Arap dünyasında geçen hafta: Ankara-Şam hattının arabulucusu İran

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Türkiye ziyareti bu hafta önemli gelişmelerden biriydi. Zarif’in Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı basın toplantısında, Türkiye ve Suriye arasında bir arabuluculuk girişiminden bahsetmesi dikkat çekti.

DUVAR – Sudan ve Cezayir’deki gelişmeler Arap dünyasında gündemin üst sıralarında olmaya devam ediyor. Her iki ülkede de gösteriler devam ederken, bu süreçte orduların oynadığı rol ve gelecekte nasıl bir rol izleyecekleri çokça tartışılmaya başlandı.

Cezayir’de Abdülaziz Buteflika, Sudan’da da Ömer El Beşir dönemleri, askeri müdahale neticesinde biterken, her iki ülkede öngörülen geçiş döneminin nasıl olacağı ve bu geçiş döneminin kimler tarafından idare edileceği büyük bir anlaşmazlık unsuru olmaya devam ediyor.

İsrail’in geçtiğimiz günlerde Suriye’ye yaptığı son saldırıların yankıları devam ediyor. Rusya’nın Suriye’ye S-300 hava savunma sistemleri verdiğinin açıklanmasından sonra bile, İsrail’in bu saldırılarının neden durdurulmadığı birçok soru işaretini beraberinde getiriyor. Bazı gazeteleri Filistinli gazeteci Hüseyin El Suveyti tarafından ortaya atılan ve Rusya Suriye’ye S-300 hava savunma sitemleri vermedi yönündeki iddiaya olası bir ihtimal olarak bakıyor.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Türkiye ziyareti de bu hafta önemli gelişmelerden biriydi. Zarif’in Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı basın toplantısında, Türkiye ve Suriye arasında bir arabuluculuk girişiminden bahsetmesi dikkat çekti.

‘ASKERİN ROLÜ SADECE REJİMLERİ KORUMAK MI?’

“Asker, Mısır, Cezayir, Sudan ve Yemen gibi ülkelerde halk hareketlerini gasp ederek onları kontrolü altına aldı. Libya’da ise, oradaki durum kullanarak ülkenin bütün gücü kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bazı Arap ülkeleri, yaşadığı darbelerin çokluğuyla ön plana çıktı. Buna Sudan örnek olarak gösterilebilir. Sudan, bağımsızlığından bu yana dört darbe yaşadı ve altı darbe girişimi atlattı.

Önemli olan, asker bugün halkı eski rejimlerden kurtaran olarak görünüyor. Ayrıca sivil görünüme bürünüp kendilerini aday gösterip, şeffaflığı tartışmalı seçimlerde başkanlık koltuğunu tekrar kazanmaya çalışıyorlar.

Asker iktidarı ele geçirdiği zaman bu, parlamentoların feshi, siyasi partilerin olmayışı, anayasa ve kanunların iptal edilmesi demektir. Sadece tanklar ve askeri beyanlar olur. Sudan ve Cezayir örneklerinde de görüldüğü gibi Arap rejimleri, sadece kendilerini koruyabilmek askeri müesseseler küraralar. Halkın korunması için sivil kurumlar oluşturulmaz. Bu da en güçlü kurum olan ordunun, rejimin korunmasının esas olduğunu düşünmesini en iyi şekilde açıklar.” (Fayiz Reşid/Kuds El Arabi)

HANGİSİ DAHA MAKBUL: ASKER Mİ SİVİLLER Mİ?

“Cezayir ve Sudan Buteflika ve El Beşir’in istifası veya görevden alınmalarından sonra bir geçiş dönemine ihtiyacı var.

İşte asıl büyük soru da, bu geçiş dönemini idare edebilecek yetkili ve güvenilir organ kim olmalı? Bir tarafta, güvenliği sağlayabilecek, kaosu önleyecek ve istikrarı tesis edecek ve seçimleri doğru bir şekilde yürütecek tek gücün asker olduğunu düşünüyor. Diğer tarafta da askerin iktidarı bu dönemde elinde tutmasından çekiniyor ve ordunun daha sonra yönetimi sivil bir hükümete teslim edeceğinin garantisi olmadığını düşünenler var. Arap dünyasındaki tecrübeler bu bağlamda oldukça kötü. Tabii yönetimi sivil hükümete devreden Sivar El Zeheb tecrübesi dışında.

Bunun yanı sıra, askerden kaynaklanan korkuyla geçiş döneminin siviller tarafından idare edilmesi gerektiği görüşünde olanlar var. Ancak siviller de bu konuda pek masum sayılmaz. Sivil bir cenahın yönetimi tamamen kendi kontrolüne almayacağının, yolsuzluğa bulaşmayacağının hasımlarına karşı zulmetmeyeceğinin de garantisi yok.

