Budapeşte’de Noel tatili

Yıllar önce Jethro Tull adlı ölümsüz rock grubunun kerameti kendinden menkul kurucu, gitarist, vokalist ve flütçüsü olan Ian Anderson, bir konser için gittikleri Budapeşte’de kalbini çalan bir Macar kadın için ölümsüz bir şarkı yazmış. Şehrin adıyla anılan bu şarkı, büyük ihtimalle müzik tarihinin en eşsiz eserlerinden birisi. Son altı yıldır ben de Ian Anderson’ın bahsettiği bu büyülü kenti fırsat buldukça ziyaret ediyorum.
Hösök Meydanı yakınında bulunan Vajdahunyad Kalesi.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Bir kente ruhunu veren, içindeki yapılar olduğu gibi o yapıları inşa eden insanlar galiba. Örneğin, pek sevdiğim Ankara’nın kasvetli ve tek düze yapısı, onu inşa eden ve içinde yaşamayı sürdüren devlet aklının doğrudan bir yansıması gibi. Şehir merkezini işgal eden eski devlet kurumları, meclis, üniversite binaları, asık suratını sizden gizlemez. Size şefkat ya da sempatiden ziyade otoriter ve soğuk gözlerle bakar. Elbette kendine has bir dönemin kendine has bir mimarisini yansıtırlar. Bu nedenle, biz Ankaralılar bu binaları olduğu haliyle sevmeyi öğrendik ya da buradan göçüp başka kentlere gittik.

Yaklaşık beş yıl önce ‘dünya evine’ girdiğim hayat arkadaşım, Budapeşte’den narin ve sevgi dolu bir kadın. Budapeşte’yle olan ilişkim de eşimle tanışmamdan sonra başladı. Son altı yılda dört kez Noel kutlaması, bir kez de annemi gezmeye götürmek üzere ziyaret ettim Budapeşte’yi. Çeşitli basın organlarında yazmakta olan profesyonel gezginlerin aksine, bu kentle olan ilişkim tamamen eş durumundan kaynaklanıyor.

Aziz Istvan Bazilikası’nın önünde kurulan Noel pazarı.

BİR NEHİR, İKİ ŞEHİR

Budapeşte, tarihin çok eski dönemlerinde Tuna kıyısına kurulmuş iki farklı kentin birleşmesinden oluşmuş, dantel gibi süslenmiş bir kent. Tuna’nın iki kıyısında iki farklı hayat, iki farklı doku mevcut. Peşte kenti konser salonları, her kesimden insana hitap eden restoranları, heykellerle bezenmiş meydanları ve inanılmaz çeşitlilikte müzik ve eğlence sunan barlarıyla tam bir turist cenneti. Önceki yıllara oranla şehri ziyaret eden turist sayısı neredeyse katlanarak çoğalmış bu yıl.

Bir not olarak, Noel, birçoğumuzun yanlış biçimde bildiği üzere yılbaşı, yani 31 Aralık gününe denk gelmiyor. Çoğu kültürde 24 Aralık günü kutlanan Noel, İsa peygamberin doğum günü. Yani, yılbaşında kazara bir eğlenceye katılmışsanız bu sizi bir Hıristiyan yapmıyor, gönül rahatlığıyla eğlenebilirsiniz. Ama 24 Aralıkta bir kilisedeki ayine katılıp mumlar yaktıysanız, vay halinize… Artık bu işin dönüşü olmaz.

Eşimle birlikte semt pazarlarından Noel pazarlarına, kentin tüm işlek bölgelerini ziyaret ettik son Noel tatilinde de. Pazar yerleri kısmen bildiklerimize benzese de büyük ve sabit binalar içerisinde daimi hizmet veren dükkânlardan oluşuyor. Budapeşte pazarlarında genellikle ilk katta manav, kasap, alkol büfeleri ve benzeri dükkânlar yer alırken, ikinci katta, pazara gelmişken bir şeyler atıştırmak ya da arkadaşlarla iki tek atmak isteyen (özellikle de emeklilik ağındaki) insanlarla dolu küçük lokanta ve bistrolar mevcut. Açıkçası benim de gitmeyi en çok sevdiğim yerler buralar. Kent merkezindeki afili bar ve restoranlarda ödediğiniz fiyatların neredeyse üçte birine, kendinize gerçek bir ziyafet çekmeniz mümkün. Ve ben de bu fırsatı asla kaçırmıyorum.

Şehrin çok kültürlü dokusuna son yıllarda eklemlenmeye başlayan Asya kültürü de Budapeşte’ye ayrı bir cazibe katmış. Kentin farklı bölgelerinde kurulan Asya marketleride (bazıları bir alışveriş merkezi büyüklüğünde) aklınıza ne gelirse bulabilirsiniz. Bu dükkânlarda Kore çorbalarından, farklı parfüm ya da giyim ürünlerine varana dek her şey mevcut.

