesef pek de objektif kriter olduğunu söylemeyiz.

ÇALIŞANLAR KURUMLARINDAN DAHA FAZLA VERGİ ÖDÜYOR

2018’e baktığımızda çalışanlar kurumlarından daha fazla vergi vermiş. Bu nasıl olabilir?

Türkiye’de uygulanan vergi politikaları, yasa koyucunun, ülkeyi idare edenlerin zihniyetini gösteriyor. Bu rakamlar, partilerden bağımsız o zihniyeti gösteriyor. Yani bir taraf seçiliyor. Ya emekten yanasınızdır, emekçiden yana tavır koyarsınız, uygulayacağınız da buna göre olur. Ya da sermaye tarafını düşünürsünüz ve ondan yana politika belirlersiniz, sonuç da böyle olur. Geçen yıl işçinin emekçinin maaşından yani bordrolu çalışandan kesilen vergi 83.3 milyarken, kurumların ödediği (740 bin kurum) ödediği vergi 78.6 milyar. Vergi adaletsizliğinin temel sebebi işte bu. Bahsettiğimiz bu çalışan grubunun tasarruf imkânı yok, harcama yapıyor, orada da ayrı vergi ödüyor.

Ancak tüm çalışanlar da vergi ödemiyor. Örneğin cumhurbaşkanlığına bağlı kurullar. Dokuz politik kurul var. Bu kurullarda görev yapan kişilerin aldıkları ücret karşılığında vergi ödemeyeceği söyleniyor. Bu bilgi doğru mu?

Evet, bu çok önemli bir konu. Bahsettiğiniz kurulların 75 üyesi var (aslında 76, Beril Dedeoğlu vefat etti ve yerine kimse atanmadığı için sayı 75). Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (1 Sayılı) ile özel bir vergi istinası getirilmiş. Dokuz kurulun üyeleri, şöyle tanımlanıyor: Memur maaş katsayısı ile (100 bin) gösterge rakamının çarpımı sonucu bulunacak tutarda her ay ek ödeme yapılabilir. Kurul üyelerine maaş ödeniyor demiyorum, ödenecek muhtemel maaş. Yani bugün yaklaşık 13.845 lira. Yineliyorum “ödeniyor” demiyorum, eğer ödeyecek olursam böyle hesaplayacağım diyor. Memur maaş katsayısı yılda iki defa zamlanır. Yani bu kurulda çalışacak kişilerin maaşı da yılda iki defa zamlanacak.

Bu yıl memur ücretlerine yüzde 4+4 zam yapıldı. Yani bu kurullara ödeme yapılırsa bu 13 bin 845 liraya 4+4 zam mı gelecek?

Evet, aynen öyle olacak. Ben söylemiyorum, kararname söylüyor.

CUMHURBAŞKANI POLİTİK KURULLARINDA YER ALANLAR VERGİ VERMEYECEK

Kararname bu kişilerin ödeyeceği vergi konusunda ne söylüyor?

Politik kurullara muhtemel ödenecek bu gelirlerden dolayı, herhangi bir gelir vergisi ve SGK primi kesilmez. Yani vergiye tabi değildir. Yani 1 lira gelir vergisi ödemeyecekler. Bugün 5 bin lira brüt maaşla özel sektörde çalışan bekar bir vatandaşın daha maaşı eline geçmeden kesilecek vergi ve SGK primi (agi hariç) yıllık toplam 19 bin 525 liradır. Yalnızca damga verisi kesilecek. Ödenecek toplam damga vergisi yalnızca 105 lira. Bugün 2 bin 20 lira olan asgari ücretten kesilen gelir vergisi (agi hariç) 326 lira. Bir de yılın son dört ayında yüzde 20’lik dilime giriyor. Ekstra kesinti yani. Bu ne ahlakidir ne de hukukidir. Böyle bir istisnanın kanunla getirilmesi gerekir. Bu anayasanın vergiye dönük maddesi olan 73. maddesine alenen aykırıdır. Bitmedi aynı kararnamede başka bir madde daha var. Olur da biz bu kurul üyelerine ödeme yaparsak, diğer gelirleri vergilendirilirken kümülatif gelirlerine buradaki kazançları dahil edilmez diyor.

Yani tam olarak burada ne ifade ediliyor?

Şunu diyor: Örneğin diyelim ki siz o kurullardan birine üyesiniz ve buradan aylık 13 bin 845 lira alıyorsunuz. Başka bir yerde de 5 bin liraya maaşlı çalışıyorsunuz. Sizin toplam geliriniz hesaplanırken normalde 5 bin+13845 toplanıp öyle vergi matrahına girmeniz gerekiyor. Ancak durum öyle değil. Yani aslında 18845 lira kazandığı halde yalnızca 5 bin liralık aylık geliri üzerinden vergilendirilecek. Tekrar söylüyorum bu hem hukuki değildir hem ahlaki değildir. Şimdi biz bu maaşı almıyoruz denebilir. Ben zaten alıyorlar demiyorum. Ancak maaş almıyorsanız da bu kadar ayrıntılı düzenleme yapmaya neden gerek duydunuz diye soruyorum?

