Mülteciler için 17 Ekim çağrısı: Uluslarötesi bir girişime ihtiyaç var

Pandemide mültecilerin koşullarının kötüleştiğine dikkat çeken Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu, 17 Ekim’de herkesi göçmen ve mülteci haklarını savunmaya çağırdı. Açıklamada "Şimdi Midilli’de tecritte tutulan sığınmacıların durumunun bir Avrupa sorunu haline gelmesinin zamanı. Şimdi Erdoğan Türkiye'sindeki göçmenlerin sömürülmesine karşı durma zamanı" ifadeleri kullanıldı.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - İçinde HDK Göç ve Mülteciler Meclisi’nin de yer aldığı Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu, tüm dünyayı ırkçılığa ve sömürüye karşı göçmen ve mülteci haklarını savunmaya çağıran bir metin yayımladı. Altı farklı dilde yayımlanan çağrı metni, 16 Ekim tarihine kadar kurum, örgüt, sendika ve topluluklar tarafından imzalanabilecek.

“Fransa'nın dört bir yanından yüz binlerce göçmenin ve kağıtsız / belgesiz insanın Paris’e akacağı 17 Ekim’de, Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu tüm göçmenleri, mültecileri, sığınmacıları, kolektifleri ve grupları Avrupa içinde ve dışında eylemlere çağırıyor” ifadeleri kullanılan metinde şunlar kaydedildi:

“Protestolar, grevler ve isyanlar, siyahları ve diğer beyaz olmayan hayatları tehdit eden sistematik ırkçılığa ve polis şiddetine karşı ABD'yi sarsıyor. Öte yandan Atlantik'te denize geri itiliyor, sınırlarda sömürülüyoruz ve göçmen kadınlar olarak iş yerlerinde tacize uğruyoruz. Avrupa Birliği'nin içinde ve dışında, yine Dublin Tüzüğü’nden dolayı, tenimizin rengi ve kâğıt şantajları yüzünden ataerkil şiddet ve ırkçılık tehdidiyle karşı karşıyayız.

LGBTİ+ göçmen ve mülteciler olarak yaşam koşullarımız, bu ırkçı sömürü sisteminden büyük ölçüde etkileniyor. ABD'de olduğu gibi, kitlesel olarak sokaklara çıkmanın zamanı geldi. Şimdi, biz göçmenlerin hayatlarını geri alma zamanı!

'BİRLİKTE MÜCADELE ETME ZAMANI'

Bu sistemi alt üst etmek için ihtiyacımız olan gücü yalnızca uluslarötesi bir girişim oluşturabilir. Son dönemde, biz göçmenlerin mücadeleleri; hayatlarımızı sınırlara, hiyerarşilere ve bizleri gittikçe daha da yoksullaştıran işlere hapseden ulusal yasalara, Avrupa Birliği politikalarına ve uluslararası anlaşmalara meydan okuyarak katlanıp çoğaldı. Bu nedenle, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Slovenya, Makedonya, Yunanistan, Türkiye, Fas ve Lübnan'dan gelen göçmen örgütlerini içeren bir uluslararası koordinasyonu hayata geçirdik. 17 Ekim'de hareket özgürlüğümüz için, ırkçılığın ve sömürünün zincirlerini kırmak için sokaklara geri döneceğiz.

Şimdi, yerel ve ulusal girişimlerin yalnızlaştırılması için uygulanan siyaseti alt ederek uluslararası düzeyde birlikte mücadele etmenin zamanıdır. Şimdi Midilli’de tecritte tutulan sığınmacıların durumunun bir Avrupa sorunu haline gelmesinin zamanı. Şimdi Erdoğan Türkiye'sindeki göçmenlerin sömürülmesine karşı durma zamanı. Kurumsal ırkçılık, her yerde göçmen emeği sömürüsünü şiddetlendiriyor.

Pandemi sırasında, göçmenler en temel görülen işleri yaparken sık sık virüsü yaymakla suçlandılar. Sığınma kararlarını beklerken aşırı kalabalık kamplarda yaşamaya zorlandılar, Balkanlar'da kovalandılar ve Akdeniz'de ölüme terk edildiler. Ancak, mülteciler ve sığınmacılar, kabul sistemlerinin sınırlarını zorlayarak, hiyerarşileri ve dışlamaları yeniden üreten ulusal düzenlemeleri protesto ederek sınırlara meydan okumaya devam ediyorlar. Göçmen işçiler sömürüyü reddetmek için grevler yapıyor. İstismara ve cinsel tacize maruz kalan, İspanya’da tarım işçiliği ve Suudi Arabistan'da temizlik işleri yapan Faslı kadınlar gibi, tüm göçmen kadınlar iş yerinde ve iş yeri dışında erkek şiddetine karşı mücadele ediyorlar. Göçmenlerin mücadeleleri, onların hayatlarını bir belgeye hapseden tüm kurumsal sisteme meydan okuyor. Biz, 17 Ekim'de; iş sözleşmesinden, gelirden, ücretten ve aileden bağımsız olarak herkes için koşulsuz ve Avrupa'nın her yerinde geçerli oturma izni talep ederek tüm bu mücadeleleri güçlendirmek istiyoruz.

Avrupa’da koşulsuz oturma iznine sahip olmak, göçmenlerin sömürülmesine, ırkçı şiddete ve erkek şiddetine karşı elbette nihai çözüm değildir. Barınmadan çalışma koşullarına, ırkçılıktan yoksulluk ve erkek şiddetine kadar pek çok zorlukla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Ancak tüm bu sorunlar, hayatımızın belgelere/kağıtlara bağımlı hale getirilmesi ile daha da kötüleşiyor. Koşulsuz oturma izni talebini, mevcut mücadeleleri güçlendirmenin ve sınır ötesi mücadelenin bir yolu olarak görüyoruz. Göçmenleri her türlü çalışma koşulunu kabul etmeye zorlayarak böylelikle tüm emekçilerin çalışma koşullarını kötüleştirmeyi amaçlayan zinciri; belge/kağıt, iş ve gelir arasındaki zinciri reddediyoruz.

‘GÖÇMENLERİ SINIFLANDIRAN AYRIMLARA KARŞI ÇIKIYORUZ’

Aile birleşiminin, patronların tacizlerinin ve sınır rejimlerinin kadınları şiddete ve baskıya maruz bırakmasına direniyoruz. Göçmen çocuklarının doğdukları ve büyüdükleri yerde yabancı olarak görülmelerini kabul etmiyoruz. Göçmenleri sığınma hakkı olan ve olmayanlar şeklinde bölen ulusal ayrımlara karşı çıkıyoruz. Avrupa’da koşulsuz oturma iznine sahip olmak, yurttaşlıktan daha fazlasıdır: Avrupa sınırları içinde ve dışında baskı ve sömürüyü reddeden herkes için uluslarötesi bir taleptir; göçmenleri ırkçılığa ve şiddete maruz bırakan devletlerin hem sınırları içinde hem de bu devletlere karşı bir hareket özgürlüğü talebidir.

Tüm grupları, örgüt ve sendikaları 17 Ekim'de gösteriler, yürüyüşler, eylemler düzenlemeye çağırıyoruz. Çünkü, göçmen emeği politik bir güçtür ve şimdi gücümüzü gösterme zamanı!”