Uzaktan çalışma şehir merkezlerinin veya ofislerin sonu değildir

İş yerlerimizi yeniden değerlendirmek bizlere, kentlerimizin neye benzemesini istediğimizi ve nasıl daha kapsayıcı, daha güvenli ve daha yeşil alanlar haline getirebileceğimizi düşünme fırsatı sunuyor. Salgın sonrası dönemde uzaktan çalışma ve ofis yaşamını harmanlayan yeni bir çalışma anlayışına ihtiyacımız var.

Jane Parry

Korona virüsüyle beraber karantinalar ortaya çıktığında, uzaktan çalışmaya geçiş ani ve kapsamlı bir biçimde gerçekleşti. Şimdi İngiliz hükümeti, ekonominin ‘normale dönüşüne’ yardımcı olması için iş yerlerine geri dönüşün de süratli olmasını umuyor. Buna karşın, herkesi tam zamanlı olarak ofise geri göndermek, evden çalışmanın getirdiği birçok faydanın gözden kaçırılmasını da beraberinde getiriyor. Aynı zamanda bu değişim anından yararlanmamızı engelliyor.

İNSANLAR UZAKTAN ÇALIŞMAYA ALIŞTILAR

Bir salgının ortasında kitlesel biçimde evden çalışma tecrübesi, ihtimal dahilindeki en zorlu koşullardan bazılarını içeriyordu. Yine de, tünelin diğer ucundan çıkarken, eski çalışma yöntemlerinin kolayca yeniden benimsenmesine karşı bir direnç oluşması muhtemeldir. Bu, Southampton Business School’da öncülük ettiğim, diğer katılımcılar olan Institute for Employment Studies (İstihdam Çalışmalar Enstitüsü) ve Half the Sky’dan iş danışmanları ile birlikte yürüttüğümüz ve Covid-19’un iş yerleri üzerindeki etkileri hakkındaki ‘Tecritin Ardından İşyerleri’ adlı yeni bir araştırma projesinin başlangıcında da açıkça görülüyor.

Korona virüsü dolayısıyla yaşanan karantinalar, daha önce imkansız olduğu düşünülen bir şekilde esnek çalışmaya geçişi hızlandırdı. Bununla birlikte, karantinalar, işlerin farklı ve başarılı bir şekilde nasıl yapılabileceğine dair kesin veriler sağladılar. En önemlisi, daha önceleri esnek çalışmaya karşı önemli bir engel teşkil ederek direnen yöneticiler de bunun canlı bir örneğini sundular.

Nisan ayında tecridin ortasındayken, Ulusal İstatistik Bürosu, çalışanların yaklaşık yarısının şu ya da bu şekilde evden çalıştığını tahmin ediyordu. Bu insanlar çoğunlukla beyaz yakalı ofis çalışanlarıydı. Salgın öncesi dönemde insanların yüzde 30’dan azının evden çalıştığını düşündüğümüzde, bu durum kayda değer bir değişime işaret ediyor.

Bazı kuruluşlar bu dönüşüme diğerlerinden daha iyi hazırlanmıştı. Çok uluslu şirketlerin farklı ihtiyaçlara sahip sanal ekipleri yönetmede kullandıkları türden, gerekli uzaktan çalışma teknolojisini seferber edebilen kuruluşlar duruma daha kolay uyum sağladılar.

BİRÇOK ÇALIŞAN SORUN YAŞADI

Diğer yandan, karantina yine de çoğu çalışan açısında beklenmedik bir şeydi. Bu insanların çok azı işlerinin tamamını evlerinde ve ideal koşullar altında gerçekleştirmek şöyle dursun, bakmaları ve eğitim vermeleri gereken çocuklar ya da desteğe ihtiyaç duyan akrabalarını korumak için hazırlıklıydı; ayrıca üstesinden gelinmesi gereken sağlık sorunlarından bahsetmiyorum bile.

Beklendiği üzere, bu dönem genel olarak bir mücadeleyle geçti. Araştırmamızda şimdiye kadar görülen daha beklenmedik bir husus, insanların hızlı bir şekilde uyum sağlamış ve genel olarak zamanlarını düzenlemenin daha etkili yollarını bulmuş olmalarıydı.

