Arap dünyasında geçen hafta: Türkiye asker gönderirse Mısır ve BAE'nin tepkisi ne olacak?

Arap basınının bu haftaki en önemli gündem maddelerinden biri Türkiye'nin Libya'ya asker gönderme ihtimaliyle ilgili tartışmalardı. Libya hükümetine karşı savaşan Halife Hafter'in destekçileri arasından Rusya, Mısır ve BAE'nin olduğunu dikkat çeken Rai Al Youm gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan, "Asker ve teçhizatla dolu olan Türk gemilerinin Libya limanlarına yönelmesi durumunda, Mısır uçakları bu gemileri vuracak mı?" diye sordu

DUVAR – Arap dünyasında bu hafta en çok konuşulan konuların arasında Cezayir’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Libya vardı.

Türkiye’nin Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı mutabakat muhtırasından sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Libya’nın istemesi durumunda her türlü desteğin verilebileceği yönündeki açıklamaları, özellikle Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri medyasında tepkiye neden oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklamalarından sonra, “Türkiye Libya’ya asker gönderecek mi?” şeklindeki tartışmalar başlamışken, Libya’da ülkenin doğusunu kontrol eden ve Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) desteklediği General Halife Hafter, başkent Trablus’a yönelik yeni bir operasyon başlattığını duyurdu.

Hafter’in bu operasyonuyla beraber, Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Türkiye’den askeri yardım isteyip istemeyeceği ve Mısır gibi ülkelerin tepkisinin ne olacağına çevrildi.

Cezayir’de Abdülaziz Buteflika döneminin sona ermesinden sonra ilk cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Buteflika’nın görevi bırak(tırıl)masından sonra, eski rejim döneminden kalma bütün siyasetçilerin yeni dönemde yer almaması için gösteriler devam etti, ancak bu talep sokağın istediği ölçüde gerçekleşmedi.

Geçtiğimiz perşembe günü katılımın yüzde 41 olduğu seçimlerde yarışan 5 aday da eski dönemden kalma siyasetçiler. Seçimleri yüzde 58’lik oyla eski başbakanlardan Abdülmecid Tebbun kazandı. Şimdi merak edilen ise sokağın bu sonuçlara tepkisinin ne olacağı?

‘TOP ŞİMDİ ERDOĞAN’IN SAHASINDA’

“Gelişmeleri takip edenlerin çoğu, General Hafter’in Mısır ve Türkiye arasında Libya hususunda gerilimin tırmandığı bir döneme denk gelen adımının, doğrudan veya dolaylı olarak bir askeri çatışmaya neden olmasından korkuyor. Özellikle de Libya Başbakanı Fayiz es Serrca ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gaz zengini Doğu Akdeniz’i iki ülke arasında paylaştıran anlaşmadan sonra.

Şimdi asıl soru, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti, istemesi halinde Libya’yı koruyacağını belirten Erdoğan’dan yardım isteyecek mi? Bunun yanında BAE ile beraber General Hafter’in yanında duran Mısır’ın tepkisi ne olacak? Asker ve teçhizatla dolu olan Türk gemilerinin Libya limanlarına yönelmesi durumunda, Mısır uçakları bu gemileri vuracak mı?

General Halife Hafter, Trablus’un kontrol altına alma savaşında Mısır, BAE, Fransa ve Rusya’dan yeşil ışık almadan ve ABD de bunu göz ardı etmeden ilk kurşunu sıkan taraf olmaz. Top ise şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sahasında. Gerisini ise Allah bilir.” (Abdulbari Atvan/Rai Al Youm gazetesi başyazarı)

‘TÜRKİYE NEDEN LİBYA’YA YÖNELDİ?’

“Türkiye, hareketli bir bölgede ABD ve Rusya arasında gerilmiş olan ipin üzerinde oynamaya devam ediyor. Lakin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de başlattığı Barış Pınarı Harekatı’yla istediğini alma hususunda başarılı olamayınca, Fayiz es Serrac ile bir mutabakat muhtırası imzalayarak Libya’ya yöneldi. Belki Doğu Akdeniz’deki bu stratejik yayılma, ona enerji ve bölgesel nüfuz bağlamında önemli bir yer edinmesinin yolunu açar.

Son dönemlerde Doğu Akdeniz’in stratejik önemi, son on yılda havzasındaki gaz yataklarının keşfedilmesiyle önemli ölçüde arttı. Tarih boyunca enerji kaynakları ve geçiş güzergâhları, nüfuz alanlarının belirlenmesi ve devletlerin sınırlarının değişmesi ve çizilmesinde büyük rol oynamıştır.

Türkiye’nin Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yaptığı anlaşma Libya’da hem içerde hem de komşularıyla ve Avrupa Birliği’yle ve uluslararası hukuk açısından da birçok sorun yaratmaktadır. Çok açıktır ki Avrupa Birliği’nin tutumu ve Rusya’nın Hafter’in yanında yer alması, Trablus’ta hâkim güç üzerinden zararlarını karşılamaya çalışan Erdoğan açısından kolay olmayacak. Ki Trablus’taki hâkim güç varoluş mücadelesi veriyor ve Ankara ile imzalanan mutabakat muhtırası, belki Akdeniz’le ilgili herhangi bir oldubitti karşısında dış destek alabilmek içindi.” (Hattar Ebu Diyap/El Arab gazetesi)

‘LİBYA’DA YENİ BİR HAFTER OPERASYONU’

“Emekli General Halife Hafter, bir kez daha çıkıp başkent Trablus’u kontrol altına almak için operasyonun başladığını ilan etti. Ne var ki, geçtiğimiz sene 4 Nisan’da başlattığı operasyon kendisi açısından büyük bir felaketle sonuçlandı. Ancak tekrar ortaya çıkıp Trablus’u ele geçirmek ve Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni bitirmekte ısrar ediyor.

