Arap dünyasında geçen hafta: Türkiye-Rusya krizi nasıl önlendi?

RAİ Al Youm başyazarı Abdulbari Atwan, Suriye’de Rusya’ya ait üslere insansız hava araçlarıyla yapılan saldırıları ele aldığı yazıda, insansız hava araçlarının İdlib’ten havalanmalarına rağmen Erdoğan’ın Türkiye ve Rusya arasında bir kriz çıkmasını önlediğini yazdı

DUVAR – Arap basınının gündeminde bu hafta İran’dan sonra Tunus’ta ve ardından da Sudan’da yaşanan gelişmeler geniş yer tuttu. Özelikle “Arap Baharı” adı verilen süreci en az zararla atlatan Tunus’ta uzun süredir devam eden huzursuzluğun, 2018 bütçesinin ilan edilmesi ve buna bağlı olarak yapılan zamlardan sonra halkın sokağa dökülmesi, Arap medyasının gözünün tekrar bu ülkeye çevrilmesine neden oldu.

Yönetimdeki Nida Tunus-Nahda Hareketi koalisyonunun politikalarına karşı sert muhalefetiyle bilinen sol çizgideki çatı oluşumu Halk Cephesi’nin sokaklara inilmesi yönündeki çağrılarına karşı, yönetimden göstericilere yönelik ağır suçlamalar yöneltildi.

Zamlara karşı gösterilerin yaşandığı bir diğer ülke de Sudan oldu. Sudan’da da muhalefetteki Sudan Komünist Partisi’nin karşı çıktığı 2018 bütçesi nedeniyle ekmek fiyatlarının iki katına çıkması, gösterilerinin yaşanmasına neden oldu.
Suda yönetiminin tutumu da diğer ülkelerdekinden farklı olmadı. Sudan yönetimi, göstericilere barışçıl çizgiden ayrılmamaları ve bozgunculuk eylemlerinden uzak durulması çağrısı yaptı.

“1977 EKMEK İNTİFADASI BENZETMESİ”

Tunus ve Sudan’daki gösteriler, gerek sebep bakımından gerekse de yönetimlerin tutumu açısından 1977 yılının Ocak ayında Mısır’da yaşanan “Ekmek İntifadası”na benzetildi.

Mısır’ın o dönemlerdeki devlet başkanı Enver Sedat’ın, başta ekmek olmak üzere temel gıda fiyatlarına yapılan devlet desteğini kesmesinden sonra, ülke kitlesel ve şiddetli gösterilere sahne olmuştu. Devletin bu gösterilere müdahalesi sonucunda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de gözaltına alınmıştı.

Ülkenin en büyük kentlerini sarsan ve geniş katılımlı olan bu gösterilere “Ekmek İntifadası” adı verilmiş, Enver Sedat yönetimi ise bu gösterileri, “haramilerin intifadası” olarak nitelendirmişti.

“SUDAN’DA EKMEK İNTİFADASI”

Sudanile haber sitesinden Osman El Tahir EL Majmar, Sudan’da ekmek ve gıda fiyatlarına yapılan zamlardan sonra yapılan gösterileri değerlendirdi:

“İktidara tankların üzerinden gelen bugünkü Sudan rejiminin ilk gerekçelerinden biri, ‘doların 20 Sudan cüneyhine (Sudan’ın para birimi) ulaşmasını engellemek için müdahalede bulunduğu’ yönündeydi. Ancak o zamanlar 12 cüneyh olan dolar, bugün 20 cüneyhe ulaşmış durumda. Bu da Sudan’da fiyatların ikiye katlanmasını da beraberinde getirdi. Vatandaş bugün, ekmek, ilaç vb. alamayacak ve ulaşım ücretlerini de ödeyemeyecek duruma geldi. Ki bunlar da var olmak için yaşamsal faktörlerdir.

Mısır’da Enver Sedat döneminde ekmek fiyatları arttığı zaman, bu durum halkı ayaklanmaya itti. Enver Sedat da buna karşılık bir bakanını kurban vermek durumunda kaldı ve görevden aldı. Ancak Sedat, o dönemler bu ‘ekmek intifadasını’ hırsızların intifadası olarak nitelendirdi.

