İnsan Çağı’nı biz yarattık ve sonuçlarıyla yüzleşiyoruz

Korona virüsü salgınından ölümcül orman yangınlarına kadar, bu süreçte yaşanan felaketlerden gezegenimizde evcilleştirilmesi mümkün olmayan güçlerin var olduğu anlaşılıyor. Yaşanan bu felaketler, doğal yaşamın insanlık tarafından tahrip edilmesinin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.

Alastair Gee & Dani Anguiano

Yaklaşık 12 bin yıl önce, vahşi bitki ve hayvanların yetiştirilmesiyle beraber, doğal dünyanın insan tarafından evcilleştirilmesi süreci de ciddi bir şekilde başlamış oldu. Bugüne baktığımızda ise, gezegen üzerinde egemenliğimizi ilan etmiş gibi görünüyoruz; zira yeryüzünde 7.8 milyar insan yaşıyor ve erişim yeteneğimiz maden çıkarılan derin deniz yataklarından, gökyüzüne bir uzay gücü gönderen Donald Trump’a göre ‘cennete kadar’ uzanıyor.

Ancak son zamanlarda yaşanan -korona virüsü salgınından Amerika’da meydana gelen yüzyılın en ölümcül orman yangınına kadar- bir dizi felaketin açıkça gösterdiği üzere, yeryüzünde evcilleştirilemeyecek güçler de mevcut. Gerçekten de doğal yaşama yaptığımız müdahalelerle var olan şeyleri bir trajediye dönüştürme konusunda daha fazla sorumlu hale geliyoruz. Antroposen’i (İnsan Çağı/ç.n.) biz yarattık ve şimdi sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.

‘SONSUZ EGEMENLİĞİN’ BEDELİ

Covid-19 hastalığı Wuhan’daki deniz ürünleri ve vahşi hayvan pazarında ortaya çıkmış gibi görünüyor; ancak bazı bilim insanları korona virüsünün ortaya çıkmasının nedeninin ekosistemin bozulması olduğunu söylüyor. Genetik testler virüsün büyük ihtimalle yarasalardan geldiğini gösteriyor ve bir noktada, dünyanın en çok ticareti yapılan hayvanı olan pangolin gibi ara türler aracılığıyla bizlere bulaşmış olabilir. Pangolinler bu pazarlarda resmi olarak ticareti yapılan hayvanlar listesinde bulunmasa da, pazarlar kesin olarak kurt yavruları, timsahlar ve misk kedileri gibi diğer vahşi hayvanlara ev sahipliği yapıyor.

‘Spillover: Animal Infections and the Next Human Pandemic’ (Yayılma: Hayvan Enfeksiyonları ve Bir Sonraki İnsan Salgını) adlı kitabın yazarı David Quammen, ‘Yale Environment 360’ adlı dergiye verdiği demeçte, “Vahşi hayvanlar kendi eşsiz virüslerini taşıyorlar” diyor. “Büyük çeşitliliğe sahip tropik bir ormana girdiğimizde, ağaçları kesmeye, hayvanları yakalamaya ya da yiyecek için hayvanları öldürmeye başladığımızda,” -yahut onları çiftlik hayvanları ve insanlarla kaynaşabilecekleri pazarlara gönderdiğimizde- “bu virüslere bizim virüsümüz olma, bize sıçrama ve yeni bir konak, çok daha büyük bir nüfusa sahip olan bir konak bulma fırsatı sunuyoruz” dedi.

Son zamanlarda yapılan bir araştırmada, söz konusu hayvanların neslinin tükenmekte olduğu ve insanların onları alıp satması ve yaşanan doğal yaşam tahribatı nedeniyle sayılarının azaldığı bir zamanda, hayvanlardan insanlara hastalık yayılması riskinin aslında doruğa çıktığı ortaya konuldu. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre iklim krizi ve insan nüfusundaki artış, ‘hastalık çoğaltıcı’ etkenler haline geldi.

