Krizin henüz sonuna gelmedik!*

Kriz, ekonomi yönetiminin ileri sürdüğü gibi 'dış güçlerin Türkiye'ye açtığı ekonomik savaş' neticesinde gerçekleşmedi. Eğer böyle olsaydı, ekonomik büyüme oranı yukarı doğru ilerlerken, ağustostaki döviz krizi sonrasında sert bir hareketle aşağı doğru yönelmesi gerekirdi.

Ümit Akçay  uakcay@gazeteduvar.com.tr

2018 verisi artık elimizde olduğu için 2018-2019 ekonomik krizi ile ilgili birkaç gözlem yapabiliriz. Bu yazıda üç grafik ile 2018’deki gelişmeleri özetleyerek, bu özetten iki sonuç çıkardım: (i) Ağustos 2018’deki döviz krizi sadece bir katalizördü, (ii) krizden çıkış ve ekonomik toparlanma belirtileri henüz görünmüyor.

HARCAMALAR

2018-2019 krizi, 2013 sonrasında yoğunlaşan birikim modeli krizinin üçüncü halkası. 2014 ve 2016’daki iki darboğazın ardından gelen son ekonomik bozulma, Ağustos’taki döviz krizi öncesinde zaten başlamıştı.

.

Hanehalkı ve sabit sermaye harcamaları yıl başından itibaren düşerken, kamu harcamaları 24 Haziran seçimlerine kadar artmış, ancak sonrasında duraklamış. Bu tablodan, normalde 2019’da yapılması planlanan seçimlerin neden öne alındığı çok net görülüyor. Sabit sermaye oluşumuna yönelik harcamaların son çeyrekte yüzde 12,9 daralması, önümüzde henüz bir toparlanma evresinin olmadığını gösteriyor.

DIŞ TİCARET

Dış ticaret verileri de benzer şekilde döviz krizinden önce ekonomik bozulmanın başladığını gösteriyor. Örneğin ithalat birinci çeyrek ile ikinci çeyrek arasında yüzde 15,3 daralmış.

.

 

Dördüncü çeyrekte döviz krizinin ihracat artışı üzerindeki etkisinin azaldığı görülüyor. Bu da ekonomi yönetiminin ‘çıkış stratejisi’ için kötü haber.

BÜYÜME 

Geriye doğru revize edilen veriler, Türkiye ile ABD arasındaki ağustosta yaşanan gerilimin öncesinde, ikinci çeyrekte zaten ekonominin durduğunu, büyümenin ‘sıfır’ olduğunu gösteriyor. Yani, ekonomi yönetiminin anlattığı hikaye, yine kendi verileri ile çürütülmüş durumda.

.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilerden derlediğim yukarıdaki üç grafikten iki sonuç çıkarılabilir.

DÖVİZ KRİZİ SADECE BİR KATALİZÖRDÜ

Kriz, ekonomi yönetiminin ileri sürdüğü gibi ‘dış güçlerin Türkiye’ye açtığı ekonomik savaş’ neticesinde gerçekleşmedi. Eğer böyle olsaydı, ekonomik büyüme oranı yukarı doğru ilerlerken, ağustostaki döviz krizi sonrasında sert bir hareketle aşağı doğru yönelmesi gerekirdi. Ancak yaşananların bu şekilde gerçekleşmediğini, döviz krizinin çok öncesinde, 2018’in ikinci çeyreğinde ekonomik büyümenin zaten durduğunu görüyoruz.

ABD ile Türkiye arasında ağustos ayında tırmanan gerilimin elbette önemli sonuçları olmuştur. Enflasyonun fırlaması, faiz şoku ve kredi çöküşü, bu etkilerden bazılarıdır. Bu durumda Ağustos 2018’deki döviz krizinin, 2018-2019 ekonomik krizinin sadece bir katalizörü olduğunu tespit etmemiz gerekir.

TOPARLANMA HENÜZ GÖRÜNMÜYOR

İkinci önemli sonuç, krizin henüz sonuna gelmediğimizdir. Tam da bu nedenle yaşadığımız süreç, 2018-2019 krizi olarak adlandırılmalı. Gayrisafi sabit sermaye oluşumu harcamalarındaki büyük çöküş önümüzeki dönemde yatırımların öncülüğünde gerçekleşebilecek bir ekonomik canlanmanın olmadığına işaret ediyor.

İkinci olarak, dış ticaret verisinde, özellikle ihracat verisinde görülen tempo kaybı, ekonomik krizden çıkış için ihracatın vereceği desteğin daha da azalacağını gösteriyor. Bunun temel nedeni ise başta Almanya olmak üzere, Avrupa’da görülen ekonomik yavaşlama.

Gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz.

*Bu yazı ilk olarak Kriz Notları‘nda yayınlanmıştır.


Ümit Akçay kimdir?

Doç. Dr. Ümit Akçay, Berlin School of Economics and Law'da (HWR Berlin) ders vermektedir. Daha önce İstanbul Bilgi Üniversitesi, ODTÜ, Atılım Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Ordu Üniversitesi’nde çalıştı. Akçay, Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş: Küresel Kapitalizmin Geleceği (Ankara: Notabene, 2016) kitabının ortak yazarı; Para, Banka, Devlet: Merkez Bankası Bağımsızlaşmasının Ekonomi Politiği (İstanbul: SAV, 2009) ile Kapitalizmi Planlamak: Türkiye’de Planlamanın ve Devlet Planlama Teşkilatının Dönüşümü (İstanbul: SAV, 2007) kitaplarının yazarıdır. Akçay, güncel olarak uluslararası siyasal iktisat, merkez bankacılığı ve finansallaşma alanlarıyla ilgilenmektedir.