Peki kamuoyu bu kuruldaki kişilere ödeme yapılıp yapılmadığını nasıl öğrenecek?

Bu kurulların şeffaf olması gerekiyor. Bu kurullarla ilgili maliye bu üyelere maaş ödenip ödenmediğini açıklayıp ifade etmelidir.

TRT’NİN ÜÇ YILDIR FAALİYET RAPORU YOK

Bu kurul üyeleri, sessiz kalırsa ki kalıyorlar, öğrenemeyecek miyiz? Öğrenmemiz sadece onların açıklamasına mı bağlı?

Evet, maalesef. Açıklamazlarsa öğrenemeyeceğiz. Ne kadar şeffafız değil mi… Örneğin TRT’nin üç yıldır faaliyet raporu yok. Nerede bu raporlar. 2016’da bu rapor çıktı. Muhalefet partileri de bunu sormuyor. Bu raporlar çıkana kadar TRT’nin önünde yatıp kalkmaları gerekir. Bandrol ve TRT payını vatandaş ödüyor. Bu TRT bütçesinin yüzde 80’ini oluşturuyor. Ama bu kurumun 3 yıldır faaliyet raporu yok.

İMAMOĞLU İSRAF KONUSUNDA YAPILMASI GEREKENİ YAPIYOR

Verginin toplanması kadar harcanması da önemli. Türkiye burada da ciddi sorunlar yaşıyor. Son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB bünyesinde kullanılan ve ihtiyaç fazlası olan, bir kısmı da lüks araç statüsündeki araçları Yenikapı Meydanı’nda sergiledi. Bu israf düzeni nasıl önlenecek?

Neye ne kadar vergi ödediğini bilen, bu vergilerin neye kadar harcandığını bilen bireylerle değişir. Aksi takdirde düzen değişmeyecek, düzene tabi olanlar da ezilmeye devam edecek. İstanbul’dan başlayıp Türkiye geneline gidersek mikro düzeyden makro sonuçlar çıkaralım. İstanbul’da böyle bir düzen vardı. İstanbul’da bu israf kesildiği zaman bu şehirde yaşayan alt gelir grubunun ulaşım imkânı daha kaliteli ve ucuz olacak mı? Evet olacak. Alt gelir grubunda olan insanlara dönük bir proje başlatıldı. 60 bin çocuğa süt projesi. Bu sayı 100 bin olacak mı? Evet, çünkü kaynak yaratacaksınız. Bu yalnızca İstanbul özelinde değil. Bu İmamoğlu’na özgü değil, bu İmamoğlu için lütuf da değil, lütuf olarak kabul edilmemeli. Zaten olması gereken bu. Bize unutturulan pratikler bunlar. Herhangi bir belediye çıkıp, ‘Ben sizden bu kadar vergi topladım. Merkezi yönetimden şu kadar bütçe aldım. Bunları şu kalemlere şu projelere harcadım’ demeli. Bunlar bu kadar zor değil. Vergilerimizin nereye harcandığını bilmiyoruz. Bu nedenle 82 milyon vatandaşın vergi bilinci edinmesi gerekiyor. Vergi bilinci bir hak arayışıdır. Vergi bilinci insanın kendine duyduğu öz saygıdır. Vergi bilinci temsil yetkisidir. Vergi bilinci demokrasidir.


DR. OZAN BİNGÖL KİMDİR?

Gazi Üniversitesi mezunu Ozan Bingöl, ‘vergi bilinci ve vergi ahlakının vergi ödeme eğilimlerine etkisi’ konulu bir yüksek lisans teziyle master programını tamamladı. Doktorasını yine aynı alanda ‘istihdam taahhüdünün işgücü ve vergi geliri üzerine etkileri’ başlıklı tezle tamamladı. Özellikle doktora aşamasında yurtdışında (Fransa, Costa Rika, Malta) çalışmalarda bulundu. 2005 yılında kamudaki görevine başladıktan kısa bir süre sonra özel sektörde hayatına devam etme kararı alıp uluslararası bir denetim firmasında ‘Mevzuat, Eğitim, Araştırma Başkanı’ olarak görev yaptı. Halen çeşitli firma ve kuruluşlara danışmanlık yapmakla birlikte yürüttüğü ‘vergi adaleti’ ve ‘toplumda vergi bilincinin oluşması’na dair çalışma ve projeleri bulunmaktadır. Halen Başkent Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak ders vermektedir. Vergi konusundaki güncel görüş ve önerilerini “www.vergiyedair.com sitesi ve sosyal medya hesabından kamuoyu ile paylaşmaktadır.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.