Avusturya seçimleri Avrupa'ya yeni birşey demedi

AB vatandaşları hukukun üstünlüğü gibi temel prensiplerin farkında ve bunları sahipleniyor. Bu nedenle Avrupa'da yapılan her seçimde birlik batıyormuşçasına propaganda yapması, halkı korkutması hiç gerekli değil!

Avusturya seçimleri Avrupa'ya yeni birşey demedi
Google Haberlere Abone ol

Ayşegül Karakülhancı Duman  [email protected]

KÖLN- Geçen hafta Avusturya seçimlerinde Yeşiller Partisi'nin adayı Alexander van der Bellen'in, sağ popülist Hofer'ya karşı cuhurbaşkanlığını kazanması, Avrupa için bir şeylerin gerçekten olumlu değişmeye başladığı anlamını taşıyor mu? Ya da İtalyan halkının sol liberal başkan Renzi'nin yapmak istediği anayasal reformlara "hayır" demesi AB için kötü bir haber mi? Ya da soruları başka türlü sorarsak, Avusturya'da cumhurbaşkanlığını Alexander van der Bellen değil de Hofer kazansaydı, AB sarsılır mıydı?

Medya ve politikacılar tarafından Avrupa ülkelerinde yapılan her seçim Avrupa'nın kaderini belirliyormuş gibi abartılıyor, çünkü gerçeklerden hareketle analiz yapılmıyor. Uzun yıllardır postfaktisch (gerçeklik sonrasında) yaşıyoruz. Politik yaşamda gerçeklerden çok, duygu ve spekülasyonlarla yönlendiriliyoruz. Bu yalnız Avrupa'nın sorunu da değil. Örneğin Trump'ın "yeniden büyük Amerika" iddiası, Putin'in güçlü büyük Rusya'yı tekrar yapılandırma arzusu, Erdoğan'ın yeni Osmanlı hayali gibi kurgular, küresel bir gerçek dışıcılık sorununa tekabül ediyor.

Avusturya seçimleri de medya ve siyasetçilerce gerçek sebep ve sonuçlardan uzak yorumlandı. Avusturya seçmeninin, sağ popülistlere karşı aldığı pozisyon, Avrupa'da öne çıkan politikacılarda rahatlatma etkisi yarattı. Bu sonucu abartarak, sanki toplumda sağ popülist yükselişe karşı ciddi bir muhalefet varmış gibi algıladılar ve böyle de yansıttılar. Sonuçlara bakılırsa, yaklaşık yüzde 52'ye 48,5 gibi bir oranla kaybetti sağ aday: Avusturya'da demokrasi ve demokrasi değerlerine bağlılık yükselmiş değil! Bu sonuç Alexander van der Bellen'e oy verenlerin hepsinin AB destekçisi olduğunu mu gösterir? Ya da İtalya'da halkın Renzi'nin reformlarına karşı "hayır" oyunu kullanmış olması, İtalyanların AB'den nefret ettikleri anlamını mı taşır?

Aslolan şu ki Avrupa Birliği vatandaşları AB'nin ortak değeri olan, hukukun güvenliği gibi temel prensiplerin farkındalar ve sahipleniyorlar. Bu nedenle Avrupa'da yapılan her seçimde politikanın elitlerinin, AB'ye sahip çıkılması için Avrupa Birliği batıyormuşçasına propaganda yapmaları, halkı korkutmaları hiç gerekli değil!

Ama AB'nin kimi eksikliklerinden dolayı halkın Avrupa Birliği politikalarına karşı bazı korkuları var. İnsanlar AB'nin, kıtanın sorunlarını çözebilecek gücü toparlayabileceğine inanmaya devam ediyor. Ancak Avrupa Birliği  kurumlarının fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmemeleri ve ağır bürokrasi yüzünden seçimler, ya çoğunluk tarafından protesto ediliyor, ya da tepki oyları kullanılıyor. Politikacılar bu uyarıları görmezden gelir, gerekli reformları yapmazsa, işte o zaman Hofer gibi AB karşıtı sağ popülist biri, bir sonraki seçimi kazanacaktır.

Avrupada sağ popülizmin beslendiği en önemli kaynak, AB kurumlarındaki bürokratik boşluk: Halk kendi ulusal parlementosunda alınan kararlarla, Brüksel'de Avrupa Parlementosu'nda alınan kararlar arasında bağlantı kuramıyor. Bu politik karar alma, yasama karışıklığı veya AB parlementosunun işlevinin tam anlaşılmamış olması, insanlarda siyasi hayatın kontrolünü kaybettiği hissini uyandırıyor. Oluşan bu zayıflıktan ve kafa karışıklığından sağ popülistler rahatça yararlanıyorlar, bunu AB karşıtlığı olarak kullanabiliyorlar.

Daha önceki haftalarda yazdığım gibi, Avrupa Birliği'nin ortak bir  mülteci ve sınır güvenliği yasasının olmaması da, sağcı popülistlerin kullandıkları başka bir önemli sorun. Bu problemi Erdoğan gibi politikacılar da AB'ye karşı kullanıyor.

Ortak para birimi Avro'nun İspanya, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerde ciddi ekonomik kırılmalara sebep olmuş olması da, sağ popülizmin beslendiği bir diğer nokta. Avrupa Birliği bu sorunları çözmediği sürece Avrupa demokrasisi rahatlamayacak! Avusturya'da Yeşiller Partisi sol liberal adayının, sağ popülist adayı kılpayı geçmiş olması, Avrupa siyasetinin ve demokrasisinin kurtulduğu anlamına geldiğini düşünmek ve kamuoyuna böyle yansıtmak, gerçek dışıcılıktan başka bir anlam taşımıyor.

Liberal ve sol demokrat politikacılar sorumlu ve ortak demokratik değerleri öne çıkaran politikalar üretmedikleri sürece insanların araştırma, bilgi edinme, sorgulama gibi zahmetlere girmeyeceğini bilen popülistler, "algıladığım şey gerçektir" kandırmacasıyla gerçek verilerden uzak düşünce sistemleriyle halkı manipüle etmeyi başarmaya devam edeceklerdir. Avusturya belki çok küçük de olsa bir nefes aldırdı ama Avrupa'da önümüzde çok ciddi seçimler  var ve henüz herşeyin çok başındayız.

Etiketler Avrupa Avusturya ab