Colston heykelinin devrilmesi tarihe saldırı değil, tarihin ta kendisidir

Bir köle tüccarının heykeli, 125 yıl boyunca Bristol’daki varlığını korudu. Şimdi ise protestocular, geçmişte kimsenin yapamadığını başardı.

David Olusoga

Bristol’ı bilmeyenlerin, 17’inci yüzyıldan kalma bir köle tüccarı heykelinin kaidesinden söküldüğünü ve limana atıldığını duyduklarında yaşadıkları asıl şok, 21’inci yüzyıl Bristol’ının hâlâ bir köle tüccarının heykelini barındırıyor olmasıydı. Yaşanan olayları sosyal medya üzerinden seyreden birçok insan için, bu gerçek bir ‘WTF’ (kibarca ‘Bu Ne Yahu’/ç.n.) anıydı.

ERWARD COLSTON: SAYGIN (!) BİR SERİ KATİL

Bahsi geçen Edward Colston adındaki adam, Kraliyet Afrika Şirketi’nde bir yönetim kurulu üyesi ve nihayetinde vali yardımcısıydı. Bu görevlerinde, yaklaşık 84 bin Afrikalının köleliğe taşınmasının gerçekleştirilmesine yardımcı oldu. Bu insanlardan yaklaşık 19 bininin, Afrika kıyılarından Yeni Dünya’daki tarlalara kadar uzanan utanç verici ‘Middle Passage’ (Orta Geçit/ç.n.) yolculuğu sırasında şirketin köle gemilerinin pis ve kesif kokulu ambarlarında can verdiğine inanılıyor. Ölenlerin cesetleri, Atlantik köle ticaretinin devam ettiği yüzyıllar boyunca köle gemilerini aramayı ve köle ticaretinin okyanus ötesine uzanan kanlı rotalarını takip etmeyi öğrenen köpek balıkları tarafından yutuldukları sulara atıldı. İşte bu adam, 125 yıldan beridir Bristol tarafından onurlandırılıyordu. Kelimenin tam anlamıyla şehrin merkezindeki bir kaide üzerine konmuştu. Ne var ki bu gece Edward Colston balıklarla yatacak.

Bu anın tarihsel izdüşümü şiirseldir. Rezil ve işine aşık bir köle tüccarının bronz heykeli, bu ticaretin sağladığı zenginlik üzerine inşa edilmiş bir şehrin sokaklarında sürüklendi ve ardından Middle Passage’ın kurbanları gibi suya atıldı. Colston, bir üçgen üzerinde (Afrika, İngiltere ve Amerika/ç.n.) köle ticaretini yürüten gemilerin geçmişte demirlediği bir limanın dibinde, yüklerinin boşaltıldığı rıhtımda yatıyor.

Köle gemisi kaptanlarının genellikle bir-iki köleleştirilmiş insanı İngiltere’ye getirmelerine ve kişisel kazançları bağlamında satmalarına izin verildi. Bu uygulamada ‘başarılı’ kaptanlara ek bir kazanç imkânı sunulur ve bu kapsamda köleleştirilen Afrikalılara ‘imtiyaz zencileri’ adı verilirdi. Birçoğu bir çeşit moda aksesuarı, yani egzotik uşak olarak satılan genç erkeklerdi. Bu kişiler, şehrin seçkinlerine ait malikânelerden kaçan köleleştirilmiş insanların yeniden yakalanması için koydukları ödüllerle ilgili ilânların da yayımlandığı 18’inci yüzyıl Bristol gazetelerindeki reklamlarda satılık mal olarak gösterilirlerdi. Colston’ın heykelinin bulunduğu yerden birkaç metre uzaklıkta, Bristol’da yaşayan ve ölen köleleştirilmiş insanlardan biri olan Pero Jones’un isminin verildiği Pero Köprüsü bulunur. O, İngiliz toprağına ilk adımlarını Colston’un heykelinin fırlatıldığı rıhtımda atmış olabilecek bir adamdı.

Colston’ın sulara gömülüşünü izleyen kalabalıkta her ırktan insan vardı; fakat bunların bazıları, ataları Colston’ın gemilerinin güvertelerine zincirlenen köleleştirilmiş siyah Bristol sakinlerinin torunlarıydı. Kaidesinden sökülen Colston daha küçük görünüyordu: Hem boyutu hem de nüfuzu azalmıştı. Yere uzanmış yatarken, dalgın bir şekilde çalıştığını gösteren duruşu bir anda göze saçma görünmeye başladı. Heykel bu haldeyken protestoculardan biri sert ve güçlü bir davranışta bulundu. Dizini Edward Colston’ın bronzdan mamul boğazına yerleştirerek, bu olağanüstü olayların beklenmedik tetikleyicisini anımsattı.

