'Kot kumlamadaki gibi bir tehlikeyle karşı karşıyayız'

Türkiye’de ve dünyada kot kumlamanın yasaklanmasının ardından yerine “potasyum permanganat” kimyasalı ile yapılanı işlem aldı. Potasyum permanganat, Avrupa Kimyasal Ajansı (ECHA) tarafından “tehlikeli kimyasallar” sınıfına alınmış olmasına rağmen kot ağartma işçileri üstündeki zararı henüz tam olarak bilinmiyor. Temiz Giysi Kampanyası’ndan Abdülhalim Demir, kot kumlamada olduğu gibi benzer bir tehlikenin olabileceğine dikkat çekiyor: “İnsanlar kot kumlamada çalışırken böyle bir tehlikenin farkında değildi. Yıllar sonra ortaya çıktı. Benzer tehlikeyle karşı karşıya olabiliriz.”

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Türkiye’de ilk kot kumlama atölyesi 1987’de kuruldu. 2005 yılında dünyada ilk kez bir tekstil çalışanına silikozis teşhisi konuldu. Yoğun kamuoyu desteği ve Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’nin çalışmaları sonunda 2009’da Türkiye’de kot kumlama yasaklandı.

Kot kumlanın yasaklanmasının ardından yerine kullanılan diğer metotlara ağırlık verildi. Şimdilerde en yaygın olarak kullanılan yöntem “potasyum permanganat” kimyasalı ile yapılanı işlem.

Temiz Giysi Kampanyası, tekstil sektöründe kot ağartmak için kullanılan potasyum permanganat kimyasalının işçilere verdiği zararı inceleyen bir araştırmanın sonucunu raporlaştırdı. Potasyum permanganat, Avrupa Kimyasal Ajansı (ECHA) tarafından “tehlikeli kimyasallar” sınıfına alınmış olmasına rağmen kot ağartma işçileri üstündeki zararı henüz tam olarak bilinmiyor. Raporun bir özelliği potasyum permanganatın kot ağartma işçilerine zarar verip vermediğine dair yapılan ilk araştırma olması.

‘KARŞIMIZDA NE VAR HENÜZ BİLMİYORUZ’

Temiz Giysi Kampanyası’ndan Abdülhalim Demir, raporun hazırlanma sürecinde İstanbul’da Esenyurt, Habipler, Gaziosmanpaşa- Küçükköy ve Güngören’deki atölyelere gidildiğini, potasyum permanganat kimyasalına maruz kalan, düzenli olarak potasyum permanganat partiküllerini solumak zorunda kalan işçilerin dinlenildiğini söylüyor ve kot kumlamada olduğu gibi bir tehlikenin olabileceğine dikkat çekiyor:

“Meslek hastalıkları uzun süre sonra ortaya çıkabiliyor. İnsanlar kot kumlamada çalışırken böyle bir tehlikenin farkında değildi. Yıllar sonra ortaya çıktı. Benzer tehlikeyle karşı karşıya olabiliriz. Karşımızda ne var henüz net olarak bilmiyoruz.”

Demir, “Da Vinci” adında işçiyi koruyacak bir makine olduğunu, işçilerin bu makineyle kimyasala  temas etmediğini söylüyor ve ekliyor: “Ama bu makineyi hiç bir yerde görmedik. Seri üretimi azalttığı için olabilir.”

‘BU İŞLEMDE KADINLAR DA ÇALIŞIYOR’

Demir,  “Kot kumlamada hiç kadın işçiye denk gelmemiştim ama burada kadın işçiler yoğunlukta çalışıyor” diyor. Rapor, potasyum permanganat ile ağartılmış kotların işçiler üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor:

“Kumaş yıkandıktan sonra yüzeyinde kalan kimyasal atıklar, son kullanıcıda deri açısından tahriş edici etki yaratabilmekte ve alerjik reaksiyonlara neden olabilmektedir. Avrupa Kimyasal Ajansı, 2016’da sürekli temas halinde cinsel istekte düşüş, iktidarsızlık ve doğurganlıkta düşüş gözlemlediklerini raporlamıştır. Ayrıca aynı çalışmada; 28 gün potasyum permanganat’a maruz bırakılan işçilerde iştahsızlık boy göstermiştir.”