Şu ana kadar verimlilikte bir düşüş yaşandığına dair çok az kanıt var gibi görünüyor. Salgının ekonomide yarattığı etkiler yüzünden bunu ölçmek çok zor. OECD Politika Enstitüsü başlangıçta bir düşüş yaşandığına işaret etmişti; sonrasında üretkenlikte bir artış olduğuna dair raporlar geldi ve uzaktan çalışanların refahının üretkenlik kazanımlarının sürdürülmesinde merkezi bir öneme sahip olduğunu ısrarlı bir şekilde vurguluyordu. Bu, işverenler için önemli bir mesajdır; yani, tercih edilen, iyi yönetilen ve insanlara dayatılmayan bir uzaktan çalışma sistemi, işlerin daha verimli ve üretken biçimde sürdürülmesini sağlayacaktır.

OFİSİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

Tüm bunlar, işverenleri çalışma alanlarının nasıl daha farklı ve daha etkili bir şekilde kullanılabileceğine kafa yormaya yönlendiriyor. Ofisler toplanmak ve grup halinde düşünmek için gereken bir alan olabilirken, evler rahatsız edilmediğiniz, üretken bir çalışma alanı haline gelebilir.

Aslında, kuruluşlarda pandeminin yol açtığı aksamalardan nasıl faydalanabilecekleri hakkında yaratıcı tartışmalar sürüyor. Büyük bir hukuk firmasının yöneticilerinden birinin söylediği üzere: “Elimizde tamamen boş bir sayfa var.”

Google gibi teknoloji şirketleri ve JP Morgan da dahil olmak üzere bankalar, iş modellerinin bir parçası olarak uzaktan çalışmayı memnuniyetle karşılayan kuruluşlardan yalnızca birkaçı. The Times tarafından gerçekleştirilen bir ankete katılan 43 büyük şirketin dörtte üçü, daha kalıcı biçimde esnek çalışmaya yönelmekten bahsediyordu.

İşverenlerin yürüttüğü radikal düşüncenin yanı sıra, çalışanların işleriyle ilgili nasıl hissettikleri hususunda da bir değişim yaşanıyor. Cardiff ve Southampton üniversitelerinin evde yapılan işlere dair yaklaşımlar hakkındaki son incelemesi, karantina sırasında evde çalışanların yüzde 88’inin bir şekilde bunu yapmaya devam etmek istediğini ortaya koydu.

UYUM SORUNU ÇÖZÜLDÜ

Kendi yürüttüğümüz araştırmada, çalışanların fiziksel sağlıkları konusunda daha bilinçli ve tedbirli hale geldikçe, aile refahı ve zamanın daha iyi kullanımı bağlamında faydalar sağladığını gördük. Konuştuğumuz birçok insan, karantinanın yarattığı sıkıntıların, onlara meslektaşlarının hayatları hakkında bir fikir ve anlayış sağladığını ve tecridin uzun sürmesinin onlara işe dair görevlerini uzaktan organize etmenin daha iyi yollarını bulmaları için zaman kazandırdığını düşünüyor.

Tabii ki, karantina deneyimleri çok çeşitliydi. İşverenler, bize, tek başına veya küçük ya da sıkışık koşullarda yaşayanlar ve bakım görevleri gibi daha fazla dış sorumlulukları olanlar da dahil olmak üzere, evden çalışmak zorunda kalmayı yalnız ve daha zor bir zaman dilimi olarak gören personeli daha iyi anladıklarını söylediler. İş gücü çeşitliliğine ilişkin bu gelişmiş farkındalık, gelecekteki iş yönetimi için daha olumlu sonuçlar doğurabilir.

Son dönemdeki hükümet söylemi, çoğunlukla terk edilmiş ofislerin kentlere ve iş yaşamına ne yapacağını aktaran musibetlerden biriydi. Buna karşın, yalnızca birkaç şirket iş yerlerini tamamen terk etme önerisinde bulunuyor. Tam aksine, buralar hala sosyalleşmek ve kahve içmek için daha hoş alanlar haline getirilebilir.

İş yerlerimizi yeniden değerlendirirken, bu, bizlere, kentlerimizin neye benzemesini istediğimizi ve nasıl daha kapsayıcı, daha güvenli ve daha yeşil alanlar haline getirebileceğimizi düşünmek için bir fırsat sunuyor. En önemlisi, buraları işlerin daha verimli biçimde organize edildiği alanlar haline getirirken bunu yapabiliriz. Bu, böylesi olumlu değişiklikleri gerçekleştirmek için bizim kuşağımızın eline geçen bir fırsat olabilir.


Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)