Meşhur Paris Pasajı, Deak Meydanı’na birkaç yüz metre mesafede bulunuyor.

Ulaşım kolaylığı, Budapeşte’nin cazip özelliklerinden biri. Kentin geneline yayılan metro ve tramvay ağının yanı sıra otobüslerle her yere kolayca ulaşabiliyorsunuz. Üstelik toplu ulaşım araçları İstanbul’un meşhur metrobüslerine hiç mi hiç benzemiyor. Gece saatlerinde de istediğiniz bir yere ulaşmak zor değil.

Sosyalizm döneminden kalma işçi blokları, kentin etrafında küçük şehircikler meydana getirmiş. Her bina soğuk ve biraz itici bir görünse de, sosyal planlama konusunda neredeyse eksiksiz. Çocuk parkları, spor alanları, alışveriş noktaları, merkezi ısıtma sistemleri ve rahat ulaşım nedeniyle insanlar buralarda yaşamaktan memnun görünüyor.

GÖZ ALICI MİMARİ YAPILAR

Budapeşte’ye ilk gidişimde yine bir Noel zamanıydı ve Deak Meydanı’na vardığım an çevremde gördüğüm binaların güzelliği başımı döndürmüştü. Bu şehri belki de bu kadar sıcak ve özel kılan şeylerden birisi, Macarların yanı sıra kısmen Avusturya ve Yahudi kültürlerinin bir sentezinden oluşan zarif ve gösterişli binaları olmuştu. Özellikle de bir akşam içini görme fırsatı bulduğum Paris Pasajı, insanı kendisine hayran bırakacak türden bir estetiğe sahip.

Kentin iki ana meydanından biri olan Deak Meydanı’nı Hösök (Kahramanlar) Meydanı’na bağlayan Andrassy Bulvarı, belki de bu mimari gösterinin zirve noktalarından birini oluşturuyor. Modern bir kent merkezi olan Deak Meydanı’ndan Hösök Meydanı’na uzanan yaklaşık iki kilometrelik bu bulvar, özel konutların yanı sıra birçok elçiliğe de ev sahipliği yapıyor. Cadde üzerinde neo-klasik yapıların yanı sıra, klasik Macar mimarisine, gotik mimariye ve daha adını bilmediğim pek çok farklı stile şahit olmak mümkün. Bunların yanı sıra, bulvarda dünyanın her yerinde mağazaları bulunan pahalı ve tanınmış markaların mağazaları da bulunuyor. Ben buralarla pek ilgilenmesem de ilgilenen birçok insan olduğu muhakkak.

Hösök Meydanı ise klasik Yunan mimarisine sahip bir konser salonu ve görkemli bir müzeyi barındırıyor. Noel’in ikinci akşamında eşimle bu muhteşem caddede yaptığımız yürüyüşün sonunda beni bekleyen küçük sürpriz de gerçekten içimdeki Budapeşte sevgisine bir şeyler kattı. Hösök Meydanı’nda, Macar Kralları ve azizlerinin heykellerinden oluşan anıtın hemen ardındaki küçük gölet bir buz pateni pistine çevrilmişti ve ben ilk kez bir açık hava paten pistinde dönüp duran binlerce insanın ahenkli eğlencesine tanık oldum. Pistin bir yanında patencilerin dinlenmesi için hizmet veren kafeler, diğer tarafında da Vajdahunyad Kalesi, özellikle de akşamları, masallardan fırlamış gibi şaşırtıcı bir güzellik sergiliyor.

Budapeşte’nin tek kalesi bu değil elbette. Şehrin Buda kesiminde, Tuna Nehri’ne nazır bir tepede kurulu olan Buda Kalesi, içindeki yapılarla birlikte çok iyi korunmuş bir tarihi bölge. Kalenin geniş alanı içerisinde konutların yanı sıra Kral Matyas’a adanmış bir kilise ve birçok eski yapı mevcut. Son ziyaretimizde dikkatimizi çeken şey etrafta neredeyse hiç Macar olmayışı oldu. Noel döneminde, Macarlar 24 ile 27 Aralık arasını genellikle evlerinde, aileleriyle birlikte geçiriyorlar.

Buda Kalesi’nin merkezinde bulunan Aziz Matyas Kilisesi heybetli bir çan kulesine sahip.

Bu nedenle etrafımızı bolca Çin ve Hindistanlı turistin yanı sıra seyrek miktarda Avrupalının sardığını fark edip biraz şaşırdık. Buda Kalesi’nin surlarında yüzlerce Çinli turist çeşit çeşit pozlar verip fotoğraf çektirirken, eşime “Fazla yürüyüp Çin Seddi’ne geldik Suzi” desem de yaptığım espriye pek yüz vermeden etrafı izlemeye devam etti. Akşamüstü çökerken Tuna Nehri’ni süsleyen birbirinden güzel köprüleri seyre daldık.

