Arap dünyasında geçen hafta: Erken seçim neyin itirafı?

Uzun yıllar Türkiye’de çalışmış gazeteci Yusuf El Şerif, Birleşik Arap Emirlikleri El Ayn haber sitesindeki yazısında, Türkiye’nin erken seçime gitmesini değerlendirdi. El Şerif’e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçime gitmesi, siyasi ve ekonomik kötü gidişatın bir itirafı niteliğinde.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’ye yönelik saldırısı Arap basınında yankılanmaya devam ediyor. Türkiye’nin Suriye’nin vurulmasını destekleyici açıklamaları ve Suriye konusunda birçok konuda anlaştığı Rusya ve İran’dan farklı bir tavır alması, Arap basının dikkatini çekti.

Arap basınının bu hafta Türkiye ile ilgili en fazla yer verdiği konu ise şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçim açıklaması oldu. Türkiye’yi yakından takip eden gazeteci ve yazarların yorumlarına bakıldığında, erken seçim ilanının siyasi ve ekonomik olarak kötü gidişatın bir sonucu olduğu fikri ön plana çıkıyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El Cübeyr’in Suriye’ye asker gönderebilecekleri yönündeki açıklamaları ve ABD ile Batı basınında bu yönde çıkan haberler de Arap basınında bu hafta geniş bir şekilde yer aldı.

ERKEN SEÇİM İLANI KÖTÜ GİDİŞATIN İTİRAFI MI?

Uzun yıllar Türkiye’de çalışmış gazeteci Yusuf El Şerif, Birleşik Arap Emirlikleri El Ayn haber sitesindeki yazısında, Türkiye’nin erken seçime gitmesini değerlendirdi. El Şerif’e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçime gitmesi, siyasi ve ekonomik kötü gidişatın bir itirafı niteliğinde:

“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin erken yapılması çağrısı, Türkiye’de siyasi ve ekonomik durumun kötüye gittiğinin açık bir itirafıdır. Bu itiraf, birçok defa erken seçimin reddedilmesi ve ülkenin iç ve dış politikada yaşadığı krizin görmezden gelinmesinden sonra geldi.

Bazı kesimler Bahçeli’nin erken seçim önerisinin Erdoğan ile koordineli bir şekilde, erken seçim senaryosunu birçok defa reddeden Erdoğan’ın üzerindeki bu yükü kaldırmak için yapıldığını söylüyor. Bazıları ise, Bahçeli’nin erken seçim çıkışıyla Erdoğan’ı şoke ettiğini ve onu köşeye sıkıştırdığı görüşünde. Ancak Erdoğan’ın erken seçimleri daha da erken bir tarihe alması ilk senaryoyu desteklemektedir.

MUHALEFETİN ÖNÜNDEKİ TEK YOL NE?

Erken seçim çağrısı, Türkiye’nin ekonomik bir krizle karşı karşıya olduğunun itirafıdır. Erdoğan da Türkiye’yi ve onun halk desteğini sarsacak bu krizden kaçarak erken seçime gitmek istiyor.

Muhalefetin önünde son bir seçenek var. Şu ana kadar muhalefetin parçalı olmasından faydalanan Erdoğan’a gerçekten meydan okumak istiyorsa, bu partiler ortak bir aday çıkarıp ilk turdan onu desteklerse bu gerçekten Erdoğan’a karşı güçlü bir meydan okuma olacaktır.

Belki de Erdoğan’ın seçimleri bu şekilde öne çekmesinin nedeni, muhalefetin ittifaklarını tamamlayıp bütün hazırlıklarını yapmasından ve safları sıklaştırmasından çekinmesidir.”

AKP-MHP İTTİFAKININ ENDİŞELERİ

El Arabi El Cedid gazetesinden Hurşit Dalay, erken seçim sebeplerinin başında, Erdoğan’ın Afrin harekatının halk desteğini arttırdığını düşünmesinin geldiğini iddia etti. Yazara göre AKP-MHP ittifakı, İYİ Parti’nin yükselişinden ve olası bir CHP-Saadet ittifakından endişe ediyor:

“Gelişmeleri takip edenler açısından Erdoğan’ın erken seçim ilan etmesi bir sürpriz değil. Bu çağrı da ilk ondan gelmedi. 90’lı yılların başından itibaren bu tarz çağrıları ilk yapan müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi’nin lideri Devlet Bahçeli’den geldi. Burada önemli olan bu seçimlere çağrıyı ilk kimin yaptığı değil, bunun arkasında yatan sebeplerdir.

Belki de bu sebeplerin başında, Erdoğan’ın Suriye’nin Afrin kentindeki askeri harekâtının Türkiye içerisindeki halk desteğini arttırdığını düşünmesi gelmektedir.

Partiler ve ittifaklar açısından bakıldığında, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi arasındaki ittifak, yeni milliyetçi bir parti olan ve Meral Akşener başkanlığındaki İYİ Parti’nin yükselişinden ve Atatürk’ün mirasını temsil eden CHP ile Türkiye’de siyasal İslam’ın kurucusu Necmeddin Erbakan’ın mirasını temsil eden Saadet Partisi arasındaki ittifak kurulma ihtimalinden endişe etmektedir.”

