'Hafif' bir Covid-19 vakasının kulağa kötü gelmediğini mi düşünüyorsunuz?

Hastaneye yatmasına gerek görülmeyerek evde iyileşmeye gönderilen birçok insan kalıcı belirtilerden şikayet ediyor. Korona virüsünden kurtulduklarını düşünen bu insanlar, felç de dahil olmak üzere beklenmedik semptomlar yaşadıklarını söylüyor.

Adrienne Matei

Halk arasındaki yaygın inanış, bir hastalık ‘hafif’ seyrettiğinde endişelenecek çok fazla şey olmadığını düşündürür. Buna karşın, eğer Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) küresel Covid-19 vakalarının yüzde 80’inden fazlasının hafif veya asemptomatik olduğuna dair verileriyle kendinizi teselli ediyorsanız, bunu bir kez daha düşünün. Virologlar, Sars-CoV-2’nin biyomekaniğini anlamak için birbirleriyle yarışırken, bir şey giderek daha açık hale geliyor: ‘Hafif’ vakalar bile ilk düşünüldüğünden daha karmaşık, tehlikeli ve atlatılması zor olabilir.

Salgın boyunca, Covid-19’u ‘hafif’ biçimde geçiren ve yoğun bakım ünitesinde kalmaya ya da bir solunum cihazı kullanmaya ihtiyaç duymayan kişilerin ciddi sağlık sorunlarından kurtulduğuna dair bir görüş mevcuttu. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, 16 eyalette görülen yeni Covid-19 vakalarının neredeyse yarısının, hasta olma riski yaşlılardan daha az olan genç Amerikalılarda tespit edilmesinin ‘iyi bir şey’ olduğunu öne sürdü. Bunun gibi söylemler, ‘hafif enfekte olmuş’ hastaların yaşadığı çilelerin hasta olduktan sonraki iki hafta içinde sona erdiğine ve bu noktada iyileşip her şeyin normale döndüğünü düşünmenize sebep olabilir.

GERÇEKTEN DE ‘HAFİF’ Mİ?

Bu durum, Covid-19’a yakalanan insanların bir kısmı için geçerli olsa bile, yapılan tıbbi araştırmalar ve destek gruplarından aktarılan kanıtlar, ‘hafif’ düzeyde seyreden Covid-19’dan kurtulanların büyük kısmının çok da şanslı olmadığını gösteriyor. Bu kişiler, kalıcı yan etkiler yaşıyorlar ve doktorlar hala çetrefilli ayrıntıları anlamaya çalışıyor.

Bu yan etkilerden bazıları ölümcül bile olabilir. New York’ta bulunan Mount Sinai Hastanesi’nde nöroşirürji profesörü olan Dr. Christopher Kellner’ın aktardığı kadarıyla, hastaların virüs nedeniyle hastaneye yatırılmadığı ve Covid-19’u ‘hafif’ atlatan 30’lu yaşlarındaki genç kişilerde kan pıhtılaşması ve şiddetli felç sorunları tespit edildi. Kellner, mayıs ayında, Mount Sinai’de Covid-19 hastalığı olan kişilere ‘hiçbir belirti görülmeyen ya da hafif belirtiler taşıyan genç hastalarda’ gördükleri felç olaylarını önlemek amacıyla antikoagülan (pıhtı önleyici/ç.n.) ilaçlar vermek için bir planın hayata geçirildiğini ifade ediyor.

Doktorlar artık Covid-19’un kronik yorgunluk ve diğer belirtilerin yanı sıra yalnızca akciğerleri ve kanı değil, aynı zamanda böbrekleri, karaciğeri ve beyni etkilediğini biliyorlar. Virüs henüz organlar üzerindeki bu uzun vadeli etkilerinin daha iyi anlaşılması için yeterince eski olmasa bile, bir hastanın hastaneye yatırılmasının gerekip gerekmediği fark etmeksizin, organların iyileşme sürecini engelleyerek kendini gösterebilir.

BİTMEK BİLMEYEN ETKİLER

Şimdilerde gündeme gelen bir başka rahatsız edici olgu ise ‘uzun vadeli’ Covid-19 hastaları; bunlar, hastalığı aylar boyunca yaşayan insanlar. Bu ayın başlarında Hollanda’da yayınlanan bir raporu hazırlamak için, araştırmacılar, kalıcı belirtiler bildiren 1622 Covid-19 hastasıyla görüştü; yaş ortalaması 53 olan hastalarda yoğun bir yorgunluk hissi (yüzde 88), kalıcı nefes darlığı (yüzde 75) ve göğüste daralma hissi (yüzde 45) yaşandığı tespit edildi. Hastaların yüzde 91’lik bölümü hastaneye yatırılmadı ve bu durum, Covid-19’u ‘hafif’ denilen biçimde geçirmelerine rağmen bu yan etkilerden muzdarip olduklarını gösteriyor. Araştırmaya katılan hastaların yüzde 85’i Covid-19’a yakalanmadan önce kendilerini genel olarak sağlıklı bulurken, yalnızca yüzde altısı virüsü kaptıktan bir ay veya daha fazla zaman geçtikten sonra aynı şekilde hissettiğini ifade etti.

