Yeni Zelanda’nın 'güvenli ve ilerici' imajı sorgulanıyor

Öldürülen 22 yaşındaki İngiliz turist Grace Millane'nin ardından, Yeni Zelanda’nın 'güvenli ve ilerici' imajı yeniden sorgulanıyor. Ülke, şimdiye kadar seyahatseverlerin en güvenli destinasyonlardan biri olarak kabul görüyordu.

Aynur Tekin  atekin@gazeteduvar.com.tr

AOTEAROA – İngiliz turist Grace Millane’nin öldürülmesinin ardından Yeni Zelanda, kadına yönelik şiddet sicilini gözden geçiyor. Büyük bir üzüntü ve öfke yaratan ölümü protesto etmek için ülkenin dört bir yanında yürüyüşler düzenleniyor. Daily Telegraph’tan Miranda Needham’in aktardığına göre, ülkenin en büyük şehri Auckland’da düzenlenen yürüyüşü organize eden Vannessa Higgins, “Millane’nin mirasının bir farkındalık yarattığına” inanıyor. Higgins, bu mirasın şiddete maruz kalanları, “ayağa kalkmak, konuşmak ve yardım istemek” için güçlendireceğini umuyor.

İngiliz turist Grace Millane, 22’nci yaş gününden bir gün önce 1 Aralık’ta kayboldu. Dünya gezisinin bir ayağı olan Peru’dan sonra, Kasım sonundan beri Yeni Zelanda’da bulunuyordu. Arkadaşlık uygulaması Tinder aracılığıyla bir buluşmaya gitmesinin ardından Millane’den haber alınamadı. 22. doğum günü için gönderdikleri mesajlara cevap alamayan Millane’nin ailesi, kızlarının kayıp olduğunu bildirdi. Millane’nin cesedi sekiz gün sonra, Auckland’ın batısında bir ormanda bulundu. Cinayeti işlemekle suçlanan 26 yaşındaki sanık, ocak sonunda mahkemeye çıkarılacak. Sanığın ismi ve kimlik bilgileri mahkeme kararıyla gizli tutuluyor.

ERKEKLERE VE YENİ ZELANDA HÜKÜMETİNE AÇIK MEKTUP

Grace Millane için ülkenin en büyük şehri Auckland’da yapılan eylem sırasında, erkek şiddetini durdurmak için hükümetin daha fazla adım atmasını talep eden bir açık mektup yayınladı. “Erkeklere ve Yeni Zelanda hükümetine açık mektup” başlığı ile yayınlanan deklarasyon her iki partiyi de, “Grace ve hayatını şiddet yüzünden kaybeden tüm kadınlar için” acilen harekete geçmeye çağırıyor. Mektupta, “Buradaki problem yalnız başına maceraya atılan ya da yeni insanlarla görüşen kadınlar değil. Problem, kadına yönelik şiddet eylemleri gerçekleştiren erkekler” ifadeleri yer alıyor. Mektubu imzalayanlar arasında ülkenin iki eski başbakanı da bulunuyor.

Açık mektuba cevaben konuşan aile içi şiddet müsteşarı Jan Logie, önemli sözler verdi ve hükümetin harekete geçtiğini belirtti:
“Son birkaç hafta içindeki en az 2 kadın cinayetinin ardından, kadınları korumak için gereken tedbirlerin en hızlı şekilde hayata geçirilmesi talebini anlayabiliyorum. Yeni Zelandalıların onları dinlediğimizi bilmelerini isterim ve şu anda yaptığımız işleri aynı aciliyet duygusuyla yürütüyoruz.”
Toplumsal tutumların bir gecede değiştirilemeyeceğini bildiğini söyleyen Logie, “Kilit hedeflerimden biri, bunun düzeltebileceğimiz bir sorun olduğu fikrini geri kazanmak. Ancak madalyonun tersi şudur: Bunu düzeltmezsek, kadınlara karşı bu korkunç şiddet oranlarıyla yaşamaya devam edeceğiz; çünkü bu şeyler kendiliğinden düzelmiyor” diyor.

JACİNDA ADERN: KIZINIZ BURADA GÜVENDE OLMALIYDI; AMA DEĞİLDİ

Millane için düzenlenen basın toplantısında konuşurken gözyaşlarını tutamayan Başbakan Jacinda Ardern, “Yeni Zelanda adına, Grace’in ailesinden özür dilemek istiyorum. Kızınız burada güvende olmalıydı ama güvende değildi ve bunun için üzgünüm” diye konuştu.

