Arap dünyasında geçen hafta: İdlib Erdoğan'ın geleceğini belirleyecek

Rai Al Youm'dan Abdülbari Atvan İdlib’te birlikleri olan Türkiye ordusunun saflarında hayatını kaybeden askerlerin sayısının sürekli arttığını belirtti. Atvan, İdlib sadece Suriye’nin geleceğini belirlemekle, ılımlı ve radikal silahlı muhalefeti bitirmekle sınırlı kalmayacak. Erdoğan’ın da Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak geleceğini, Selçuklu veya Osmanlı’yı tekrar canlandırma yönündeki hedeflerini de belirleyecek” dedi.

DUVAR – Arap dünyasında bu hafta da gündemin ön sıralarında İdlib ve buna bağlı olarak Türkiye-Rusya gerginliği vardı. İki ülke arasındaki bütün çabalara rağmen bir uzlaşma sağlanmaması ve tarafların tutumlarından taviz vermemesi İdlib’te surecin nereye doğru evrileceğiyle ilgili tahminlerde bulunmayı zorlaştırıyor.

Bu hafta Arap basınında öne çıkan yorumlar arasında ‘İdlib’in sadece Suriye’nin ve muhalefetin değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da geleceğini belirleyeceği’ vardı. Bazı yazarlar da Türkiye’nin Rusya’yla İdlib geriliminin arkasında Suriye dışında başka hesaplar olduğunu iddia etti.

İdlib’teki gelişmelerle ilgili dikkat çeken bir başka konu da ABD’den gelen Türkiye’ye destek açıklamaları oldu. Bununla ilgili, ‘ABD’nin bundan faydalanıp Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin bozulmasını umut ettiği’ şeklinde yorumlar yapıldı.

Bu hafta Libya, Muammer Kaddafi’nin NATO müdahalesiyle devrilmesiyle sonuçlanan 17 Şubat hareketinin dokuzuncu yıl dönümüyle gündemdeydi. Ancak dokuz yılın ardından ülkeyi teslim alan kaos ve şiddet ortamı, 17 Şubat Hareketi’nin daha fazla sorgulanmasına neden oluyor.

Cezayir’de Abdulaziz Buteflika’yı deviren hareketin ise (22 Şubat) birinci yıl dönümünde sokaklar hareketliliğini koruyor. Sokak hareketi, ülkenin eski rejimden tamamen temizlenmesini ve ordunun siyasetten çekilmesini istiyor.

Uzun süre gösterilerle çalkalanan Lübnan’da ise kötü ekonomik gidişat ve Lübnan lirasının dolar karşısında erimesi tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Halkın alım gücü ciddi oranda düşerken bankalar ise iflasın eşiğinde.

‘İDLİB SADECE SURİYE’NİN GELECEĞİNİ BELİRLEMEYECEK’

“Suriye sahasında ve özellikle de İdlib ve kırsalında ne olacağını şimdiden kestirmek oldukça zor. Ancak bu gidişat, Suriye rejimi ve Rusya’yla yaşanan gerginliğe karşı, içeride muhalefetin arttığı bir dönemde Türkiye’nin çıkarına uygun olmayabilir.

İdlib’te birlikleri olan Türk ordusu saflarında hayatını kaybeden askerlerin sayısı sürekli artıyor. Suriye ordusuyla yaşanan çatışmaların yanı sıra, Rusya’yla da aynı çatışmaların yaşanması durumunda bu sayı daha da artabilir. Bununla beraber bir milyon dolayında Suriyeli mülteci Türkiye sınırına doğru yönelecek. Savaşı ve daha fazla Suriyeli mülteciyi istemeyen halkın büyük bir bölümü göz önünde bulundurulduğunda, kamuoyunun söz konusu gelişmelere karşı sessiz kalması beklenemez.