SURİYE’YE YÖNELİK ÜÇLÜ SALDIRIDA TÜRKİYE’NİN TUTUMU

Türkiye’yi yakından takip eden Lübnanlı akademisyen Muhamed Nureddin, El Haliç gazetesindeki yazısında, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’ye yönelik saldırılarında Türkiye’nin tutumunu ele aldı. Nureddin, Türkiye’nin, üçlü saldırı karşısında takındığı tutumun şaşırtıcı olmadığını ve bu saldırıyı desteklemesinin durduğu yer açısından doğal olduğunu yazdı:

“Türkiye’nin Suriye’ye yönelik üçlü saldırı karşısındaki tutumu bazı açılardan dikkat çekicidir. Türkiye’nin tutumu, bu saldırının bir başka hedefi olan Rusya ve İran’ın tutumundan farklıdır. Bu da Türkiye, İran ve Rusya arasında önemli bir olayda görüş farklılığı olduğunu gösteriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron da, saldırının Türkiye ve Rusya’yı birbirinden uzaklaştırdığını açıkladı. Türkler’i kızdıran bu durum karşısında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Türk-Rus ilişkilerinin güçlü olduğunu açıkladı. Bunun yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri ve NATO da Türkiye’nin tutumunu olumlu buldu.

Türkiye’nin üçlü saldırı karşısındaki tutumu Türkiye yönetiminin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı düşmanlığın ve yönetimden ayrılması şeklindeki bakış açısının güçlü bir ifadesidir. Bu yüzden bana göre Türkiye’nin bu tutumu çok doğal ve bir değişiklik arz etmiyor. Ankara hangi yolla olursa olsun Esad’ı devirmeye çalışıyor. Bu yüzden Suriye’ye yönelik saldırıda Türkiye’nin tutumu garipsenecek ve sürpriz bir durum değil.

Diğer yandan Türkiye, Batı ondan uzaklaştığı için kendisi de Batı'dan uzaklaşmaya başladı ve Türkiye bölgedeki gücünü ve kozlarını tam kaybetmemek için Rusya ve İran ile koordinasyon içine girdi. Ancak bu koordinasyon Batı’ya karşı bir cepheye dönüşmez.”

“TÜRKİYE SALDIRIYI REDDETMELİYDİ”

Rai Al Youm gazetesi ise, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik saldırı karşısında, bir ittifak içinde olduğu Rusya ve İran’ın yanında bu saldırıyı reddetmesi gerektiğini yazdı:

“Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik üçlü saldırıyı desteklemesi iki temel sebepten dolayı soru işaretleri barındırıyor. Bunlardan ilki, Türkiye cumhurbaşkanı, bu saldırıya şiddetle karşı çıkan iki devlet olan Rusya ve İran ile stratejik sayılacak bir ittifakın içinde. Birkaç hafta içinde bu iki ülkenin liderleriyle de Ankara’da bir zirvede bir araya geldi.

İkinci sebep ise, Erdoğan ABD ve başkanı Donald Trump ile Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü PYD’ye verilen destek yüzünden ciddi bir mücadele içinde. Erdoğan ABD’yi Fethullah Gülen’e destek vermekle de suçluyor.

Çok iyi biliyoruz ki Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye yönetimi ve Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a hiçbir şekilde tahammül etmiyor. Bu yüzden ona muhalif birçok silahlı Suriyeli muhalif grubu destekledi. Ancak en azından bu saldırıyı reddederek müttefikleri Rusya ve İran’ın yanında bir tavır takınmasını veya kimyasal saldırı ile ilgili incelemelerin sonucunun beklenmesini talep etmesini beklerdik.”

SURİYE’YE ARAP ASKERİ GİDER Mİ?

Ürdün El Ğad gazetesi yazarı Fhd El Haytan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El Cübeyr’in, ülkesinin Suriye’ye asker göndermesiyle ilgili açıklamalarını eleştirdiği yazıda, Rusya’nın herhangi yabancı bir gücü kabul etmeyeceğini belirtti:

“Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El Cübeyr’in, ülkesinin ABD’nin Suriye’nin kuzey doğusuna asker gönderme talebine olumlu yaklaşıp asker gönderebileceğini açıklaması bir şok etkisi yarattı.

Trump’ın bu açıklamaları Wall Street Journal’ın ‘Trump’ın Arap müttefiklerinden Suriye’nin doğusuna çekilmesi planlanan ABD askerlerinin yerine asker gönderilmesini talep ettiği’ yönündeki haberiyle eş zamanlı olarak geldi.

Trump’ın ifade ettiği gibi Suriye’de IŞİD’le savaşmakla görevli ABD askerlerinin görevi bittiyse ve görevlerini yerine getirdilerse, ABD askerlerine alternatif bir güce neden ihtiyaç duyuluyor ki?

Diğer yandan Rusya, Suriye’de etkili olabilecek hiçbir gücü kabul etmeye hazır değil ve bunu kabul etmez. Türkiye tecrübesi gösterdi ki, Suriye’de sahada var olmak isteyen herhangi bir devletin Rusya’nın onayını alması gerekmektedir. Suriye’de Rusya’nın onayı olmadan varlığını devam ettirmeye kadir olan tek ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir.”