Dünya Forum… Rosalind Franklin: Büyük DNA keşfi unutturulmaya çalışılan bir kadın

Birçok insan DNA molekülünün yapısının çift sarmal şeklinde olduğunu bilir. Bazıları, molekülün yapısını modellemek ve şeklin kendisini çoğaltmayı nasıl başardığını açıkladığı için 1962 Nobel Tıp Ödülü’nü kazanan bilim insanlarının isimlerini bile hatırlar. James Watson ve Francis Crick, Nobel Ödülü’nü Maurice Wilkins ile paylaşmıştı; ancak birçok insan, dünyayı sarsan bu başarı nedeniyle alkışların çoğunun haklı olarak o sahnede bulunmayan birine, Rosalind Franklin adında bir kadına gitmesi gerektiğini düşünüyor.

Bilim tarihinin en büyük keşiflerinden birine imza atan İngiltereli bilim insanı Rosalind Franklin, 25 Temmuz 1920 günü Londra’da dünyaya geldi. Rosalind Elsie Franklin, zengin ve ilişkileri oldukça sıkı olan İngiliz Yahudisi bir ailenin beş çocuğundan ikincisiydi. Babasının amcası Herbert Samuel 1916 yılında İçişleri Bakanı olarak atanan ve İngiliz kabinesinde görev yapan ilk Yahudi bakandı. Teyzesi Helen Caroline Franklin, Filistin’deki İngiliz mandasının başsavcısı olan Norman de Mattos Bentwich ile evli bir sendikacı ve kadınlara oy hakkını savunan bir ilericiydi. Franklin’in annesi, bir avukat olan Arthur Waley’in kızı Muriel Frances Waley’di.

Annesi, kardeşi Helen gibi üniversiteye gitmek için yeterli fırsatlara sahip olamamıştı ve kızlarının da aynı akıbete uğramasını istemiyordu. Zamanının büyük bir kısmını hayırseverliğe adamıştı ve yalnız annelere, işsizlere, mültecilere ve yaşlılar da dahil olmak üzere ihtiyacı olan herkese yardım etmeye çalışıyordu. Rosalind’in babasının adı Ellis Arthur Franklin’di. İlkin Oxford Üniversitesi’nde fizik eğitimi almayı istemişti ama Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine orduya çağrıldığı ve daha sonra evlendiği için, bir aile şirketi olan ‘Keyser & Co.’ adlı ticaret bankasında çalışmaya başlamıştı. Ellis hayatının geri kalanında bilime güçlü bir ilgi duydu ve ilerleyen yıllarda müdür yardımcısı ve bağışçı olduğu bir erkek kolejinde fizik dersleri verdi. Okul, büyük katkıları nedeniyle bir laboratuvara onun adını vermişti.

Kendi kuşağının küçük bir kısmı gibi, Ellis de kariyer sahibi olan kadınlar fikrine gönülden destek verirken, 1938 yılında Rosalind Cambridge’de bilim alanında eğitim almaya hak kazandığında kızıyla gurur duydu. Ancak İkinci Dünya Savaşı başladığında, babası Rosalind’i savaşla ilişkili faaliyetlere yönelmeye ve eğitimini bırakmaya ikna etmeye çalıştı. Rosalind, kimya derecesini tamamlarsa savaşla ilgili çabalara daha çok katkı sunacağına inanıyordu. Bu noktada hem annesi hem de babasının baskısına karşı teyzesi Alice tarafından desteklendi. Bu kararı, Rosalind Franklin’i bilim tarihinin unutulmaz isimleri arasına sokacak bir kariyerin de önünü açacaktı.

SEKÜLER BİR EĞİTİM SÜRECİ

Rosalind henüz küçük bir çocukken, birkaç yıl boyunca evlerinin yakınında bulunan özel bir okula devam etti ama dokuz yaşındayken kız çocuklarına eğitim veren Lindores Okulu’na gönderildi. Burası Sussex kentine yakın Bexhill kasabasında bulunan bir yatılı okuldu ve denize yakın olması, Rosalind’in hassas bünyesine iyi gelebilirdi. İki yıl sonra St. Paul kız okuluna geçiş yaptı; bu okul özellikle de bilim, Latince ve spor alanlarında neredeyse rakipsiz düzeyde kaliteli bir eğitim vermekteydi. O zamanlar St Paul, Londra’da kızlara bilim eğitimi verilen yalnızca birkaç okuldan biriydi. 1938 yılında Franklin Cambridge’e bağlı Newnham College’ın Doğa Bilimleri bölümünde fiziksel kimya alanında eğitim almaya başladı.

