Arap dünyasında geçen hafta: ABD İran'a savaş açar mı?

Arabi 21 internet sitesinden Firas Ebu Hilal Arap Körfezi bölgesinin 2003’teki Irak işgalinden bu yana, askeri ve siyasi söylem açısından şimdiki gibi bir gerginlik yaşamadığını belirtti. Yazar "Analistler, ABD’nin İran’a karşı başlatacağı geniş çaplı ve bölgesel bir savaşın tarihinden bahsediyor" ifadesini kullandı.

DUVAR – ABD ve İran arasında artan ve ABD’nin bölgeye bir uçak gemisi gönderme kararıyla daha da tırmanan gerilim, Arap dünyasının birinci gündem maddesi olmayı sürdürüyor. Taraflardan gelen sert açıklamalar, Arap gazetelerinde kaçınılmaz bir savaş olarak yorumlanırken, bazı yazarlar savaşı düşük bir ihtimal olarak görüyor.

Sudan’daki gelişmeler ise Arap dünyasının bir başka önemli konusunu oluşturuyor. Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasında bir uzlaşmaya varıldığının açıklanmasından sonra ülkede tansiyon halen yüksek. Sudan’a yönelik bölgesel ve uluslararası tarafların müdahaleleri de ülkenin içinde bulunduğu çıkmazın bir başka nedeni olarak görülüyor.

Filistinliler ise Nekba’nın (Büyük Felaket) 71’inci yıl dönümünde geçtiğimiz günlerde basına sızdırılan Yüzyılın Anlaşması Planı’nı tartışıyor. Suriye sahasında ise İdlib konusu gündemde. Suriye ordusunun son operasyonları bağlamında şehri nasıl bir geleceğin beklediği merak konusu.

‘ABD HÜKÜMETİ SAVAŞ HÜKÜMETİNİ ANDIRIYOR’

“Arap Körfezi bölgesi 2003’teki Irak işgalinden bu yana, askeri ve siyasi söylem açısından şimdiki gibi bir gerginlik yaşamadı. Zira analistler, ABD’nin İran’a karşı başlatacağı geniş çaplı ve bölgesel bir savaşın tarihinden bahsediyor.

Şu an böyle bir savaş ihtimalinden bahsedilmesine neden olan birçok unsur var. Bunlardan en önemlisi, Amerika’da Donald Trump yönetimi gibi radikal bir yönetimin olmasıdır. Zira bu hükümet bir savaş hükümetini andırıyor.

İkinci önemli unsur, Trump’ın İngiltere sağını ve Siyonist sağı insafsızca yanına çekmeye çalışmasıdır. Zira bu her iki taraf İran’a karşı oldukça radikal ve İran ile girişilecek bir savaşın kendi çıkarlarına olacağını düşünüyor. Üçüncüsü de Trump’ın nükleer anlaşmayı tek taraflı olarak feshetmesidir. Nükleer anlaşması uzlaşmanın temel taşıydı.

Amerika’nın İran’a yönelik bir savaşında sadece İran değil, Araplar da çok şey kaybedecek. Örneğin 2003 Irak işgalinde ve daha önceki savaşlarda Araplar hep kaybetti. Çünkü ABD’nin siyaseti, Arapların önceliklerini de hesaba katmıyor. ABD’nin tek önceliği kendisinin ve Siyonist işgalin çıkarlarıdır.” (Firas Ebu Hilal – arabi21.com)

‘BÖLGE BÜYÜK SAVAŞ’IN EŞİĞİNDE’

“ABD’nin son askeri adımları ve Körfez bölgesine Abraham Lincoln adlı uçak gemisi göndermesiyle tırmanan gerilim, ABD’nin İran ile yaşadığı çekişmede yeni fasıl niteliğindedir. Ancak aynı zamanda da, İran’a yönelik uygulamaya koyduğu ambargoların arttırılmasından sonraki en şiddetli adımdır. Bu durum, Arap toprakları üzerinde bölgesel bir savaşın çanlarının çalması demektir. Ki böyle bir savaşın tarafları da ABD ve İran’la sınırlı kalmayacak, her iki tarafı da destekleyen bölgesel ve uluslararası güçler kendi çıkarları doğrultusunda savaşa müdahil olacaktır. Bu da bütün Ortadoğu’yu büyük bir savaşla karşı karşıya bırakacaktır.

ABD’nin böylesine adımlar atması ilk defa olmayabilir. ABD daha önce 2010 yılında buna benzer bir uçak gemisini İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehditlerine karşı bölgeye gönderdi. Bugünkü gelişmeleri daha öncekilerden ayıran fark, tarafların bu sefer çok açık bir şekilde karşı karşıya gelmiş olmasıdır. Daha da önemlisi, bunun kararı sağcı ve hasımlarına karşı sadece güç diliyle konuşmayı bilen bir Amerikan yönetimi tarafından alınmış olmasıdır.” (Hâlâ Mustafa – Mısır El Ahram)

SUDAN’A YÖNELİK DIŞ MÜDAHALELER

“Sudan’la ilgili herkesin gözden kaçırdığı veya bilerek göz ardı ettiği gerçek, Sudan için giderek artan bir dış çekişmenin olduğudur. Bu dış güçler de dört aydır devam eden halk hareketine müdahale etmeye çalışmaktadır. Bu dış taraflardan birincisinin içinde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri var. İkinci grupta ise Türkiye ve Katar yer alıyor.