Belki de en kabul edilebilir çözüm, asker ve sivilleri bir araya getirebilecek bir formülün bulunması. Bu geçiş döneminde yer alacakların bağımsız olmaları da temel şart olmalı. Hiçbir siyasi partiye mensup olmamalı. Çünkü gelecekteki seçimlerde zaten siyasi partiler yarışacak. Dolayısıyla seçimlere katılacak kesimlerin, seçimleri düzenleyecek ve idare edecek yönetimde bulunmaya hakkı yoktur. Daha önce bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi.” (Rahil Muhammed Garaybe/Ürdün El Destur gazetesi)

‘S-300’LER İSRAİL SALDIRILARININ NEDEN DURDURMUYOR?’

“İsrail savaş uçaklarının Suriye’nin Hama vilayetine bağlı Misyaf bölgesindeki askeri noktalara yönelik gerçekleştirdiği son hava saldırıları, İsrail Başbakanı Bünyamin Netenyahu’nun Moskova ziyaretinden sekiz gün sonra geldi. İsrail Knesset seçimlerinden de dört gün sonra.

Saldırılar, Ruslar’ın Suriye’ye S-300 hava savunma füzeleri vermesinden –ki geçtiğimiz mart ayında aktif olacağı belirtilmişti – sonra beşinci saldırılardır. Bu hava savunma füzelerinin İsrail uçaklarına karşı harekete geçirilmemesinin arkasında dört ihtimal bulunuyor: Birinci ihtimal, bu füze sistemlerinin kullanımıyla ilgili kararın Rusların elinde olması ki bu tam bir felakettir. İkinci ihtimal, kullanımın tamamen Suriye ordusunda olması ancak harekete geçirilmesi için siyasi bir kararın olmaması. Bu ise, daha büyük bir musibettir.

Üçüncü ihtimal, bu sistemlerin çalıştırılmasıyla İsrail’in radara yakalanmayan F-35 savaş uçakları tarafından yerle bir edilmesinden endişe duyulması. Bu da Suriye ordusuna söz konusu uçakları vurabilecek S-400 sistemlerinin verilmesini gerektirebilir. Dördüncü İhtimal ise, Filistinli tanınmış gazeteci Hüseyin El Suveyti’nin dediği gibi Rusya’nın Suriye’ye S-300 füze sistemleri vermemiş olmasıdır.

Eğer ilk ihtimal doğruysa açık söyleyeyim ki, Suriye’ye S-300 verilmesi sadece göz boyamak içindir. Ancak eğer ikinci ihtimal doğruysa ve İsrail uçaklarının vurulması için siyasi bir karar yoksa Suriye’nin yerden fırlatılan füzelerle bu uçakları vurması mümkün değil. Üçüncü ihtimalin doğru olması ihtimali ve Suriye’ye S-400 verilmesinin gerektiği durum karşısında da insanın aklına şöyle bir soru geliyor: S-400’ler Hindistan’a verilirken ve yakında Türkiye’ye verilecekken, Suriye gibi müttefik bir ülkeye neden verilmiyor?” (Muhammed El Nubani/almayadeen.net)

SURİYE’DE DURAĞANLIK DÖNEMİ

“Suriye krizi uzun süredir hem askeri hem de siyasi alanda çok bariz bir durgunluk yaşıyor. İdlib cephesinde durum, Rusya ve Türkiye arasında imzalanan Soçi mutabakatından bu yana olduğu gibi duruyor. Ne Rusya, mutabakatı bozmaya kadir, çünkü bu durum başka birçok konuyu etkiler ve özellikle de Rusya önümüzdeki dönemde Ankara’ya Tahran’a muhtaç olduğundan daha çok ihtiyacı var. Ayrıca Türkiye İdlib içerisindeki dengeleri değiştirmeye kadir. ABD’nin Fırat’ın doğusundan çekilmesi meselesi, buna bağlı olarak bir güvenli bölge oluşturulması ve Türkiye’nin olası bir askeri müdahalesi gibi konular herhangi bir gelişme olmadan olduğu gibi duruyor.

Söz konusu durağanlık da bölgedeki uluslararası ve bölgesel hareketliliği getirdi. Türkiye ne Rusya ne de Amerika Birleşik Devletleri’ni geri adım atmaya ikna edecek güce sahip değil. Zira hem ABD, hem de Rusya, Kürtler’in bölgede askeri bir güç ve denge unsuru olarak kalması eğilimindeler. Yine bazı Arap ülkelerinin Suriye’ye yönelik açılımı, ABD’nin Mısır, Ürdün ve Körfez ülkelerine yönelik baskısı sonucu gerileme dönemi yaşıyor. Suriyeli taraflar arasında başlayan diyalog görüşmelerine de çok açık bir şekilde oyalama havası hâkim.

