Antikor testleri kimin bağışıklık kazandığını gösterebilir mi?

Bu salgın, bilim ve bilim insanları için gerçek bir test haline geldi. Korona virüsüne karşı bağışıklık tepkimizi incelemek sadece kimlerin virüsten korunduğunu saptamanın değil, aynı zamanda potansiyel aşı ve tedaviler geliştirmenin de anahtarı olabilir.

Shayan Sharif & Byram W. Bridle

Basında, Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünü tespit eden antikor testlerinin yaygın biçimde kendine yer bulması, bu virüse karşı bağışıklığı olan kişileri kolayca tespit edebileceğimize ilişkin büyük umutlar yarattı.

Ayrıca, işverenlerin, insanların işe geri dönmesine olanak sağlanması için kullanabilecekleri bağışıklık pasaportlarının geliştirilmesiyle ilgili manşetlere de rastlıyoruz. Bunların hepsi cezbedici düşünceler olsa bile, antikor testini gerçek bir ölçü olarak kullanma düşüncesi çok daha fazla araştırma gerektiren bir mesele.

İmmünologlar (bağışıklık uzmanları/ç.n.) olarak, bizim ilgi alanımız bağışıklık sisteminin virüslere, özellikle de hayvanlardan insanlara bulaşan SARS-CoV-2 gibi ‘zoonotik’ (hayvan kaynaklı/ç.n.) virüslere nasıl tepki verdiğini anlamaktır. Bu yazıda, vaatlerin yanı sıra uyarılar da dahil olmak üzere, antikor testinin farklı yönleriyle ilgili görüşlerimizi paylaşıyoruz.

YENİ BİR PATOJENE KARŞI BAĞIŞIKLIK TEPKİSİ

Gelişmekte olan SARS-CoV-2 gibi bir zoonotik patojen (hastalığa neden olan organizma/ç.n.), insanların ona hiç maruz kalmamış olması açısından benzersizdir; dolayısıyla, bağışıklık sistemimiz bu özel virüse daha önce hiç tepki vermemiştir. Gelişmekte olan bir patojene maruz kaldığımız zaman, bağışıklık sistemimiz yedi ila 14 gün içinde farklı türde tepkiler geliştirmeye başlar.

Antikorlar bir tepki türüdür: Kan içerisine gizlenirler ve daha da önemlisi enfeksiyon bölgelerinde bulunurlar. SARS-CoV-2 söz konusu olduğunda, bu antiviral antikorlar enfeksiyon sonrasında kanda bulunabilirler ama aynı zamanda muhtemelen virüsün bulunduğu ve yayıldığı solunum sisteminde de görülürler.

Bir bireydeki antikorların varlığı bir enfeksiyonun meydana geldiğini doğrulasa bile, antikorlar tek başına daha önce meydana gelenler ile mevcut enfeksiyonlar arasında bir ayrımı ortaya koyamaz.

ANTİKOR TESTLERİ

Bazı şirketler, bir kısmı düzenleyici makamlardan onay almış olan antikor test kitleri üretmeye başladı. Şu ana kadar, Healt Canada (Kanada’da sağlık bakanlığına bağlı, devlet kontrolünde bir bölüm) yalnızca bir antikor testine onay verdi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), laboratuvar tabanlı ve hasta başı testlerinin bir kombinasyonu da dahil olmak üzere 12 test için acil kullanım izni verirken, 200 diğer test aracı henüz onay bekliyor.

ABD ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde büyük ölçekli antikor testleri zaten yapıldı. Örneğin, Massachusetts eyaletinde bulunan Chelsea kentinde, antikor testi kullanılarak şehir merkezindeki 200 kişiden 64’ünün Covid-19’a maruz kaldıkları anlaşıldı. Diğer bölgelerde de SARS-CoV-2’ye karşı antikor tepkisinin yüksek biçimde yaygın olduğu bildirildi; bu kişilerin yüzde 25’i New York’ta, yaklaşık yüzde 2.8’i Kaliforniya’ya bağlı Santa Clara County’de ve yüzde 14’ü Almanya’daki Gangelt kentinde tespit edildi.

Bu veriler, nükleik asit bazlı testler kullanılarak teşhis edilenden çok daha fazla kişinin SARS-CoV-2’ye maruz kaldığını veya enfekte olduğunu düşündürürken, bu antikor sahibi insanlar SARS-CoV-2’ye karşı bağışık olmayabilir.

İNSANLAR COVID-19’A KARŞI BAĞIŞIKLIK KAZANDI MI?

Virüsün türüne bağlı olarak, kandaki antikorlar virüse karşı bir koruma sağlayabilir veya sağlamayabilir. Şimdilik, SARS-CoV-2 nedeniyle hastalanan insanların kanında dolaşan antikorların iyi bir koruma göstergesi olmasını umabiliriz.

Buna karşın, kandaki antikor varlığı ile SARS-CoV-2’ye karşı bağışıklık arasında yalnızca zayıf bir bağlantı olması veya hiç bağlantı olmaması ihtimali de söz konusu. Bunun nedeni, kandaki antikorların koruyucu işlevlerini yerine getirmek için solunum sistemine -yani virüsün bulunduğu yere- gitmek zorunda kalmalarıdır. Kimi zaman en çok korumanın gerekli olduğu akciğerlere gitmezler. Ayrıca, bu antikorlar enfeksiyona karşı korunmak için doğru tipte olmayabilir ya da bir koruma işlevi gerçekleştirmek için yeterli miktarda olmayabilirler.