TARİHLE YÜZLEŞEMEYENLER

Bundan 299 yıl önce ölen bir adamın bugün İngiltere’deki gazetelerin çoğunun ön sayfalarında yer alıyor olması, Bristol’ın tarihiyle yüzleşmekte pek başarılı olamadığını gösteriyor. Kampanyacıların cesur ve ısrarlı uğraşlarına karşın, heykelin barışçıl bir şekilde kaldırılmasına yönelik tüm girişimler Colston’ı savunan kesim tarafından engellendi. 2019’da, Bristol’daki Colston tarikatının yüksek mevkideki savunucuları olan Society of Merchant Venturers’ın (Tüccar Girişimciler Derneği/ç.n.) metnin sulandırılmasında ısrar etmesi ve işlediği suçları hafifletici bir etki yaratmayı amaçladığı hissedilen nitelikler eklenmesi talebi sonrasında, kaideye bir plaket asılması çabaları başarısızlığa uğradı. Pek çok insanın bu heykelden iğrenmesine neden olan şey Colston’ı kıymetli biriymiş gibi gösterilmesi değil, hayatları bu şehrin sahip olduğu serveti yaratmak için yok edilen kurbanlar konusunda sessiz kalınmasıydı.

Heykel ve Colston’ın itibarıyla ilgili uzun savunma gayet açık ve yüzsüzceydi ama benzersiz değildi. Diğer İngiliz şehirlerinde de insan ticareti yoluyla zenginleşen veya ‘saygıdeğer ticareti’ savunan başka insanlara da bronz ve mermer heykellerle saygı gösteriliyor. Edinburgh’un St. Andrew Meydanı’nda bulunan 150 metre yüksekliğindeki bir kaide üzerinde, tarihin suçlu insanlarından bir diğeri olan Melville Vikontu Henry Dundas duruyor. Uygarlığa yaptığı en büyük katkı, köle ticaretini ortadan kaldıran bir yasanın onaylanması girişimlerini sulandırmak ve geciktirmekti. Tarihçiler, onun eylemleri nedeniyle kaç bin kişinin öldüğünü veya köleliğe mahkûm edildiğini tahmin edebilmek için hâlâ mücadele veriyorlar. Hâlihazırda, sosyal medya Dundas’ın heykelinin Forth Nehri’nin sularına atılmasına yönelik çağrılarla alevlenmiş durumda.

Bugün, 1895’ten beridir bir seri katilin heykelinin Bristol şehir merkezine gölge düşürmediği ilk gün. Bugün yaşananlara ağıt yakanlar ve pazar günü yaşananlar nedeniyle dehşete kapılanların, kendilerine bazı zor soruları sorması lazım. Bir köle tüccarı heykelinin merkezinde durması nedeniyle Bristol’ın dün daha iyi bir yer olduğuna mı inanıyorlar? Colston’ın kurbanlarının soyundan gelenlerin neden bu heykeli daima bir hakaret olarak gördüklerini ve on yıllardır kaldırılması için yalvardıklarını -şimdi bile- gerçekten de anlayamayacak kadar acizler mi?

YALANLARLA NEREYE KADAR?

Eğer buna benzer sorularla yüzleşmezlerse, 2017’de Colston’ın bazı savunucularının tuzağına düştüğü aynı ahlaki şaşkınlık labirentinde kaybolma riski taşıyorlar. O yıl, Bristol’ın en önemli konser mekânı ve köle tüccarının adını taşıyan birçok kuruluştan biri olan Colston Hall, ismini değiştireceğini duyurdu. Buna yanıt olarak, başka koşullarda makul ve saygın olabilecek bazı insanlar salonu boykot edeceklerini açıkladılar. Bir an için bunu düşünün. Akılcı, eğitimli, 21’inci yüzyıl insanları ısrarla, sanki bu mekân insanları alan, satan ve öldüren bir adamın ismini taşımıyormuş gibi, bir konser salonunun duvarları içinde icra edilen müziği dinlemeyi reddederek ahlaki bir tavır sergilediklerini düşündüler.

Şimdi, bu kadar uzun süre boyunca savunulamaz şeyleri savunan insanların yeni ve sözde ahlaki bir duruş sergiliyormuş gibi davranmalarının ya da kurban rolü yapmalarının zamanı değil. Engelleme ve gizleme stratejileri temel bir varsayıma dayanıyordu: Pazar günü yaşananların hiçbir zaman gerçekleşemeyeceği. Bristol’a evi gözüyle bakan siyah insanların, insan eti ticareti yapan bir adamın gölgesinde yaşamayı sonsuza kadar hoş göreceğinden ve Colston’ın yerinde durup durmayacağına karar verme gücünün kendi ellerinde olduğundan emindiler ancak her açıdan yanılıyorlardı. Önümüzdeki birkaç gün boyunca her ne söylenirse söylensin, bu, tarihe yönelik bir saldırı değildi. Bu tarihin cereyan edişiydi. Bu, gelişi, bir şeylerin asla eski haline geri dönemeyeceği anlamına gelen nadir tarihi anlardan biriydi.


Yazının aslı Guardian sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)