BEKLENEN FELAKETLER

Benzer şekilde, orman yangınları da doğal dünyayı yeniden şekillendirmemizin ne tür felaket sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Guardian için hazırladığımız kapsamlı raporlara dayanan ve birkaç gün önce yayınlanan yeni kitabımız Fire in Paradise’ta (Paradise’da Yangın), 2018 yılında bir Kaliforniya kasabasının tamamının modern zamanlarda eşi benzeri görülmemiş şiddetteki bir yangınla yok oluşunu belgeliyoruz. Tam seksen beş kişinin canını alan yangın, eyaletteki en ölümcül orman yangınıydı.

Orman yangınları, muson yağmurları ya da kasırgalar diğer yerlere özgü olduğu gibi batı ABD’ye de özgüdür. Ne var ki, Kaliforniya’da bu etkenlerin kökünü kazımak ve insanların yaşamlarını ve mülklerini ve korumak için verilen yüzyıllık çaba, eyaletin ormanlarında ve otlaklarında doğal olmayan bir şekilde yanıcı bitki örtüsünü yoğunlaştırarak, yarı-düzenli ama düşük yoğunluklu yangınlara eğilimli bir hale getirdi. Daha da kötüsü, küresel ısınma Kaliforniya’nın vahşi bölgelerini daha da kurak hale getiriyor.

Paradise kasabası sakinleri, başlarının üzerinde sallanıp duran kılıcın farkındaydılar. Kasabanın bir tahliye planı ve acil durumlar için otomatik çağrı sistemi vardı. 2018 yazında, yaklaşık 300 metre genişliğindeki korkunç ve dehşet verici bir yangın kasırgası, yalnızca 130 km uzaktaki bir bölgeyi kül edip geçmişti. Uzun zamandır bu bölgede ikamet eden Iris Natividad, “Bu bir olasılık meselesi değildi. Tek soru bunun ne zaman yaşanacağıydı” diyor.

Öyle olsa bile, hiç kimse, kasım ayının başlarında, bir sabah PG&E baz istasyonundan sıçrayan bir kıvılcım istasyonu çevreleyen çalılığı ateşlemeden ve bir anda alevler adeta Paradise’a doğru çılgınca koşarak yaklaşık 400 futbol sahası genişliğindeki bitki örtüsünü bir dakika içinde yok etmeden önce, durumun ne kadar kötü olacağını hayal bile edemezdi. Bir krematoryum sıcaklığına ulaşan alevler arabaları eritti ve yüzlerce evi kül edip bıraktı. Yangın kasabadaki insanları tuzağa düşürdü ve pek çoğu hazırlıksız yakalandı.

YENİ NORMAL

Paradise kasabası tam anlamıyla yıkıma uğradı ve geride kül yığınlarından başka hiçbir şey kalmayan mahallelerin görüntüleri dünyayı şok etti.

Bunun ‘yeni normal’ olduğunu söyleyebiliriz ve aslında, üç orman yangını uzmanı, Paradise yangınından yalnızca birkaç ay önce The Guardian’a şunları yazmışlardı: “Bölgenin istikrara kavuşmuş bir platoya benzediğini varsaymak bir hata olur.” Büyük yangınların gerçekleşmeye devam edeceğini biliyoruz. Ayrıca aşırı hava koşulları, biyo-çeşitliliğin yok edilmesi, siyasal istikrarsızlıklar ve sivrisinekler ve kenelerin görülme dönemlerindeki genişlemenin bir neticesi olarak, daha fazla salgın yaşanacağını da biliyoruz.

Yine de Covid-19 trajedisinden edineceğimiz iyimser ders, harekete geçebileceğimiz olmalı. Evde kalma çağrılarına kulak vereceğiz ve hayat kurtarmak anlamına geliyorsa ekonomiyi bu süreçte durduracağız. Ve bunu yalnızca bir gecede hayata geçireceğiz.

Bizim tarafımızdan kısmen evcilleştirilse de hala vahşi olan gezegenimizde, adımızı taşıyan jeolojik çağda (Antroposen/İnsan Çağı-ç.n.), gerçekten de başka bir salgını ve başka bir Paradise yangınını önlemek için gereken iradeye sahip olduğumuzu öğrendik.


Yazının aslı The Guardian sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)