Çok açıktır ki, Suriye’deki askeri hava süresiz bir şekilde durağanlığını sürdürecek. Rusya, İran ve Şam ekseninin bu durumu değiştirmeye gücü yok. Özellikle de ABD’nin Kuzey Suriye’de stratejik açıdan önemli olan varlığını korumaya ısrar ettiği bir dönemde. Sonuçta ABD’nin bu varlığı, Suriye rejimini boğmaya yönelik olan siyasetini uygulayabilmek için önemli bir araçtır. (Hüseyin Abdülaziz/El Arabi El Cedid)

ESAD NEDEN DEVRİLMEDİ?

“Birçok kişi, sekiz senedir devam eden savaş Suriye’de Beşar Esad’ı deviremezken, Sudan ve Cezayir’deki gösterilerin oranla daha kısa sürmesine rağmen her iki ülkenin devlet başkanlarını devirmesine çok şaşırdı. Aksine Esad, bu savaştan mucizevi bir şekilde muzaffer olarak çıktı.

Gerçi Abdülaziz Buteflika’nın devrildiğini söylemek de zor. Aksine sadece beşinci dönem için adaylığı düşürüldü. Ancak El Beşir, gelişmeleri kontrol altına alamayınca asker tarafından görevden alındı.

Sudan ve Cezayir’de gelişmeler geleneksel olarak ilerledi. Birini devirmek diğerinin de adaylığını engellemek isteyen halk, askerin yardımıyla hedefine ulaştı. Her iki örnekte de ordu, iktidar içerisindeki yerini muhafaza etmek için harekete geçti.

Suriye örneğinde ise, Mart 2011’de başlayan halk ayaklanmalarının hedefi Beşar Esad ve rejimini devirmek değildi. Daha sonra olup bitenler ise, buraya yönelik Suriye halkının isyanıyla alakası olmayan bölgesel ve küresel müdahalelerin yolunu açtı.

Başlamasından altı ay sonra ise Suriye’de bir devrim hareketi yoktu artık.

Suriye’nin şahit olduğu savaş, Beşar Esad’ın iktidarda kalmasının temel nedeni oldu. Çünkü Esad, bu savaşta kendisini ve rejimini devirmek isteyen bölgesel ve uluslararası ülkelere karşı kendisini koruyacak ve destek olacak güçleri buldu.

Bu süreç neticesinde Esad, ortaya çıkan denklemlerde zorlu bir tarafa dönüştü. Hem de daha önce böyle bir hedefi olmamasına rağmen. Artık onun ve rejiminin alternatifi, Suriye’nin bölgede durdurulması güç bir kaosa sürüklenmesi demektir.” (Faruk Yusuf /El Arab gazetesi)

İRAN’IN ANKARA ŞAM HATTINDAKİ ARABULUCULUK GİRİŞİMİ

“İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Türkiye’ye yaptığı ziyaret iki açıdan önemli. Birincisi, bu ziyaret Zarif’in Suriye ziyaretinden ve Esad’la yaptığı uzun görüşmeden sonra geldi. İkincisi ise ABD’nin Tahran’a yönelik ambargolarının ikinci evresinin başlamasından iki hafta önce gerçekleşti.

Zarif ile Türk mevkidaşı Çavuşoğlu’nun ortak basın açıklamasında en dikkat çeken açıklama Zarif’in ‘Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin normal haline dönmesi için çalışacağız. Türkiye’nin terör tehdidinden kaynaklanan endişelerini anlıyoruz. Ve en iyi çözümün sınırda Suriye ordusunun bulunması olduğunu aktardık’ sözleridir.

Bundan anlaşılacak şey, İran’ın arabuluculuğunda –belki de Rusya’nın da desteğiyle- iki ülke arasında ilişkilerde yeni bir sayfa açacak ve barışın sağlanması için bir girişim olduğudur.

Zarif, Türkiye’ye gelmeden Şam’daydı ve orada Esad’la uzun bir görüşme yaptı. Daha sonra ise bu görülmenin içeriğini Erdoğan’a iletti. Çavuşoğlu’nun kendisi, basın toplantısında, İran’la aralarında ihtilaflar bulunduğunu ancak siyasi çözüm için beraber çalışmayı kararlaştırdıklarını ifade etti.

Bu açıklama, İran’ın söz konusu girişiminin olumlu karşılandığının resmi itirafıdır. Çünkü bu girişim, Rusya’nın çabalarıyla da örtüşmektedir.” (Rai Al Youm gazetesi)