Çalışmaları süresince kimya, matematik ve fizik alanlarında öne çıktı. Bu dönemki öğretmenleri arasında, X-ışını kristalografisi ve moleküler biyolojide bir öncü olan spektroskopist W.C. Price ve J.D. Bernal bulunuyordu. Franklin 1941 yılında Cambridge’den mezun olduğunda kadınlara lisans derecesi verilmesi yasaktı. Ancak yıllar sonra, 1947 yılında, Cambridge Üniversitesi yönetmeliklerini değiştirdikten sonra Franklin lisans derecesini alabildi. Franklin, lisans çalışmalarını tamamladıktan sonra, gelecekte Nobel ödülüne lâyık görülecek Ronald Norrish’in danışmanlığında doktorasını yapmak için bir araştırma bursu kazandı; ancak bir yıl sonra İngiliz Kömür Kullanımı Araştırma Derneği’ndeki (BCURA) savaş araştırmalarına katkıda bulunmak için doktora eğitiminden ayrıldı. 1945 yılında, BCURA’da üstlendiği çalışmaya dayanarak doktora araştırmasını tamamladı.

KADIN DÜŞMANLIĞINA RAĞMEN PARLAK BİR KARİYER

Savaştan sonra, eski Newham öğretmeni Adrienne Weill’in yaptığı bir giriş makalesine dayanarak Rosalind Franklin, Paris’teki ‘Laboratoire Central des Services Chimiques de l’Etat’ (Devlet Kimya Hizmetleri Merkez Laboratuvarı) adlı kurumda görev yapan Jacques Mering ile bir görüşme ayarladı. Kristalografi uzmanı ve X-ışını kırınımının suni ipek ve diğer amorf maddelerle yapılan çalışmalara uygulanması konusunda öncü olan Mering, Franklin’e, kömür araştırmalarına uygulayacağı X-ışını kristalografisini öğretti.

Franklin çok çalışkan ve azimli bir kadındı. Bilim ve siyaset ruhlu tartışmalardan zevk alan, yaptığı işe büyük bir sevgi besleyen cesur bir bilim insanıydı. Arkadaşları ve yakın meslektaşları Franklin’i parlak bir bilim insanı ve iyi kalpli bir kadın olarak görüyorlardı. Yine de kimi zaman huysuz ve inatçı olabiliyordu; özellikle de kadınları kendilerinden daha değersiz gören meslektaşları karşısında dişli bir ruh haline bürünüyor, karşısına çıkan önyargılı fikirleri hiç düşünmeksizin ezip geçiyor, bu fikirlere sahip erkek bilim insanlarıyla çatışmaktan kaçınmıyordu. Ve bu kişilerin arasında King’s College’da birlikte çalışacağı Maurice Wilkins de bulunuyordu.

1951 yılında Franklin, King’s College London’da bir araştırma görevlisi olarak Biyofizik bölümüne atandı ve Raymond Gosling’in yardımıyla DNA liflerinin X-ışını kristalografisi üzerine çalışmalar yürüttü. Franklin’in bu alandaki çalışmaları Biyofizik bölümü Direktörü John Randall tarafından başlatılmıştı ve Rosalind çalışmalarını, kolay bir iş ilişkisi yaşamadığı ve eş zamanlı olarak DNA’nın yapısı üzerinde çalışan Maurice Wilkins’den ayrı biçimde yürüttü. Bu dönemin ardından, 1953 yılında Franklin, eski öğretmeni Bernal tarafından Birkbeck Koleji’ne davet edilecek ve burada tütün mozaik virüsünün yapısını ve RNA’nın yapısını incelemek amacıyla X-ışını kristalografisini uygulayacaktı.

Londra’da bulunan King’s College’da çalıştığı dönemde, laboratuvara girmek için derin bir bomba kraterinden geçmesi gereken Franklin’in, binanın bodrumundaki çağ dışı ekipmanlarla çalışması bekleniyordu. X-ray ekipmanı üzerinde gerekli iyileştirmeleri yaparken, yüksek lisans öğrencisi Raymond Gosling’i de doğru biçimde yönlendirerek laboratuvarın sorumluluğunu üstlendi.

ROSALIND’DEN ÇALINAN BAŞARI

Franklin, erkek bilim insanlarının her gün işine ara vererek öğle yemeği için binayı terk etmesini beklediğini fark ettiğinde derin bir rahatsızlık duydu. O yıllarda kadınların üniversite kafeteryasına girmesine izin verilmiyordu. Buna rağmen o ve Gosling, bir başka kıdemli bilim insanı olan Maurice Wilkins’in tatilden döndüğü günlerde DNA araştırmalarında ilerleme kaydetmişlerdi.