33 yaşındaki işçi A. anlatıyor: “Arkadaşlarımız vardı. Çocuk zamanla zayıflamaya başladı ve rahatsızlandı. Çocuğu apar topar aldılar götürdüler hastaneye, ‘Neren ağrıyor?’ ‘Şuram ağrıyor, buram ağrıyor’ derken çocuk en son dedi ki: ‘Böbreklerim ağrıyor.’ Buram ağrıyor. Filmini çekiyorlar. Doktor diyor ki ‘Böbreklerinin ikisi de çürümüş.’ Çocuğu ameliyata alıyorlar, böbreğinin birini almak için. Diğer böbrek öbürüne göre biraz daha sağlam ve böbrekten zımparanın tozu, ip var ya ip, ip olmuş şekilde, yemyeşil yumurta büyüklüğünde şey çıkarıyorlar ve çocuğun böbrekleri sapasağlam. Düşün yani.”

İŞÇİLER DAHA ÇOK DOĞU ANADOLU VE KARADENİZ BÖLGESİ’NDEN 

Görüşülen işçilerin tamamı Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi’nden İstanbul’a iş için göç etmiş işçiler. Sektör çalışanlarının bir çoğu uzun yıllar boyunca bu işi yaptığı için, göçmen ya da eski mahkum olmak gibi sosyal dezavantajlara sahip olduğu için işi meslek hastalığına sebep olsa da yaptığı işten başka bir şansı olmadığını düşündüğünü beyan etmiş.

Araştırma süresi boyunca yalnız bir göçmen işçiyle görüşme şansı bulunabilmiş. Görüşülen Türkiyeli işçiler Afganistanlı, Bangladeşli, Suriyeli, Gürcistanlı, Iraklı, Türkmenistanlı, Özbekistanlı ve Pakistanlı işçilerin bu işte çalıştıklarını aktarmışlar.

32 yaşındaki M. anlatıyor: “Pakistan daha çok var. Yavaş yavaş kısım kısım gidip geliyorlar. Ben üç senedir buraya çalışıyorum, ben geldiğimde Bangladeş vardı. Afganlar ile kimse çalışmıyor. Afganlar birlik, bunlar gibi dağınık değil. Bir şey olduğu zaman Afganlar bir oluyorlar, çıkıyorlarsa hepsi fabrikayı bırakıyorlar. O yüzden Afganları pek kimse tutmuyor.”

Göçmen işçilere Türkiyeli işçilere kıyasla %50 daha az ücret veriliyor. Zımparalama ya da potasyum permanganat uygulama gibi “kirli” addedilen işleri yapan işçiler ise ortalama bir işçiden %50 daha fazla maaş almakta.

ÇALIŞMA KOŞULLARI 

Görüşülen işçilerin çoğu günde 12 saat ve haftada 6 gün çalıştıklarını beyan etmiş. Rapor, çalışma yasalarına göre haftalık çalışma saatinin 45 saat ve onun üstüne mesai ücreti ödenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Rapor, kot beyazlatma atölyesinin yatırım maliyetinin düşük olmasının bahsi geçen fason metodunun cazibesini ve yaygınlığını arttıran bir etken olduğunu söylüyor: “Genellikle kayıtsız ve merdiven altı çalışma alanları olan bu fason atölyeler; asgari ücretin altında maaş ödeyen, vergiden, ekipmandan, işçi sağlığı ve güvenliğinden çalarak hedef fiyata ulaşabilen işletmelerdir. Kayıtsız olarak üretim yaptıkları için de devletin denetim mekanizmalarının görmediği alanlarda üretim yapan işletmelerdir.”