İdlib sadece Suriye’nin geleceğini belirlemekle, ılımlı ve radikal silahlı muhalefeti bitirmekle sınırlı kalmayacak. Erdoğan’ın da Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak geleceğini, Selçuklu veya Osmanlı’yı tekrar canlandırma yönündeki hedeflerini de belirleyecek.” (Abdülbari Atvan/Rai Al Youm)

‘TÜRKİYE’NİN İDLİB ISRARININ ARKASINDA BAŞKA HEDEFLER VAR’

“Türkiye ve Rusya arasında Suriye’de doğrudan bir çatışma çıkar mı? Bu oldukça uzak bir ihtimal. Ancak İranlı milisler ve Rusya hava kuvvetleri destekli Suriye rejimi ve Türkiye’ye bağlı milisler arasında çatışma devam edecek. Özellikle de Türkiye, açıkça dile getirdiği taleplerinde ısrar ederse. Türkiye, Suriye ordusunun şubat ayının sonuna kadar Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini istiyor. Türkiye’nin açıkça ilan ettiği bu hedefi, açıklanmayan hedeflerin üstünü örtüyor.

Derine inecek olursak, Türkiye bu hedeflerini ve İdlib kozunu, Rusya’nın Türkiye’nin başka yerlerde söz sahibi olmasını kabul etmesi için ortaya koyuyor. Bu yerler arasında Libya da var. Zira Türkiye, Libya’da artık bir Rus desteğine ihtiyaç duymaya başladı.” (Hayrallah Hayrallah/El Arab gazetesi)

‘HALEP’İN DÜŞMESİ BÜTÜN MUHALEFETİN DÜŞMESİ DEMEK’

“Halep kırsalından geriye kalan ne varsa silahlı muhalefetin kontrolünden çıkıp rejimin kontrolüne girmesi, 2016’da Doğu Halep savaşının ardından havada kalan beklentilerin ve hesapların belki tamamen yok olduğu anlamına gelmektedir.

Halep’ten geriye kalan bölgelerin de düşmesi, Suriye silahlı muhalefetinin geçtiğimiz nisan ayından bu yana, Hama kırsalından başlayarak İdlib ve Halep kırsalına kadar olan bölgede askeri açıdan geri çekilmesini özetliyor. Bu, ulusal bir vizyona dayanmayan yanlış askeri ve siyasi taktiklerin bir sonucudur. Muhalefet, Rusya ve İran’a kendi tutumunu kabul ettiremeyen Türkiye’ye güvenmekle Rusya’nın askeri gücüyle dayattığı tavizlerle dolu bir yolda yürümeye başladı. Bu da Suriye muhalefetinin Rusya’nın rüzgârı karşısında tek başına kalmasına ve şimdiki güçsüz, dağınık hale gelmesine neden oldu.

Halep’ten geriye kalan bölgelerin rejimin eline geçmesiyle sadece Suriye’de silahlı muhalefetin düşüşü anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, Suriye Ulusal ve Devrimci Güçler Konfederasyonu ile temsil edilen siyasi muhalefet ve bundan sonra elinde müzakere edecek bir şeyi kalmayacak olan müzakere heyetinin de düşüşü anlamına geliyor. Bununla beraber Türkiye de Suriye dosyasında elinde kalan son kozları kaybetmekle büyük bir bedel ödeyecek.” (Beşir El Bekir/El Arabi El Cedid)

‘ABD, İDLİB’TE TÜRKİYE VE RUSYA’NIN ARASININ AÇILMASINI UMUT EDİYOR’

“Amerikalıların Türkiye’nin İdlib ve Halep bölgelerindeki askeri adımlarını ne derecede destekleyeceğinden bağımsız olarak, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bu çekişmelerde Ruslara Amerikalılar üzerinden, Amerikalılara da Ruslar üzerinden şantaj oyununu oynuyor. Müttefikleri Türkiye ile ilişkilerini onarma fırsatı gören Amerikalılar da, Türkiye’yi Suriye’de Rusya’ya karşı cesaretlendirici işaretler veriyor. Belki burada, daha önce 2015’te Sukhoi uçağının düşürülmesine benzer bir biçimde Türkiye-Rusya arasındaki ilişkileri vuracak bir hesap hatası umut ediyor. Ancak Türkiye sahada oldukça dikkatli davranıyor ve Rus uçaklarını hedef almaktan kaçınıyor.

