ABD ve Çin ticaret savaşına neden 'mola' verdi?

Washington ile Pekin arasında başlayan ticaret savaşı, 2018’in yatırım iklimine ve küresel ekonomiye en fazla etki eden gelişmesi oldu. İki taraf aralık ayındaki G20 Zirvesi’nde savaşa üç ay 'mola' verdi. Bu kararın temelinde, ticaret savaşında kazanmanın sanıldığı kadar kolay olmaması yatıyor.

Mühdan Sağlam  

ANKARA – Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında 2018’de başlayan ticaret savaşına tarafların ortak kararıyla 90 günlük ‘görüşme molası’ verildi. ABD Başkanı Donald Trump’ın iktidara gelmesinin öncesinde ve sonrasında en fazla eleştirdiği konu, ABD-Çin ticaretindeki dengesizlikti. Uzun süreli hedef göstermelerin ardından Temmuz 2018 itibarıyla ABD tek taraflı olarak Çin’e dönük gümrük tarifelerinde değişikliğe gitti. ABD, ikinci gümrük yaptırımlarını 24 Eylül 2018’de ilan ettiğinde Çin’den karşılık gördü, ABD’ye dönük gümrük tarifeleri artırıldı. ABD, Çin’i yeni bir yaptırım paketiyle tehdit ederken taraflar, G20 2018 Zirvesi’nde üç aylık bir müzakere arası verdiklerini duyurdu.

TRUMP’IN KORUMACI KALKANININ EKONOMİK ARKA PLANI 

ABD Başkanı Donald Trump, Çin başta olmak üzere uygulanan serbest ticaret politikasında sorunlar olduğunu ve bunun ülkesi aleyhine geliştiğini iddia ediyor. Bu çerçevede ABD’nin Asya Pasifik Bölgesi ile imzalanan Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çekilmesi, Kanada ve Meksika’ya dönük gümrük tarifelerini artırması, NAFTA konusunda güncelleme talebi bu politikaya dönük örnekler olarak ele alınabilir.

Serbest ticaret politikası şayet kendi ülkenizde ürettiğiniz ürün ithal edilene göre daha ucuzsa işlevseldir. Ancak dünyada üretim; işçilik, vergilendirme ve ham madde açısından ucuz olan bölgelere kaymış durumda. Çin, Tayland ve Endonezya gibi ülkeler ilk akla gelen örnekler. İşte bu nokta serbest ticaret, ABD gibi ekonomilerin lehine değil aleyhine işliyor. Zira gümrük tarifesine rağmen Çin gibi üretim merkezlerinde imal edilen ürünler ABD’de üretilene göre daha ucuza geliyor. Dahası bu noktada küresel rekabetten geri kalmak istemeyen firmalar, üretimlerini daha ucuz ülkelere taşıyor. Örneğin ABD’li otomobil üreticilerinin bazı fabrikalarını Meksika’ya taşıması gibi.

İlk olarak Trump yönetimi yurtdışında üretim yapan firmalara ‘ülkenize dönün’ çağrısında bulundu ancak bir karşılık alamadı. Çin’de üretim yaparak daha fazla kazanmak varken, firmalar Trump’ın hatırını kırmayıp ABD’ye dönmedi. Böylece rızadan zora geçildi.

Zor yöntem yalnızca firmaları değil devletleri de hedef alıyor. ABD, korumacı önlemlerle ekonomik üretimini artırmak istiyor. Korumacılık temelde ithalata daha fazla gümrük tarifesi ve vergisi uygulanması demek. İşte Çin’e dönük stratejinin arka planı buna dayanıyor.

TRUMP’IN TEMEL POLİTİKASI: DUVAR

‘Duvar’ Trump dönemine damgasını vuracak kavramların başında gelecek gibi görünüyor. Halihazırda Trump yasa dışı göçü önlemek iddiasıyla Meksika sınırına duvar örmek istiyor. Demokratlar buna karşı oldukları için ABD’de ek hükümet harcamaları onaylanması askıya alınmış durumda. Duvar, Meksika sınırı konusunda bildiğimiz fiziksel sınırı ifade ederken aynı zamanda ekonomik anlamda da vergi ve tarifelerin artırılmasını işaret eden bir metafor. Gümrük duvarlarının yükseltilmesi bu anlamda kullanılıyor.