Koruyucu antikorların SARS-CoV-2 yüzeyindeki moleküler yapılara, özellikle de başak proteinine bağlandığı öne sürülüyor. Başak proteinleri, virüsün yüzeyini kaplayan ve korona virüslere adını veren ‘taç’ (ing. ‘Corona’) biçimli yapıyı oluşturan noktalardır. Virüs, bu sivri uçları solunum sistemi hücrelerine bağlanmak için kullanıyor. SARS-CoV-2’nin başak proteinine bağlanan antikorlar ise virüsün hücrelere bağlanmasını engelleyebilirler. Bir hücreye bağlanıp içine giremeyen virüsler çoğalamazlar ve eninde sonunda ölürler.

Antikor testinin, virüsün bulaşıp bulaşmadığını belirlemek için mükemmel bir yol olduğunu söyleyebiliriz ama mutlak biçimde bir korunma sağlayıp sağlamadığını söylemek mümkün değil. Bu, alelacele ‘bağışıklık pasaportları’ kavramını kullanıma sokma meselesindeki potansiyel bir tehlike oluşturuyor: Antikor testleri pozitif olan insanlar, aslında öyle değilken Covid-19’a karşı korunuyorlarmış gibi hareket edebilirler.

BAĞIŞIKLIK OLUP OLMADIĞINI NASIL ANLAYABİLİRİZ?

Şu anda bildiklerimizi göz önünde bulundursak, antikor testini bağışıklığın bir ölçüsü olarak kullanabilir miyiz? Yanıt: Belki! Grip virüsleri gibi daha bilindik diğer solunum virüslerine baktığınızda, kandaki antikorlar ile grip virüsüne karşı korunma arasında genellikle iyi bir bağıntı bulunduğunu görürsünüz.

Şimdi yapılması gereken şey, antikor varlığının SARS-CoV-2 sebebiyle yeniden hastalanmaya karşı bir koruma sağlayıp sağlamadığını belirlemek için yüksek ve düşük antikor konsantrasyonuna sahip kişilere yönelik bir dizi epidemiyolojik çalışma gerçekleştirmek ve eğer koruma sağlıyorsa, gereken minimum antikor miktarının ne olduğunu anlamaktır.

Bu, biraz zaman alacak olan ama fazlasıyla uygulanabilir bir işlem. Süreci hızlandırmanın yollarından biri, SARS-CoV-2 enfeksiyonunu önleme potansiyelleri açısından antikorları değerlendirebilecek testler geliştirmek. Bu testler, enfekte olmuş bireylerin solunum sistemlerinden alınan antikorları kullanarak, bu antikorların virüsün bir kültür kabındaki duyarlı hücrelere bulaşmasını engelleyip engellemeyeceğini ortaya koyabilir.

Aynı kişilerin kanındaki antikorların eş zamanlı olarak incelenmesi, eldeki ‘hızlı ve kolay’ antikor testlerinin solunum sistemindeki antikorların antiviral işlevleriyle ne kadar sıkı ve doğru bir ilişkiye sahip olduklarını bize gösterecektir.

23 Nisan 2020 tarihinde, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, ‘virüsün Kanada’da ne kadar yaygın olduğunu bize söyleyecek ve Kanada nüfusundaki potansiyel bağışıklık ve korunmasızlık durumuna ilişkin güvenilir tahminler sunacak bir dizi ülke çaplı kan testi araştırmasının koordinasyonunu denetlemesi için’ Covid-19 Bağışıklık Görev Gücü’nün kurulduğunu açıkladı.

T HÜCRELERİ BİZE NELER SÖYLEYEBİLİR?

Antikor testlerinin virüse maruz kalma durumunu doğrulayabildiği ama bağışıklığı göstermediği ortaya çıkarsa, bağışıklık testine alternatif yaklaşımlar kullanılabilir. Virüslere karşı bağışıklıkta ana aktörlerden biri, ‘T-hücreleri’ denilen hücrelerin bir alt kümesidir. Bu hücreler virüs bulaşmış hücreleri öldürerek, virüsleri tanıyıp bunlara yanıt verme hususunda büyük bir kapasiteye sahiptirler.

Sars-CoV-2’ye karşı bağışıklıkta T-hücrelerinin katılımı hakkında sınırlı bir fikre sahibiz; ancak bu hücrelerin korunmada hayati bir rol oynaması da ihtimal dahilindedir. Önümüzdeki soru, T-hücrelerinin tepkilerini bir bağışıklık göstergesi olarak kullanıp kullanamayacağımızdır. Yanıt ise hem evet hem de hayır.

Laboratuvar ortamlarında T-hücresi tepkilerini ölçmek mümkün olsa bile, bu işlem zaman alır ve çoğu tanı laboratuvarında bulunmayan bir teknik gelişmişlik seviyesi gerektirir. Ayrıca, T-hücresi testinin yüksek verimli bir prosedür olarak gerçekleştirilmesi gerekecektir; bu da çok sayıda örneğin aynı anda test edilmesi anlamına gelir. Yüksek verimli testler tam olarak teşhis amaçlı geliştirilmemesine karşın elimizde bu teknoloji mevcut; bu nedenle T-hücresi testi SARS-CoV-2’ye karşı bağışıklığın değerlendirilmesinde bir rol oynayabilir.

Bu salgın, bilim ve bilim insanları için gerçek bir test haline geldi. SARS-CoV-2’ye karşı bağışıklık tepkimizi incelemek, sadece kimlerin virüsten korunduğunu saptamanın değil, aynı zamanda potansiyel aşı ve tedaviler geliştirmenin de anahtarı olabilir.


Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)