‘Sosyal mesafe’ insani bağları yitirmek değildir

Korona virüsünün gerektirdiği sosyal mesafe, en çok ihtiyacımız olduğu bir anda bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Ancak aramıza mesafe koymak için insani bağlarımızı ortadan kaldırmak zorunda değiliz.

Jamil Zaki*

Bunları evimden yazıyorum. Normalde bir ofiste çalışıyorsanız, eminim ki şu anda bu yazıyı evinizden okuyorsunuzdur. Korona virüsü, işletmeleri, okulları, sinemaları ve festivalleri durdurdu. Öğretmenlik yaptığım Stanford Üniversitesi geçici olarak çevrimiçi bir üniversiteye dönüştürüldü.

Dünyada olup bitenler, kamusal bilincimize yeni bir klişe terim ekledi. Bu kez, bu sözcük ‘sosyal mesafe’; insanları birbirinden ayrı tutarak sağlıklarını koruma çabasını ifade ediyor. Sosyal mesafe, NBA maçlarını iptal etmek, bakım ve huzurevindeki misafirleri taramadan geçirmek ve insanları mümkün olduğunca halka açık yerlerden kaçınmaya çağırmak gibi birçok unsuru içerebiliyor.

Bunların tamamı bulaşmayı yavaşlatmak için uygulanan hayati stratejiler. Bununla beraber, bizi birlik olmaya dair derin içgüdülerimizden uzaklaştırır ve şimdiki gibi zor zamanlar yaşadığımız bir dönemde duygusal esenliğimizi kötüleştirebilir.

BİRLİKTEYKEN GÜÇLÜ, YALNIZKEN ZAYIFIZ

Onlarca yıldır toplanan kanıtlar, insanlar arası bağlantının bireyleri kaygı ve belirsizliğe karşı koruduğunun gösteriyor. Sevdiklerinizle beraberken, tehditler aşılması gereken güçlükler haline gelir ve acı şoklar size daha az zarar verir. Bunun tersine, yalnızlık, psikolojik olarak zehirlidir: Uykuyu kötüleştirir, depresyonu derinleştirir ve yaşlı insanlar arasındaki ölüm oranlarında artışa neden olur.

İşler zorlaştığında, yalnız olan bireyler daha fazla acı çeker. Strese daha yoğun tepki verirler, psikolojik problemlere, bağışıklık sistemi ve kardiyovasküler sistem sorunlarına yol açarlar. Ama zor anlar aynı zamanda bir araya gelmek için bizlere bir fırsat sunar. Depremler, bombalamalar ve terörist saldırıların ardından, insanlar tanımadığı kişilere yardım etmek için evlerinden sokaklara akar, çoğunlukla onları birbirinden ayıran sınıfsal ve ırksal farklılıkları görmezden gelirler. Bu tür bir dayanışma duygusu, yardım edenlere güç verir. Başkaları için bir araya gelir ve belirsiz zamanlarda bir amaç duygusu kazanırlar.

Şimdi korona virüsünün bize zarar verdiği yollara bir tane daha ekliyoruz. Diğer felaketler gibi salgınlar da çok sayıda insanı öldürür ve hatta daha fazla dehşete düşürür. Fakat bulaşma, aynı zamanda meslektaşlarımızı ve komşularımızı da bu korkunun kaynağına dönüştürüyor. Birbirimize en çok ihtiyacımız olduğu bir anda bizi birbirimizden uzaklaştırıyor.

Sosyal mesafe şu an için vazgeçilmez ama sosyal bağlantı da böyledir. Televizyonlarımız ve sosyal medya yayınlarımız endişe saçıyor. Örneğin, korona virüsünün neden olduğu hastalık olan Covid-19 karşısında en savunmasız olanlar -mesela yaşlılar- aynı zamanda felç edici bir izolasyona karşı en hassas olan kişilerdir. Fiziksel mesafenin kalıcı ve yaygın bir yalnızlığa dönüşmesine izin verirsek, bulaşıcı bir ruh sağlığı krizine girme riskiyle karşı karşıya kalırız. Yalnızlık, aynı zamanda insanları halk sağlığı tavsiyelerini göz ardı etmeye teşvik edebilir ve toplumsal riski artırır.