BUDA, SAKİN VE HUZURLU

Sanırım dünyadaki her metropolün arka sokakları kendine has alt kültürleri yaşatırken hem riskli hem de sürprizlerle dolu hikâyeler barındırır. Budapeşte’nin arka sokaklarıysa İstanbul’unkilerden çok farklı. Hayat temel olarak caddelerde akıp giderken, arka sokaklar kent sakinlerinin gündelik ihtiyaçlarını karşıladığı küçük dükkânlar, her bütçeye uygun barlar ve pastanelerle dolu. Bu yerlerin bir kısmı hâli hazırda burada okumaya ya da gezmeye gelen Avrupalı genç nüfus tarafından keşfedilmiş. Kent sakinleri caddelerdeki karmaşadan kaçıp bu sokaklara sığınmış kısmen. Budapeşte yaklaşık 2 milyonluk bir nüfusa sahip olsa da her yıl on milyonlarca turist ve ziyaretçi ağırlayan bir şehir. Elbette kent sakinlerinin bir kısmı çok şikâyet etmemekle birlikte, bu insan akınından kaçıp daha sakin cadde ve meydanlarda vakit geçirmeyi tercih ediyor.

Peşte tam anlamıyla bir turist cennetiyken, Buda bölgesi çok daha sakin ve huzurlu bir yaşama sahip. Peşte’nin düz zeminiyle tezat biçimde, Buda bölgesi Tuna Nehri’nden uzaklaştıkça tepelik bir hâl alıyor. Tepelerin yamaçları bahçeli ve bakımlı villalar ve Peşte’ye oranla daha modern apartmanlarla dolu. İstediğiniz an bir otobüse binip kent ormanlarına gitmeniz mümkün. Tuna kıyısındaki alışveriş merkezleri ve diğer sosyal yaşam alanlarının aksine, yerleşim alanları seyrek yapılar nedeniyle neredeyse boşaltılmış bir kent görüntüsü sunuyor. Burada akşamları sokakta birkaç insanı bir arada görmek bile zor. Kendi hayatına çekilmiş, izole ama keyifli bir atmosfere sahip. Noel zamanı buralarda geziniyorsanız, etrafta bir parti ya da eğlenceye rastlamanız hemen hemen imkânsız.

KISITLI BİR BÜTÇEYLE DE OLUR

Memleket ekonomisinin hâli ortada, euro ve diğer para birimleri almış başını gidiyor. Genç bir öğrenci ya da iyi-kötü geçinen bir çalışansanız yine de Budapeşte’ye gidebilirsiniz. Şehrin meydanları ve bulvarları şık görünümlü lüks mağazalar ve lokantalarla dolu olsa da şayet uçak, tren ya da başka bir yolla buraya ulaşmayı başarmışsanız, Budapeşte sizi güzelliklerinden mahrum bırakmıyor.

Noel vakti meydanlarda kurulan pazarlarda Macar yemeklerinden sıcak şaraba dek her türlü gıda ve içecek temin edebilirsiniz. Dış mahallelere yapacağınız kısa bir otobüs turuyla mahalle pazarlarında cüzi ücretler ödeyerek güzel yemeklere ve çeşit çeşit içkilere ulaşmanız mümkün. Yılın her döneminde Hösök Meydanı yakınındaki kent ormanına nazır Kertem adlı komplekste rock ve punk gruplarının konserlerini izleyebilir, belki köşedeki bir alkol büfesinden birkaç bira alıp kent ormanında çimlerde uzanan insanlarla hoş sohbetlere dalabilirsiniz. Ancak Noel zamanında soğuk hava nedeniyle burada pek insan bulunmuyor, bunu da söylemiş olayım.

Hösök Meydanı’nda bulunan Güzel Sanatlar Müzesi.

Ayrıca iyi bir müzik dinleyicisiyseniz, Noel süresince farklı meydanlarda açık hava konserlerini ücretsiz izleyebilirsiniz. Şehrin caz kulübü ve faklı barlarda Bossa Nova’dan Çigan müziğine, rock’n roll’dan swing’e, (ücretli ya da ücretsiz) her türlü müzik aktivitesini takip etmek de mümkün.

Anlatacak şeyler ne kadar çok olsa da yazıyı burada bitirmem gerek. Eğer benim kadar şanslı biriyseniz, Ian Anderson ağabeyimizin aksine, kalbinizi çalan Budapeşteli bir güzelle birlikte bu şehrin büyülü atmosferinin ve kokusunun tadını çıkarmanız da bir ihtimal. Yeni yıl için temennim, sizin de bir vesileyle yollara düşüp güzel kentler ve güzel insanlarla tanışmanız olsun.