Erdoğan, Davutoğlu ve Türkiye’deki Kürt oyları

Hem Davutoğlu hem de Babacan, Erdoğan AKP’sinin hegemonyasını dağıtmak için yeni ulusal partiler kurmaya ve eski partilerinin tabanından oy almaya çalışıyorlar. Ancak, eski partilerinin ayrıştırıcı uygulamalarından kopmak yönünde ciddi bir çaba sarf etmedikleri müddetçe kararsız seçmenler için Davutoğlu ve Babacan’ın AKP’lilerden ‘farklı’ görünmesinin kolay olmayacağını varsaymak mümkün.

Jiwan Soz

ABD Kongresi’nde Türkiye’nin Suriye’yi istila etmesi karşısında yaşanan büyük şaşkınlığın ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kasım ayı ortasında Beyaz Saray’a yaptığı başarılı ziyaretin ardından, ABD’de dikkatler büyük oranda Türkiye’nin dış politika gündemine odaklandı. Bununla birlikte, Türkiye’nin Suriye’yle ilgili dış politikası, yerel Kürt nüfusunun özerklik doğrultusundaki çabaları ve özellikle de Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) varlığına dair endişeleri de dahil olmak üzere, iç politikadan yoğun biçimde etkileniyor.

Dahası, Türkiye, bu yılın başlarında daha önce seçilen birkaç belediye başkanını istifaya zorlayarak, ülke içinde Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) karşı yoğunlaştırdığı soruşturmalara devam etti. Türkiye’nin aynı esnada Suriye’nin kuzeydoğusunu işgal etmesiyle birlikte, başta HDP olmak üzere Kürt siyasetçilere yönelik sürmekte olan ‘terörle mücadele’ girişimi büyük bir ivme kazandı.

AKP BASKIYI ARTIRDIKÇA ZAYIFLIYOR

Ülke içinde, Erdoğan yanlısı ve karşıtı partiler bu istilayı destekledi; buna karşın HDP, daha sonra Türkiye’deki Kürtleri harekete geçirebilecek ve ‘Suriye’deki Kürt krizini’ Türk topraklarına ihraç edebilecek bir tutum alarak, ‘işgal’ diye nitelendirdiği harekâta karşı çıktı. Erdoğan hükümeti ve ülkenin Kürt nüfusu arasındaki ilişkiler genellikle zayıftı, ama son birkaç ay içerisinde bu ilişkilerde yaşanan aşınma, bazı eski Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) politikacılarını Türkiye’nin Kürt nüfusunun, destek almak için yeni bir yol potansiyeli taşıdığına ikna etti.

AKP’nin geçen baharda gerçekleşen İstanbul yerel seçimlerinde yaşadığı utanç verici çifte kayıpla birlikte Erdoğan, yalnızca ülkenin iki ana muhalefet partisinin (CHP ve HDP) liderlerinden değil, kendi partisinin bazı eski üst düzey üyelerinden yükselen ve giderek keskinleşen eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Özellikle de, eski bir AKP’li başbakan ve bir zamanlar Erdoğan ve partisinin ‘beyni’ olarak bilinen önde gelen bir siyasetçi olan Ahmet Davutoğlu, yıllardır dikkatli biçimde partisine olan mesafesini artırdıktan sonra AKP’den resmen ayrıldı.

Davutoğlu, AKP Merkez Komitesi’nin kendisini partiden ihraç etmeyi oybirliğiyle kabul etmesi üzerine, Eylül 2019 ortasında AKP’den istifa etti. Bu ihraç kararı, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmesine yönelik eleştirileri ve diğer AKP politikalarının yanı sıra, hükümetin ülkedeki onlarca HDP’li Kürt belediye başkanını asılsız ‘terör’ suçlamalarıyla görevden alma kararıyla bağlantılıydı.

Davutoğlu’nun istifası, ekonomist Ali Babacan’ın da temmuz ayında benzer şekilde AKP’den istifa etmesinin ardından ikinci ayrılma oldu. Erdoğan ve ekonomi uzmanlığı nedeniyle Babacan’a bağımlı olan partisi, şimdi Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ı benzer bir rol oynamakla görevlendirdi. Babacan kısa süre önce AKP’ye meydan okumak üzere yeni bir parti kurma kararını teyit eden bir röportajın ardından istifa ederek kamusal alana geri döndü.

YENİ PARTİLER ETKİLİ OLABİLECEK Mİ?