İNSANİ BAĞLARIMIZI YENİDEN KURMAK

Ancak aramıza mesafe koymak için insani bağlarımızı ortadan kaldırmak zorunda değiliz. Birçoğumuz, sosyal dokumuzu parçaladığı için çevrimiçi teknolojilerden şikayet ederiz. İronik biçimde, aynı araçlar artık onu bir arada tutmak için elimizdeki en iyi olanak.

Çevrimiçi topluluklar yeni bir olgu değil. Örneğin, nadir hastalıklardan muzdarip insanlar, çoğu zaman mücadelelerini paylaşan başka insanları tanımazlar. Risklere bağlı olarak, bazı hastalar kendi kendini karantinaya almak zorundadır. Pek çoğu, çevrimiçi mesaj panoları, Facebook destek grupları ve RareConnect.org gibi bağımsız alanlarda bilgi alışverişi yaparak, farklı hikayeleri anlatabildikleri ve öğrenebildikleri bağımsız siteler sayesinde izolasyonla başa çıkıyor. Hastalar bu siteleri genellikle yalnız bir dünyadaki dertleşme vahaları biçiminde tanımlıyorlar.

Covid-19 salgını devam ederken sosyal mesafe haftaları uzadıkça, hepimizin buna benzer alanlara ihtiyacı olacak. Neden siz de bunlardan bir tane yaratmıyorsunuz? Dairenizde saklanıyor olabilirsiniz ama iş arkadaşlarınız, komşularınız ve eski sınıf arkadaşlarınız da aynı durumdalar. Kafanız karışmış, yalnız, sıkılmış ve korkmuş hissedebilirsiniz ve muhtemelen onlar da öyle hissediyorlar. Acılarımız sayesinde, büyük ihtimalle milyarlarca insanın her zamankinden daha fazla ortak noktası var.

Bu büyük ortaklaşa mücadelede kendimizi yalnız hissetmemize gerek yok. Eski bir arkadaşınıza Instagram üzerinden mesaj gönderin; FaceTime’dan kuzeninizi arayın ve birlikte mezuniyet videosunu seyredin; bu alışılmadık anı içeren bir video yayınlayın. Savunmasız olmaktan ya da başkalarına (nasıl hissettiklerini/ç.n.) sormaktan çekinmeyin. Fiziksel ve duygusal mesafenin birbirine uyması gerekmediğini unutmayın.

Ayrıca teknolojiyi, bağlantı alışkanlıklarımızı yeniden yaratmak için kullanmalı, bizi daha az yalnız hissettiren davranışları yeniden üretmeliyiz. Çalıştığım laboratuvar, toplantıları video konferans üzerinden gerçekleştiriyor ama neden bununla kalsın?

Normal zamanlarda, araştırmacılarımız kahve makinemizin yanında sürekli olarak birbirleriyle karşılaşır ve nasıl bir gün geçirdikleri, ulaştıkları yeni bir fikir ya da her ikisi hakkında sohbet ederler. Şimdiyse ekip üyelerinin mola verebileceği ve başkalarını da kendilerine katılmaya davet edebileceği ‘sanal kahve makinesi’ adlı bir video bağlantısı yarattık. Aynı şekilde, lisans öğrencilerim de ülke çapında dağılmışken bile FaceTime üzerinden yemek saatlerinde bir araya gelebilecekleri bir ‘yemek salonu’ oluşturdular.

Fiziksel alanı paylaştığımızda, sohbetlerimizi acil konularla sınırlamayız. Aylaklık eder, karşımızdakine laf yetiştirir ve işten kaytarırız. Mekân ve topluluk duygumuz açısından, yalnızca arada kalan anlar acildir. Ne olursa olsun, hayatımızdaki bu duyguları korumalıyız.

Bu konuda nasıl düşündüğümüze bağlı olarak, kendimizi uzaklaştırsak bile birbirimize yakınlaşabiliriz. Genç ve sağlıklı insanlar genellikle ciddi bir korona virüsü riski altında değiller ama sosyal mesafe konusunda istekli davranmaları, daha savunmasız durumdaki bireyleri koruyacaktır.

İzolasyonumuz bile bir dayanışma eylemidir: Tek başımıza değil, hep birlikte gerçekleştirdiğimiz bir davranıştır.

*Jamil Zaki, Stanford Üniversitesi’nde psikoloji profesörü ve ‘The War For Kindness: Building Empathy in a Fractured World’ (İyilik İçin Verilen Savaş: Parçalanmış bir Dünyada Empati Kurmak) adlı bir kitabın yazarıdır.

Yazının aslı Washington Post sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)