Notre Dame ve İslam aydınlarının şiddet tarafgirliği

Restorasyon çalışmaları öyle veya böyle bitecek. Notre Dame bir kez daha Paris'in ortasında bir edebiyat abidesi olarak yükselecek. Radikal düşünceli Müslümanlar da kendi karanlık komplo teorilerinin içinde kendi kendilerini bir kez daha zehirlemiş olacaklar.

Ayşegül Karakülhancı Duman  aysekh2808@gmail.com

KÖLN- Antik dönemlerden bu yana, aynaların insanların gerçekte ruhunu yansıttığına inanılır. Aynalar belki insan ruhunu yansıtmıyor ancak aynaların yapamadığını günümüzde internet yerine getiriyor. Paris’in sembolleri arasında en önemlilerinden biri olan Notre Dame katedralinde çıkan yangına sosyal medyada verilen tepkiler bize akılları ve kalpleri yansıttı.

Yanan Fransa’da tarihi bir kilise değildi. Müslüman radikaller için yanan katedral, Avrupa’nın, Merkel-Macron liberalizminin de çöküşüydü. Akıldan, bilgiden yoksun, çeşitli teoriler ürettiler.

Türkiye havuz medyasının TV kanallarında boy gösteren kimi ‘araştırmacılar’ Keltlerden, Germenlere oradan tapınak şövalyelerine, oradan da katedralin yeniden inşası için bağış yapanların gizli maksatlarına varana kadar türlü ezoterik bilgi kırıntılarının içerisine Türk-İslam sentezi milliyetçiliklerini de katarak ağızlarını şapırdata şapırdata Macron’un Türkiye ve İslam karşıtı politikalarından yola çıkarak yangını yorumladılar.

Sağcı düşünce komplo sever, nefret sever, bilinmezlik sever ki kendisini var edebilsin.

Müslüman dünyasının kimi mensupları Avrupalı gazetelerde yayınlanan yazı ve analizlerin altına “Notre Dame’a düşen ateş Tanrı’nın intikamıdır” gibi yorumlar yazdılar. Yorumlarını da “Allahu Ekber” ifadesiyle bitirerek. Türkiye’de de bazı ‘gazeteler’ buna benzer düşünceleri manşetlerine taşıdılar.

İslam dünyası aydınları bir kez daha bu tarz yorumlara kayıtsız kaldı. İslam aydınları, Batıda yaşanan her felaketten sonra, çiğ düşünce ve sevinçlerini ifade eden Müslümanların varlıklarından gerçekten rahatsız olmuyorlar mı?

Gerçi Avrupa’da veya ABD’de yaşayan Müslüman aydınların bir kısmı başkasının acısına gösterilen sevincin doğru olmadığına karşı çeşitli açıklamalar yaptılar. Tabi yine bir yanlış kavrama olduğunu da eklemeyi ihmal etmeyerek.

Kimi Müslüman aydınlar, vaktinde Cihad teriminin Müslümanlarca yanlış anlaşıldığını kullanımın aslında “kendini saflaştırma” ve “kendi nefsine karşı savaşmak” anlamına geldiğini de açıklamışlardı. Şimdi de “Allahu Ekber” terimini yeniden yorumluyorlar. Belki yeni yorumlamalar yangına verilen tepkilerden kaynaklanan endişeleri giderebilecek diye düşünüyorlar. Kitlelerin üzerine araç sürmek, bıçakla saldırmak veya insanları din adına tehdit etmek bunları ne olarak yorumlayacaklar. Müslümanların kullandığı yanlış bir iletişim dili olarak mı? İslam aydınlarının şiddetle ilgili bir sorunları yok mu? Şiddete karşı göreceli tavır sergilemeyi neden tercih ediyorlar?

Restorasyonda yaşanan herhangi küçük bir ihmalin sonucu olarak kazara çıktığı varsayılan Paris’teki yangından sonra “Allahu Ekber” kullanılıyor olmasını anlamak mümkün değil. Eskiden sadece cihatçılar tarafından bir savaş kavramı olarak kullanılan bu ifade artık iyice sıradanlaştı. Müslüman aydınlar bu kullanıma yeni bir kılıf uydurmaya çalışmakla uğraşmaktansa Müslümanlar arasında da Hıristiyanlar, Yahudiler ve ateistler arasında olduğu gibi dürüst, adil, empati gücü olan, barışçıl insanlar olduğu kadar bunun tersi olanlarda var diyemiyorlar. Neden insanlık için tehlikeli olabilecek şiddet seven veya yücelten Müslümanları da kolektif bir biçimde korumaya çalışıyorlar? Müslümanların yaptıkları yanlışa yanlış demekten imtina ediyorlar.

Nedense kendilerini ya insanlığın kurbanı ya da önderi olarak gören Müslümanların sayısının kendilerini insanlığın bir parçası olarak görenlerden daha çok olduğunu bir türlü kabul edemiyorlar.

Müslümanların bu türünün hem Müslüman toplumlara hem de genel olarak dünyaya bir yük olmasını önemsemekten hala çok uzaklar.

Her fırsatta bu insanların nefretlerini görmezden gelmek, bu nefrete bir kulp bulmak yerine bu insanların kendilerini nefret ve şiddet duygusundan kurtarmaları için onlara yardım etmekle uğraşmayı Müslüman aydınlar pek tercih etmiyorlar. Demek oluyor ki, bu tavırlarının bu insanların kendilerini kurban rolünde hissetmelerini daha da teşvik ettiğini fark etmeyecek kadar da konudan uzaklar.

Restorasyon çalışmaları öyle veya böyle bitecek. Notre Dame bir kez daha Paris’in ortasında bir edebiyat abidesi olarak yükselecek. Radikal düşünceli Müslümanlar da kendi karanlık komplo teorilerinin içinde kendi kendilerini bir kez daha zehirlemiş olacaklar. Ne yıktıklarını yeniden inşa edebilecekler ne de tüm insanlığa mal olabilecek yeni bir şey üretebilecekler. Ancak kendisini insanlığın bir parçası olarak kabul edenler, insanlığın başarılarına katılabilir, dünyada yaşanan ızdırabı şefkatleriyle sarmaya çalışabilir.

Şiddet seviciliğine ve şiddete karşı net tavrını koymayan Müslüman entellektüel ve aydınlar şiddet davranışının bir parçasıdırlar. Bir aydının görevi sadece karşı tarafın şiddet ve nefretiyle mücadele etmek değil, özellikle kendi saflarındaki şiddetle mücadele etmektir.