Sudan’da aptalca ve kör bir şekilde hazırlanan devlet bütçesi, Sudan yönetimini büyük bir zora soktu. Bu yüzdendir ki, gösterilerin barışçıl bir şekilde yapılmasını talep ediyor ve, ‘hırsızlar intifadası’ şeklinde bozguncu eylemlerden kaçınılmasını istiyor.

Biz de buradan Sudan rejimini uyarıyoruz. Sudan halkı bugüne kadar kitlesel bir gösteri yapmadı ve bozgunculuğa neden olan eylemlerde bulunmadı. Bozgunculuk eylemlerini yapanlar da güvenlik güçlerinin casuslarıdır. Bu yüzdendir ki en son ‘ekmek’ gösterileri gece saatlerinde düzenlendi.”

“2018 BÜTÇESİNDE FAKİR HALK GÖZ ARDI EDİLDİ”

Al Araby Al Jadeed gazetesinin Tunuslu yazarı Tevfik El Medeni, Tunus’ta Nida Tunus-Nahda koalisyonunun 2018 bütçe görüşmelerinde, bu bütçenin en fazla etkileyeceği kesimlerin göz ardı edildiğini yazdı.

“Tunus’ta herkesin üzerinde uzlaştığı konu, ülkenin sürekli olarak küçük çaplı sallantılar yaşadığı, bu sallantıların da büyük depreme yönelik birer uyarı niteliğinde olduğudur. Bunun nedeni de yeni bütçe kanunu, Tunuslu gençlerin, on yıldan fazladır yaşadıkları işsizliğin daha fazla sürmesinden yaşadıkları korku ve yönetime güvenin kaybolmasıdır.
Eğer Tunus’ta yönetimdeki kesimler bu tarz gösterilere karşı bağışıklığa sahip olduklarını ve bu gösterilerin bir devrim hareketine dönüşemeyeceğini düşünüyorsa, izlediği yolu ve düşünüş biçimini gözden geçirmesinin zamanı gelmiş demektir.

Nida Tunus ve Nahda hareketlerinin oluşturduğu hükümet koalisyonu eğer 2018 bütçesini onaylayacak kadar çoğunluğu elde ederek parlamentoda büyük bir zafer elde ettiğini düşünüyorsa, bu konunun uygulanması için verilecek savaşın asıl yerinin parlamento olmadığını gözden kaçırmış demektir. Zira bu kanun büyük kentlerin kenar mahallelerinde ve diğer kentlerdeki büyük fakir kesimler arasında uygulanmaya çalışılacaktır.

Bugün Tunus’ta Ulusal İstatistik Enstitüsü’ne göre, 2009 yılında yüzde 15 olan işsizlik, yüzde 30’lara ulaşmış durumda. Sosyal İşler Bakanlığı’nın verilerine göre ise, ülkedeki 2 milyon insan fakirlik sınırının altında yaşamaktadır.”

“DEVRİMLER FAKİR HALKA BİR ŞEY GETİRMEDİ”

Ürdün El Destur gazetesinde Muhanned El Mubyidin imzalı ve İran, Tunus ve Sudan’daki gösterilerin ele alındığı yazıda, gösterilere neden olan bütçelere ve bu bütçelerin vatandaşın cebine yaslanmasına vurgu yapıldı:

“Bu dönem dünyada gösterilerin mevsimidir. Özellikle bu ay bütün ülkelerde bütçe görüşmelerinin ve bütçelerin onaylandığı aydır. Maliye ile ilgili bütün kararlar bu ay içerisinde alınır. Ancak burada sürekli tekrar eden bir durum da var. Bu bütçelerde vatandaşın cebine yaslanılır. Dolayısıyla söz konusu gösteriler, İran, Tunus ve Sudan’daki hareketlenmeler, yanlış siyasetlerin bir sonucu ve Arap Baharı’nın vaat ettiklerinin sonuçlarına birer örnektir.