Wilkins, gelmesini sabırsızlıkla beklediği asistanın bir kadın olduğunu öğrendiğinde hayal kırıklığına uğradı ve onunla çalışmak yerine kendi başına çalışan bir araştırmacı olmayı tercih etti. Bu gergin atmosferde, Franklin daha ince DNA lifleri kullanarak X-ışını görüntülerini rafine etmeye devam etti; ancak Paris’ten ayrılmakla bir hata yaptığından korkmaya başladı. Rosalind’in varlığından aşırı rahatsız olan Wilkins, arkadaşı Francis Crick ile yakındaki Cavendish laboratuvarında daha fazla zaman geçirmeye başladı. Crick ve ortağı James Watson, DNA molekülünün yapısını keşfetmek için model tabanlı bir yaklaşım üzerinde çalışıyorlardı.

Rosalind Franklin, yürüttüğü çalışmalar neticesinde iki çeşit DNA olduğunu keşfetmeyi başardı. DNA lifleri, ıslatıldığı zaman uzun ve ince bir hale geliyordu; bunu ‘B formu’ olarak adlandırdı. Lifler kurutulduğunda kısa ve yağlı bir hale geliyordu; bu hali ise ‘A formu’ adıyla tanımladı. 1951 yılında, bu bilgiyi James Watson’ın da üyesi olduğu Cambridge Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta dinleyicilere sundu. Franklin, DNA’nın paralel olmayan iplikçiklere sahip bir çift sarmal olabileceğini ve dışarıda bir fosfat kılıfa sahip olduğunu açıkladı. Bu bağlamda, kalıtım kodu olan DNA’nın çift yapılı temellerinin, sarmalın içinde bulunması öngörülüyordu.

Franklin’in en kayda değer başarısı, DNA’nın yapısını ortaya koyduğu X-ışını fotoğraflarıydı; eski öğretmeni Bernal, herhangi bir maddenin şimdiye kadar çekilmiş en güzel X-ışını fotoğrafları arasında olduğunu ifade edecekti. Franklin’in 1952’de B-DNA’yı ortaya koyan ‘Fotoğraf 51’ adlı fotoğrafı, DNA’nın çiftli sarmal yapısını gösteren ilk kanıttı. Bu fotoğraf, daha sonra bu alanda araştırmalar yürüten Crick ve Watson’ın DNA çift sarmal modelinin inşası için kritik veriler sağladı.

Franklin’in tanımadığı James Watson ve Francis Crick, Wilkins tarafından Watson’a gösterilen ‘Fotoğraf 51’ de dahil olmak üzere yayınlanmamış verilerinden bazılarını görme şansını elde ettiler. Bir DNA molekülünün X-ışını kırınımı resmi, Watson için gerçek bir ilham kaynağıydı; zira, görülen desen açıkça bir sarmaldı. Watson ve Crick, Rosalind Franklin’in çektiği fotoğrafı ve kendi verilerini kullanarak, dünyaca tanınan DNA modellerini yarattılar. Buna karşın, erkek egemen kültürün derin etkisi altındaki ikili, Franklin’in katkısını kabul edilmedi; ancak Rosalind Franklin’in ölümünden sonra, Crick, onun yaptığı katkıların kritik öneme sahip olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.

Franklin, 16 Nisan 1958 tarihinde, muhtemelen X-ışını kristalografisi çalışması yaparken radyasyona maruz kaldığı için yumurtalık kanserinden öldü. Nobel ödülü sadece yaşayan üç bilim adamı arasında paylaşılabileceğinden, Franklin’in çalışmaları 1962’de Watson, Crick ve Wilkins’e verildiğinde, onun adından zar zor bahsettiler. 1968’de yazılan Çift Sarmal adlı eserde, Franklin neredeyse kötü bir insan olarak tasvir edildi. Sadece geçtiğimiz 15 yıl içerisinde Franklin’in DNA alanındaki devasa katkıları kabul edildi ve onurlandırıldı. Bugün onun adını taşıyan birçok yeni araştırma tesisi mevcut; özellikle kadın araştırmacılara verilen burs ve araştırma hibeleri onun ismiyle onurlandırılıyor.

Kaynaklar:

  • https://www.livescience.com/39804-rosalind-franklin.html
  • https://www.famousscientists.org/rosalind-franklin/
  • https://www.whatisbiotechnology.org/index.php/people/summary/Franklin
  • https://www.theguardian.com/science/2015/jun/23/sexism-in-science-did-watson-and-crick-really-steal-rosalind-franklins-data