Öyle görünüyor ki, Ankara ve Moskova arasındaki son görüşmelerde, Rusya’ya Amerikalılarla şantaj yapmak Türkiye açısından pek de istenilen sonuçları vermedi. Zira Rusya lideri Putin, Türkiye ve ABD arasında İdlib’le ilgili yakınlaşmanın etkileri oldukça sınırlı.” (Bekir Sıtkı/Kuds El Arabi gazatesi)

’17 ŞUBAT HAREKETİ LİBYA’DA NEYİ GERÇEKLEŞTİRDİ?’

“Şubat ayı ve ortasında Sevgililer Günü, üç gün sonrası ise Libya’da NATO’yla beraber Kaddafi rejimini ve devletin bütün erkânını deviren ’17 Şubat 2011 hareketinin’ yıl dönümü. Ki bu harekete katılanların çoğu bu yıl dönümünü kutlamayı tercih etmiyor.

‘Şubat Hareketi hedeflerini gerçekleştirdi mi?’ sorusuna cevap aramadan önce, ‘bu hareketin hedefleri ne?’ şeklinde bir soru çıkıyor karşımıza. Bu soru, Şubat Hareketi yanlıları da dâhil olmak üzere herkes için şaşırtıcı. Bu soruya tek bir cevap verilebiliyor: Rejimin devrilmesi. Bu da kaosu çağırma anlamına geliyor.

Libya’nın Şubat’ı… Dokuz yıl sonra devrimin hedeflerinden hiçbiri gerçekleşmedi. Esasen bu devrimde yer alan kesimlerin hiçbiri hedeflerin ne olduğu üzerinde uzlaşamadı. Daha doğrusu kimse bu hedeflerin ne olduğunu bildiğini de iddia edemez.” (Cibril El Ubeydi/Suudi Şark’ül Evsat gazetesi)

‘LÜBNAN’DA ÇÖKÜŞE DOĞRU’

“Lübnan vatandaşları, ülke ekonomisinin kaçınılmaz çöküşünü getiren hızlı gelişmeler ışığında yaşıyor. Yerel para birimi cinsinden aldıkları maaşlarının da günden güne nasıl eridiğine, satın alma güçlerinin nasıl düştüğüne şahit oluyorlar. Bunun yanında, bir gün bankadaki paralarını geri alacaklarına dair umutları da yok oluyor.

Lübnanlılar bu çöküşün vahşeti karşısında kendilerini yalnız hissediyorlar. Onları koruyacak kimse yok. Ne hükümet, ne milli misak, ne parlamento, ne İranlı yetkililerin ziyaretleri, ne de dünya bankasının müsteşarları.

Lübnan’daki kriz, ülkenin dış borçlarını ödeme konusunda yaşanan sıkıntıyla sınırlı değil. Kriz artık bütün alanları ilgilendiriyor ve devletin vatandaşının en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek güçte olup olmadığıyla ilgili soru işaretleri beliriyor.” (Randa Haydar/El Arabi El Cedid gazetesi)

CEZAYİR’DE HALK HAREKETİNİN BİRİNCİ YIL DÖNÜMÜ

“Cezayir’de eski devlet başkanı Abdülaziz Buteflika’yı deviren hareketin başlamasının üzerinden bir sene geçti. Yönetimdeki yeni oluşum, ülkeyi eski rejimden tamamen temizleyecek yeni bir anayasal ve siyasi reformlar başlatmak istediğini söylüyor. Ancak sokak hareketinin büyük bir bölümü buna şüpheyle yaklaşıyor ve yeni yönetimin eski rejimin bir parçası olduğunu düşünüyor. 22 Şubat 2019 tarihi Cezayir açısından sıradan bir gün değil. Bu tarihten itibaren ülke, istisnasız bütün şehirlere yayılan gösterilere sahne oldu.

Gelinen noktada devam eden gösterilerde önemli bir kesim, mevcut cumhurbaşkanının eski rejimin bir parçası olduğuna inanıyor ve bundan dolayı bahsettiği reformları kabul etmeyi reddediyor. Bu yüzden gösterilerde öne çıkan sloganlar arasında Abdülmecid Tebbun’un ‘sahte cumhurbaşkanı’ ve ‘askeri müessesenin bir icadı’ sloganları dikkat çekti.” (Lübnan El Akhbar gazetesi)