Gazete Duvar yazarları ABD Senatosu'nun kararını değerlendirdi: İkili ilişkiler nasıl etkilenir?

Prof. İlhan Uzgel: ABD'nin elinde Türkiye'ye karşı kullanabileceği çok sayıda koz birikti... Aydın Selcen: Ankara’nın Ermeni Soykırımı diplomasisinden arda kalan biricik tutamak, ABD’ye bunu tanıtmamak idi. Şimdi o da kalmadı... Cansu Çamlıbel: Elbette Kongre'nin iki kanadının da ezici çoğunlukla tasarıyı kabul etmesi Türkiye açısından diplomatik bir yenilgi...

DUVAR – ABD Senatosu’nun Ermeni Soykırımı’nı oy birliğiyle tanıması ne anlama geliyor? İkili ilişkiler bu karardan nasıl etkilenir? ABD Kongresi’nin Türkiye üzerinde kurduğu baskı tırmanırken, ABD Başkanı Donald Trump karara ne tepki verecek?

Gazete Duvar yazarları Prof. İlhan Uzgel, Aydın Selcen ve Duvar English Genel Yayın Yönetmeni Cansu Çamlıbel değerlendirdi. Yazarlarımızın yorumları şöyle:

İlhan Uzgel

İLHAN UZGEL: ABD’NİN ELİNDE KOZLAR BİRİKTİ

İlk defa hem Senato hem Temsilciler Meclisi aynı yönde karar aldı ve bu karar oy çoğunluğu ile geçti. Bu ciddi bir durum. Çünkü, birincisi, genelde bu tür tasarılar gündeme geldiğinde, Türkiye’yi destekleyen oy sayısı daha fazla olurdu. Burada bir değişiklik var. İkincisi, yalnızca Ermeni karar tasarısı değil, başka konularda da ABD’nin elinde Türkiye’ye karşı kullanabileceği çok sayıda koz birikti. Geçmişte bu böyle değildi. Günümüzde ise, Cumhurbaşkanının mal varlığından, Halkbank’a ve diğer ekonomik yaptırımlara kadar çok fazla araç var. Amerika istediğinde bunları gündeme getirip, Türkiye üzerinde baskıyı artırmak için kullanıyor.

Sonuç itibariyle, büyük olasılıkla önüne geldiğinde Trump bunu veto eder. ABD, bu konuda henüz tam bir karar vermiş değil. Ermeni olaylarını soykırım olarak tanıyıp tanımama konusunda pozisyonunda bir değişiklik var mı bilmiyoruz. Şimdiye kadarki pozisyonu gayet netti; devlet olarak, yönetim olarak tanımıyordu ama eyalet sistemi olduğu için eyaletler kendi kararlarını alıyordu. Amerikan federal hükümeti bu kararı muhtemelen almaz.

Ama tabii şu an siyasetin dengeleri çok değişti. Türkiye’nin Amerika’daki imajı çok olumsuz. Trump’ın kendisi zayıfladı, azil süreciyle başı belada. Türkiye’ye dair çok fazla baskı olduğunda ve tüm bu araçlar gündeme geldiğinde bunların hepsine Trump’ın direnmesi zor olabilir. Bir kaç tane fire verilebilir, böyle bir risk var. Bunları, yani Ermeni tasarısı gibi bütün Türkiye’yi hedef alacak bir karar yerine -çünkü bunun AKP ile bir ilgisi yok, bu doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir tasarı olur- doğrudan Erdoğan’ı cezalandıracak araçların kullanılması daha yüksek bir ihtimal.