Ardern, Yeni Zelanda’daki kadınlara yönelik yerleşik şiddet kültürünü durdurmak için çok daha önemli adımlar atacaklarını söyledi. Adern’in liderliğindeki işçi partisi hükümeti, son dönemde aile içi şiddete yönelik harcamalarda yüzde 30’luk bir artış yapıldığını açıkladı. Bununla beraber, hükümet dört yıl boyunca sosyal hizmetleri için 76 milyon doların üzerinde yatırım yapacak. Polis, her 5 dakikada bir aile içi şiddet ihbarı alıyor.

Kadınlara seçme hakkının verildiği ilk ülke olan Yeni Zelanda, oldukça ilerici ve özgür görülüyor. Şimdiye kadar ülke yönetiminde üç kadın başbakan görev aldı. Bununla beraber kamu kurumlarının yarısı kadınlar tarafından yönetiliyor. Yeni Zelanda, bu güvenli ve ilerici imajına karşın gelişmiş ülkeler arasında kadına yönelik şiddetin en yaygın görüldüğü ülkelerden biri. Ülkede, her üç kadından biri partnerinden şiddet görüyor ve her beş dakikada bir aile içi şiddet ihbarı yapılıyor. Ancak, bu rakamlar buzdağının görünen yüzü. Fiziksel şiddet mağdurlarının sadece yüzde 20’sinin, cinsel şiddet mağdurlarınınsa sadece yüzde 9’unun yardım istediğine inanılıyor.

Independent için bir yazı kaleme alan Amy Nelmes Bissett’e konuşan Yeni Zelanda Eşit İstihdam Fırsatları Delegesi Dr. Saunoamaali’i Karanina Sumeo, 22 yaşındaki Millane’nin öldürülmesinin ‘erkek şiddetiyle ilgili ulusal bir tartışmanın kıvılcımını yaktığını’ söylüyor:

“Yeni Zelanda’da kadınların oy kullanmasının 125. yılını henüz kutladık. Güzel bir ülke olarak pazarlanıyoruz. Sadece fiziksel olarak güzel değil, aynı zamanda arkadaş canlısı insanlarız ve kapsayıcıyız. Bu yüzden Grace Millane’nin ölümü Yeni Zelanda’nın imajı için bir şoktur. Bu ölüm, Yeni Zelandalılar’da kadına yönelik şiddete son vermek için daha fazla şey yapma konusunda öfke, utanç, pişmanlık ve kararlılık duygularını öne çıkardı. Ancak bu yeni bir sorun değil.”

Öte yandan medya temsillerinde ve kamusal alanda şiddete maruz kalan tüm kadınlar aynı ilgiyi görmüyor. İngiltereli beyaz bir kadının öldürülmesiyle, beyaz olmayan bir Maori ya da bir Pasifikli kadının öldürülmesi toplumda ve medyada aynı tepkiye yol açmıyor. Dr. Sumeo, uzun bir zamandır şiddetin sadece beyaz olmayan kadınları ilgilendiren bir sorun olarak ele alındığını belirtiyor ve “Beyaz bir kadın şiddete maruz kaldığında bu şok edici oluyor” diyor.

Millane’nin cesedinin bulunduğu hafta, Maori ve Pasikli nüfusun yoğun olarak yaşadığı Auckland’ın güneydoğusundaki Flat Bush banliyösünde başka bir kadın daha öldürüldü. Çok sayıda ciddi yarayla ve bilincini kaybetmiş bir şekilde bulunan kadın hastaneye kaldırıldıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Cinayeti işlemekle suçlanan sanık, 2019’un başlarında mahkemeye çıkacak. Bu olay, ulusal medyada sadece dört habere başlık olabildi.

‘MAORİ VE PASİFİKLİ KADINLAR AYNI DİKKATİ ÇEKMİYOR’

Dr. Sumeo, aile içi şiddet istatistiklerinde orantısız bir şekilde temsil edilen Maori ve Pasifikli kadınların, örtbas etme yaklaşımıyla karşılaştığını ve aynı dikkati çekmediğini söylüyor.

Yeni Zelanda’da erkekleri sertliğe ve akabinde genellikle kadınlara karşı şiddet içerikli davranışlara teşvik eden yerleşmiş bir kültür olduğunu ifade eden Dr. Sumeo, “Şu anda, erkek çocuklarını nasıl yetiştirmemiz gerektiği ile ilgili yapabileceğimiz şeyler var. Onlara sinirlenmeden reddedilmekle nasıl başa çıkabileceklerini öğretmemiz gerekiyor” diyor.