Daha önce bir örnek olarak bahsedilen Tunus, artık öyle değil. Tunuslu bir arkadaşıma ülkede ne olup bittiğini sorduğumda, bana ‘gerçekleşen devrime karşı bir devrimin daha olması için bu gösterilerin devam etmesini umut ediyorum. Benim doktorasını bitirmiş onlarca öğrencim var ve bunların çoğu kırk yaşını geçmelerine rağmen halen iş bulamıyorlar. Bunlardan başka ne bekliyorsunuz? Devrimden, devrimle hiç alakası olmayan kesimler kazançlı çıktı’ şeklinde cevap verdi.

Aynı senaryolar devam ediyor. Halk hareketleri ve devrimlerden bazı seçkin kesimler kazançlı çıkıyor. Fakirse giderek fakirleşiyor. Asıl devrimler de yavaş yavaş hem de bu seçkin kesimlerin onayıyla tasfiye diliyor. Hem de fakirlere, kenar mahallelerde yaşayanlara, kırsaldakilere hiçbir şey getirmeyen vaatler eşliğinde.”

“ERDOĞAN OLASI BİR TÜRKİYE-RUSYA KRİZİNİ ÖNLEDİ”

RAİ Al Youm başyazarı Abdulbari Atwan, Suriye’de Rusya’ya ait üslere insansız hava araçlarıyla yapılan saldırıları ele aldığı yazıda, insansız hava araçlarının İdlib’ten havalanmalarına rağmen Erdoğan’ın Türkiye ve Rusya arasında bir kriz çıkmasını önlediğini yazdı:

“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın, Suriye’deki üslerine yönelik ‘drone’lar’ ile yapılan saldırıları kimin gerçekleştirdiğini belirterek, Türkiye’nin bununla bir ilgisinin olmadığını kaydetti. Putin bu açıklamayı, Rusya’nın en büyük gazetelerinin yazı işleri müdürleriyle gerçekleştirdiği basın toplantısında yaptı.

Bu drone’larin Türkiye’nin nüfuz alanı olan İdlib’ten havalanmalarına rağmen Putin’in Türkiye’yi suçlamamasının arkasında, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi vardır. Bu görüşmede de anlaşılıyor ki Erdoğan, Rus mevkidaşına, söz konusu insansız hava araçlarının kimin tarafından uçurulduğu ve bunların arkasında duran devletle ilgili kesin bilgiler verdi.

Putin’in, Rus üslerine yönelik saldırıların hedefinde Suriye’de varılan anlaşma (Cenevre ve Astana) ve Rusya’nın İran ve Türkiye ile ilişkileri olduğunu söylemesi, Erdoğan’ın telefonunun Rusya ile bir krizi önlemekte başarılı olduğunu gösteriyor.”

“ERDOĞAN’IN KÜRTLERLE İLGİLİ İKİ SEÇENEĞİ”

Türkiye’yi yakından takip eden Atwan, aynı yazıda Soçi’de yapılması hedeflenen “Suriye Diyalog Konferansı’na da yer verdi. Atwan’a göre, Erdoğan’ın Kürtlerle ilgili önünde iki seçenek bulunuyor:

“Türkiye ve Rusya arasında Soçi’de yapılması planlanan konferans ile ilgili anlaşmazlık, PYD’den temsilcilerin katılmasıyla ilgilidir. Rusya’da Türkiye’ye bununla ilgili bir orta yol sundu. Buna göre katılımcıların hiçbirinin siyasi bir partiye üye olmaması ve bu bağlamda Kürtler’in katılımının siyasi olmaması.

Kürtler’in konferansa katılımını engelleyen Erdoğan’ın önün iki seçenek çıkıyor:

Birincisi Amerika Birleşik Devletleri’nin himayesinde Kuzey Suriye’de kurulacak ve yine ABD’nin para ve silah desteğine sahip olacak bir Kürt Devleti’ne tamamen karşı çıkmak, ikincisi ise, Kürtler’in meşruiyetini Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde kabul etmek. Bu da sınırlı yetkilere sahip bir özerklik şeklinde olur.”