Aydın Selcen

AYDIN SELCEN: AĞIRLIĞIMIZCA TARTILACAĞIZ

Ankara’nın Ermeni Soykırımı diplomasisinden arda kalan biricik tutamak, ABD’ye bunu tanıtmamak idi. Şimdi o da kalmadı. Vaşington Büyükelçiliği’nin başat işlevlerini, etkisini yitirdiği uzun zamandır tescilliydi. Şimdi, Yalçındağ gibi arka kanal, Kalın gibi tepeden bağlantıların da akim kaldığı belli oldu. Yaptırımlar geçerken, Ermeni Soykırımı’nın da kabulü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bize çok başarılı geçtiği söylenen, benim de Gazete Duvar’da özetle ‘bu ortamda bundan iyisi olamazdı’ yorumu yaptığım Vaşington ziyaretinin ömürsüz, ‘efemer’ olduğunu gösteriyor.

Demek ki diplomatik zafer sanılan, Başkan Trump’ın önüne tablet açarak yapılan sunumlarla renklenen ikili temaslar meğer ‘bu size son kıyağım, bunu da ıskalarsanız, sizi ben de kurtaramam’ demekmiş. Her şeye rağmen, ABD sisteminde başkanın masasının ağırlığı büyük. Genelde ABD için ve kişisel olarak Başkan Trump için Türkiye’nin ağırlığı nedir, bunu anlamak üzere son kez kantara çıkacağız, ağırlığımızca tartılacağız.

Benim öngörüm dış politikamızda baskın meydan okuma anlatısının artık sınırlarına ulaşıldığı. Bu durum, ‘artık ayaklar yere basar’ demek değil. İddialılık sanılan gözü karalık, etkinlik sanılan işgüzarlık: Sonuçlarına katlanacağız.

Cansu Çamlıbel

CANSU ÇAMLIBEL: DİPLOMATİK BİR YENİLGİ

Ankara’nın yıllardır jeostratejik öneminden kaynaklanan nüfuzunu ABD yönetimleri üzerinde kullanarak Kongre’de komisyon aşamalarında defalarca frenlediği soykırım tasarısının 1.5 ay içinde iki kamaradan da geçmesini tetikleyen şey “Barış Pınarı Operasyonu” oldu. Son üç yıldır Erdoğan hükümetine farklı sebeplerle bilenen Kongre’nin bu adımı atması için sadece son bir kıvılcım gerekiyordu. Başkan Trump’ı Suriye’de ABD’nin ana ortağı YPG Kürtlerini ortada bırakmaya iten lider olarak kodladıkları Erdoğan’ı cezalandırma yöntemlerinden biri olarak gördüler.

Trump’ın her hal ve şartta Erdoğan’ı kolluyor görüntüsü vermesi Kongre’nin bu noktaya savrulmasında etkili oldu.

Elbette Kongre’nin iki kanadının da ezici çoğunlukla tasarıyı kabul etmesi Türkiye açısından diplomatik bir yenilgi. Ahlaki anlamda konuyu ABD Kongresi açısından tartışmasız hale getirdi. Ancak Senato ve Temsilciler Meclisi’nden geçen tasarılar ABD’nin Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıması anlamına gelmiyor. Bunun için görevdeki ABD yönetiminin ve Başkan’ın tanıması şart. Halbuki Senato ve Temciler Meclisi’nden geçen metinler ‘ortak bir tasarı’ olmadığı için Başkan Trump’ın onayına gitmeyecek, yani yasalaşmayacak.

‘Ortak tasarı’ olsaydı o zaman Türkiye’nin işi çok zordu. Zira Trump veto etse bile hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde bir kez daha üçte iki çoğunluk ile geçtiğinde ‘veto-proof’ hale gelirdi. Yani Başkan’ın onayı olmadan yasalaşırdı. Ankara apar topar Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminden vazgeçtiğini, gelen ekipmanı geri gönderdiğini açıklasa bile aritmetiği kendi lehine değiştiremezdi.

Dolayısıyla Ankara’da birileri illa bir teselli arıyorsa, evet en kötü senaryo bu değil. Tazminat davaları ve olası sıkıntılı hukuki süreçler için bu tasarı tek başına bir temel teşkil edemez. Ancak gelinen nokta Ankara’nın ABD nezdindeki manevi argümanı kaybettiğinin teyididir. (HABER MERKEZİ)