‘MADE IN CHINA’YA YÜZDE 25’LİK TARİFE

Trump’ın “Çin sabrımı taşırma” çıkışına Çin’in sakin bir gülümsemeyle yetinmekle başlayan tepkisi çözüm olmadığı gibi Beyaz Saray’ın sahibini daha da öfkelendirdi. ABD ilk olarak Temmuz 2018’de Çin’den ithal edilen 53 milyar dolar değerindeki ürünün gümrük tarifesini yüzde 10’dan yüzde 25’e çıkardı. Ne oluyor demeye kalmadan Eylül 2018’de 200 milyar dolar değerindeki ürünlere de aynı tarife uygulandı. Çantadan bisiklete, bisikletten hayvan ilaçlarına, “Made in China”ya adeta savaş açıldı.

ABD’nin bu hamleleri karşısında serbest ticaretten yana aldığı tutum etkili olmadı. Pekin, “yeter artık” diyerek düğmeye bastı ve karşı yaptırımları hayata geçirdi. İki ülke arasında Çin lehine olan dış ticaret dengesi nedeniyle Çin’den daha pasif tavır bekleniyordu, zira ABD’de 2017’de Çin’den 506 milyar dolarlık ithalat yaparken, Çin, ABD’den yalnızca 130 milyar dolarlık mal ve hizmet satın almış.

Çin, 2018’de ABD’den gelen 110 milyar dolar değerindeki mal ve hizmete yaptırım uyguladı ve gümrük tarifesi yüzde 25’e çıkarıldı. ABD’nin Çin’e ihracatı 130 milyar dolar. Bu noktada Çin’in uygulayabileceği ikinci yaptırım paketinin gücü yalnızca 20 milyar dolarla sınırlı.

TİCARET SAVAŞI VE GELECEĞE DÖNÜK HESAPLAR

‘Ticaret savaşı’, gümrük tarifeleri ve vergiler yoluyla bir ülkede üretilen ürünlerin hedef alınması ve diğer tarafın da buna karşılık vermesi demek. Her ne kadar ABD, bu ticari savaşla ekonomisini üretime kaydırmak istese de gümrük tarifelerinin artırılması sonrası ABD ekonomisinde henüz gözle görülür bir değişiklik yaşanmadı. Örneğin gümrük vergisi artırılan çelik kaleminde ülkedeki çelik fiyatlarının artması sonucu olumsuz etkilenen çelik tüketicisi ve diğer sektörler, Beyaz Saray’a baskı yapmaya başladı.

ABD’nin ihracat devi olmak istediği alanların başında enerji geliyor ve LNG bunun en önemli alt kalemi. Tüm enerji projeksiyonları Çin enerji tüketiminin katlanarak artacağını ve en büyük tüketici olacağına işaret ediyor. ABD, Çin enerji pazarındaki fırsatları kaçırmak istemiyor.

Çin ekonomisindeki yavaşlama ve üreticilerin şikayetleri Pekin’in müzakere masasına çeken diğer bir etken. İki aktörün ulusal ekonomilerinin yanında yayıldıkları ağlar küresel ticareti de ilgilendiriyor. 2018-2019’daki ekonomik yavaşlama öngörüsüne neden olan en önemli faktörlerden biri ABD-Çin ticaret savaşı. Haliyle Asya Pasifik söz konusu savaştan en fazla etkilenmesi beklenen bölge.

Yukarıdaki faktörler dikkate alındığında ticaret savaşının geleceği konusunda net bir öngörüde bulunmak zor. Ancak şunu da söylemek gerek: Üç aylık müzakereler, var olan tarifelerde indirimi konu edinmiyor. Görüşmeler, olası yeni uygulamaların müzakere edilmesini içeriyor. Özetle, 2019’da küresel ekonomik gidişat ve iki tarafın ekonomik durumu ticaret savaşının seyri ve ivmesinde etkili olacak.