Hafter’in bu adımı bu sefer değişen uluslararası konjonktürde ve Libya’daki askeri çekişmeye bir çözüm getirmek için yapılması beklenen Berlin Konferansı konuşulurken geldi. Halife Hafter çok iyi biliyor ki, siyasi çözüm onu etkisini ve varlığını tamamen bitirir ve Muammer Kaddafi gibi Libya’nın bütününe hâkim olma yönündeki hayallerini boşa çıkarır.

Bu emekli general zaman içinde farklı siyasi konumlar arasında dolaştı. Kaddafi’nin emrinde çalışırken Çad ile yaşanan savaşta Vadi Dum’da esir düştü ve bu süreçten sonra ABD saflarına geçti. Uzun yıllar boyunca siyasetten uzak kalan Hafter, Şubat Devrimi’yle onun Libya’nın kaderinin belirlenmesinde rol oynayabilmek için gerekeli ortamı buldu. 1969’daki darbe girişime katılmasının üstünden uzun yıllar geçmesine rağmen gelişmeler gösterdi ki, Hafter hâlâ ilk zamanlardaki labirentin içinde yaşamaya devam ediyor.” (Semir Hamdi/El Arabi El Cedid gazetesi)

‘CEZAYİR SEÇİMLERİ MEVCUT REJİMİ KORUMAK İÇİN Mİ?’

“Cezayir’de ordu, seçimlerin daha önce belirlenen tarih olan 12 Aralık Perşembe günü yapılması konusunda ısrar etti. Hem de bu seçimlere karşı ülkenin birçok kentinde ve düzenlenen gösteriler ve boykot çağrılarına rağmen. Bunun yanında ordu, 50 yıldan fazla geçmişi olan mevcut rejimin ana iskeletini ve alt yapısını koruyabilmek için getirdiği bazı reform uygulamalarını kabul etmesi için sokak hareketine baskı kurmaya devam ediyor.

Görünen o ki, rejim ‘kara çete’ olarak bilinen bazı eski rejim mensuplarını kurban ederek Abdülaziz Buteflika’nın beşinci dönemini engelleyen halk hareketinin taleplerini boşa çıkarmaya çalışıyor. Bu ‘kara çete’nin içinde bazı aileler, iş adamları, üst düzey devlet yetkilileri yer alıyor. Kurban olarak verilenlerin arasında Buteflika’nın kardeşi Said Buteflika ve eski askeri istihbarat başkanı ve eski hükümet başkanları da var.

Cezayir’de ordunun komuta kademesi, halkın taleplerinin radikal talepler olduğunu ve kökten değişim istediğini idrak ettikten sonra bu talepleri kontrol altında tutmak ve halkın isteklerini boşa çıkarmak için, onları (askeri) halkın taleplerinin uygulayıcıları olarak gösterecek bir yol haritası belirlediler. Ama gerçekte Cezayir’de süreci kendi konumlarını koruyabilecek şekilde yönlendirdiler. Bunu, rejimi temsil eden şahsiyetleri başkalarıyla değiştirip mevcut rejime tabi 5 adayın katıldığı cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştirerek yaptılar. Amaçları, kendi yönetimlerinin sivil yüzü olabilecek yeni bir cumhurbaşkanı seçmektir.” (Amr Kavş/El Arabi El Cedid gazetesi)

‘CEZAYİR’DE SEÇİM SONUÇLARINA SOKAĞIN TEPKİSİ NE OLACAK?’

“Cezayir’de Abdülmecid Tebbun’un cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığı açıklandı. Yaklaşık 50 yıllık bir siyasi geçmişi olan Tebbun, eski bir başbakan. Cezayirliler, geçtiğimiz perşembe günü üç boyutlu bir tufan ortamında sandık başına gitti. Bu tufanın ilk boyutu, eski rejimin bütün adamlarının temizlenmesi ve seçimlerin ertelenmesini talep eden binlerce göstericinin temsil ettiği sokağın öfkesidir. Seçimlerin geçici cumhurbaşkanı tarafından belirlenen tarihinde yapılmasında ısrar eden asker ise bu tufanın ikinci boyutudur. Üçüncü boyut ise bu seçimlerin sonucunda neler olacağı ve sonuçları karşısında sokağın nasıl bir tepki vereceğidir.

Şu an en önemli tartışma, seçimlere katılım oranının ne kadar olduğu, öfkeli sokağın sonucu ne derecede kabul edebileceği ve gösterilerin seçim sonuçlarını reddetmek için devam edip etmeyeceğidir. Nitekim gösterilerin en belirgin sloganı, Buteflika döneminden kalan bütün isimlerin siyasete katılmasının engellenmesiydi. Ancak seçime giren adayların hepsi o dönemden kalma.” (Abdurrahman Şalkam/Suudi Şark’ül Evsat gazetesi)