Yirmi altı yaşındaki Fiona Lowenstein, kendisine Covid-19 tanısı konduktan sonra, uzun, güç ve doğrusal olmayan bir iyileşme sürecini bizzat tecrübe etti. Lowenstein, 17 Mart günü hastalandı ve ateş, öksürük ve nefes darlığı nedeniyle kısa bir süreliğine hastaneye yatırıldı. Doktorlar, belirtiler kötüleşirse hastaneye dönmesini tavsiye ettiler ama bunun yerine başka bir şey oldu. “Ben bu yeni belirtilerin tamamını deneyimledim: sinüs  ve boğaz ağrısı, gerçekten ciddi gastrointestinal (mide ve barsaklarla ilgili/ç.n.) sorunlar yaşadım” diyor. “Her yemekten sonra ishal sorunu yaşıyordum. Aşırı düzeyde kilo kaybettim ve bu beni zayıf düşürdü, aşırı düzeyde yorgunluk, baş ağrısı, koku duyusu kaybı yaşadım…”

Mayıs ayı ortalarında kendini genel olarak daha iyi hissettiği bir döneme girdiğini ancak buna rağmen semptomların bir kısmının hal rutin olarak yeniden ortaya çıktığını söylüyor. “Yirmili yaşlarınızda sağlıklı ve aktif olmak ve ardından bu şeyin kurbanı olduktan sonra gittikçe düzeleceğinizi ve en sonunda iyi olacağınızı düşünmek ve sonra bunu gerçekten de başaramamak, neredeyse egonuza vurulmuş bir darbe gibi…” diyor Lowenstein.

HASTALARIN GİRİŞİMİ ORTAYA ÇIKARDI

Ne yaşadığı hakkında bilgi bulamayan ve daha fazla insanın benzer şekilde uzun süreli bir iyileşme süreci yaşayıp yaşamadığını merak eden Lowenstein, şu anda 5 bin 600’den fazla üyeyi barındıran ve birçoğu hastalığı nedeniyle hastaneye yatırılmayan ama ilk başlardaki grip benzeri solunum sorunları belirtilerinin yatışmasından sonra aylardır kendini hasta hisseden insanlarla birlikte ‘The Body Politic Slack’ adlı bir destek grubu oluşturdu. Grup içinde yapılan bir ankete göre, -büyük çoğunluğu 50 yaşın altında olan- üyeler, yüz felci, nöbetler, işitme ve görme kaybı, baş ağrısı, hafıza kaybı, ishal, şiddetli kilo kaybı ve daha fazla sorunlar dahil olmak üzere, birçok belirti yaşadılar.

The Body Politic grubunun hasta üyelerinin öncülüğünde yürütülen araştırmanın yazarı olan Hannah Davis, “Bana ve bence çoğu insana göre, DSÖ ve diğer yetkililerden halka aktarılan ‘hafif’ tanımı, ‘herhangi bir şekilde hastaneye yatmayı gerektirmeyen durum’ anlamına geliyordu; hastaneye yatırılmayan kişiler yalnızca küçük bir soğuk algınlığı yaşayacaktı ve evde iyileşebilirdi” diyor. “Benim bakış açımdan, bu gerçekten de zararlı bir söylem oldu ve halkı kesinlikle yanlış bilgilendirdi. Aynı anda hem insanların kişisel risk düzeylerine karar verirken bağlantılı bilgileri göz önünde bulundurmasını hem de uzun süreli hastaların ihtiyaç duydukları yardımı almasını engelliyor.”

Salgın sürdükçe tıp uzmanları ve halk Covid-19 hakkında daha fazla bilgilenirken, bu aşamada, bu aşırı karmaşık hastalıkla ilgili ne kadar az şey bildiğimizi akılda tutmak ve hayatta kalanlar arasında özellikle iyileşme süreçleri ne hızlı ne de basit olan kişilerin deneyimlerini dinlemek önemlidir.

Covid-19 vakalarının büyük kısmını ‘hafif’ diye nitelendirmek güven verici olabilir ama belki de bu umduğumuz kadar kesin bir tanım değildir.


Yazının aslı The Guardian sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)