Suud ve BAE’nin içinde bulunduğu birinci grup, Abdülfettah El Burhan’ın konsey başkanlığına gelmesiyle sonuçlanan Askeri Konsey müdahalesi kendi çıkarlarına uygun olduğu için ülkede gerginliğin dinmesini istiyor. El Burhan, Suud ve BAE öncülüğündeki Arap koalisyonunun Yemen savaşını desteklemesiyle biliniyor. Diğer taraf ise, ülkede halk hareketinin devam etmesini ve eski rejim destekçilerinin yardımıyla da gerilimin tırmanmasını istiyor.

Sudan’ın önünde şu an için üç örnek duruyor. Birincisi Mısır örneği, ikincisi Libya, üçüncüsü de Cezayir örneği. Biz de son örneği Sudan için temenni ediyoruz. Çünkü hem en barışçılı hem de en uygun olanıdır. Cezayir örneği, dış müdahalelere bütün kapıları kapattı. Veya en düşük seviyede tuttu.” (Rai Al Youm gazetesi – Başyazı)

‘SUDAN’DA DERİN DEVLET’

“Beşir’in devrilmesinden sonra en çok şikâyet edilen şey “derin devletin” gösterileri baltalamaya ve devrime darbe indirmeye çalışması, göstericilere silahlı saldırıda bulunması, resmi ve diğer birçok evrakı yok etmesi ve ülke dışına çıkarması, elektrik ve su gibi hizmetlerin verilmesini engellemesi oldu.

Daha da kötüsü bu derin devletin gizli silahlı milis grupları, halk savunması, öğrenci güvenlik grupları ve başka benzer oluşumları hâlâ halkın arasında serbestçe geziyor.

Askeri meclis derin devletin komploları hakkında ciddi şüpheler olmasına rağmen bununla ilgili harekete geçmedi, dahası geçmiş dönemin bazı sembol isimlerini tutuklanmaktan korudu.

Geçmiş yönetimin birçok yöneticisi tutuklanmadı. Bazıları Hartum Havalimanı’ndan çıkarak kaçtılar ve bir kısmı da hâlâ ülke içinde.

Bunun yanı sıra, bildiri dağıtarak veya yayınlayarak halka ulaşmaya devam eden Ulusal Kongre Partisi ve Beşir yönetiminin desteklediği ve sayıları yüzleri bulan bazı marjinal partiler gibi eski yönetimin sembolleri hâlâ duruyor. Askeri meclisin bunları da diyaloga davet etmesi, devrimi baltalamaya çalıştığı ve eski yönetimi yeniden oluşturmaya çalıştığı gibi geniş eleştirilere yol açtı.” (Osman Mirğeni – Suudi Şark’ül Evsat)

‘İDLİB NEREYE?’

“Suriye’de yönetime karşı savaşan silahlı gruplar ve muhalifler son yıllarda, yönetim ile yaptıkları pazarlıklar sonucu İdlib’te toplandı.

Son sığınakları İdlib’in dışına çıkmaları imkânsız ve buraya sıkışıp kaldılar. Şehrin kaynaklarını kullanamıyorlar, çeşitlilik gösteren bu gruplar arasında iç çatışmalar da devam ediyor.

Üstelik militanların ve silahlı grupların fazlalığı çatışmaların şiddetini daha önce görülmemiş şekilde arttırabilir ve şehri yıkarak diğer harap şehirlerin arasına katabilir. Şehrin asıl sakini olan, harap olmuş başka şehirlerden gelen ve militanların ailelerinden oluşan 3 milyon insana ne olacağı ise belli değil.

İdlib’teki çatışmaların şiddetinin artması militanları kaçmaya zorlayabilir, diğer yerleşim yerlerine, yönetimin kontrolünde olan bölgelere sızabilirler. Burada kendilerine gizli karargahlar (hücreler) oluşturup Suriye ordusuna karşı yıpratma savaşı verebilirler. Böyle bir durumda ülke, yönetim yanlılarının da karşıtlarının da (bu savaşta) kendi yakınlarından sağ kalanların yaşamalarını sağlayabilmek için girmeyi ümit ettiği barış ortamından farklı bir sürece girer.” (Malik Vennüs – El Arabi El Cedid)

’71 YIL SONRA FELAKETİN (NEKBA) EN BÜYÜĞÜ MÜ GELİYOR?’

“Filistinliler 71 yıldır Nekba (Büyük Felaket) gününü çeşitli şekillerde anmayı gelenek haline getirdi. Bazen yaptıkları eylemlerle, bazen gösterilerle bazen de siyasi etkinliklerle bu anmayı gerçekleştirirler. Ancak Filistinliler bu yıl Nekba gününün yıldönümünü farklı bir şekilde yaşıyorlar. Özellikle de bu Nekba’nın bir dizi Nekba günleri daha yaratması ve gelinen noktada Filisitnlileri Washington’dan gelen bütün Nekba’ların en büyüğüyle karşı karşıya bırakmasından sonra.

Yaklaşık üç senedir, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzlaşma planı olarak tabir edilen planı çeşitli biçimlerde sızdırılıyor. Hem de resmi olarak bir açıklama yapılmadan ancak kasti bir şekilde. Bunu da özellikle bazı kabul edilmesi mümkün görünmeyen maddeleri ile ilgili Filistinlilerin ve Arapların nabzını yoklamak için yapıyor. Ancak ramazan ayında açıklanması beklenen bu planla ilgili sızdırmalar son dönemde daha da artmış durumda.

Kesin olan şu ki, yıldır Nekba yaşayan Filistinliler – ki bu da işgal devletinin yaşı oluyor – İsrail’in zayıf ve güçlü yönlerini ve ona karşı nasıl davranacağını artık biliyorlar. Bunun yanı sıra, yıkıcı Trump yönetiminin Nekbaların Anası niteliğindeki planını aşmak için tecrübeleri de var.” (Yunus El Seyyid – BAE El Haliç)