Hem Davutoğlu hem de Babacan, Erdoğan AKP’sinin hegemonyasını dağıtmak için yeni ulusal partiler kurmaya çalışıyor ve eski partilerinin tabanından oy almaya çalışıyorlar. Her ikisi de bu partilerin Erdoğan’la rekabet etmek, AKP’nin sahip olduğu desteği azaltmak ve AKP’yi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile bir süredir devam eden ittifakından ayırmak için kurulduğunu duyurdu. 2018 yılında yapılan en son ulusal seçimin ardından Türkiye, 2023’e kadar yeni bir seçim beklemiyor. Yine de seçimlerin zamanından önce yapılabileceğine dair bazı iddialar söz konusu ve her ikisi de AKP tabanına dönük potansiyel seçenekler vaat eden iki eski kilit AKP üyesi, Erdoğan’ın partisi için yeni bir tehdit teşkil ediyor. Hükümetin kendi rakamlarına göre, AKP üyeliği geçtiğimiz yıl yüzde 10 azaldı ve bu da hem Davutoğlu hem de Babacan açısından, hayal kırıklığına uğramış AKP destekçileri arasında yeni bir fırsat ortaya çıktığını gösteriyor.

Yine de hem Davutoğlu hem de Babacan, AKP’nin karşısında etkili bir rakip olabilmek için bu nüfusun dışında da destek sağlamak zorunda kalacaklar. Türkiyeli Kürtlerin Erdoğan’la ilgili hayal kırıklığı ve İstanbul seçimleri sırasında AKP’nin seçimi kaybetmesini sağlayan oyların önemi düşünüldüğünde, Kürtlerin desteğinin önemi son zamanlarda daha belirgin bir hale geldi. Özellikle de Davutoğlu’nun, kamuoyu önünde hükümetin HDP’li belediye başkanlarını görevden alma kararını demokrasiyi açık biçimde erozyona uğrattığı gerekçesiyle reddetmesi göz önünde bulundurulduğunda, Türkiyeli Kürtleri kendisine destek için potansiyel bir nüfus olarak görebileceği anlaşılıyor.

ÇANLAR AKP İÇİN ÇALIYOR

Şu anki haliyle, özellikle de hükümetin HDP’ye karşı gerçekleştirdiği ihlaller karşısında hiçbir şey yapmaması nedeniyle, Kürtlerin Davutoğlu’na ve bir üs inşa etme uğraşlarına destek vermesi pek olası görünmüyor. Örneğin Davutoğlu, üç yılır hapiste tutulan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu henüz eleştirmiş değil. Davutoğlu’nun bu hayati meseledeki sessizliği, mevcut ‘iktidar’ partisinin Kürtlere ilişkin politikalarıyla aynı fikirde olduğunu gösteriyor.

İki liderin yıllardır AKP politikalarını eleştiremedikleri bu ve benzeri meselelerden ötürü, eski partilerinin ayrıştırıcı uygulamalarından kopmak yönünde ciddi bir çaba sarf etmedikleri müddetçe kararsız seçmenler için Davutoğlu ve Babacan’ın AKP’lilerden ‘farklı’ görünmesinin kolay olmayacağını varsaymak mümkün.

Yine de, bu iki siyasi figür, Türkiye’nin gelecekteki seçimlerinde Erdoğan’a ciddi bir tehdit oluşturacak kadar kamuoyunda tanınırlık ve güvenilirliğe sahip. AKP giderek daha tehlikeli bir konuma sürükleniyor ve artık muhalefetteki CHP ve HDP’nin yanı sıra Davutoğlu ve Babacan’ın iki yeni partisine karşı da rekabet etmek zorunda kalacak.

Türkiye’de yapılan kamuoyu yoklamaları da bu görüşü destekliyor ve Erdoğan’ın partisinin yaşanan sürekli kayıplar nedeniyle desteğini yitirdiğini gösteriyor. Türk para biriminin değeri düşmeye devam ettikçe, iktidar partisi büyük olasılıkla seçimler yapılana kadar popülaritesini yitirmeye devam edecek ve bu da Erdoğan’ın görev süresi boyunca her yönden gelen ciddi eleştirilerle uğraşmak zorunda kalacağı bir koşul yaratacak.

Davutoğlu ve Babacan’ın kendilerini AKP’nin güç suistimallerinden ayrı gösterme becerilerine bağlı olarak, 2020 yılıyla birlikte başlaması beklenen bu yeni partilerin kurulma sürecinin Türkiye siyasi hayatında tarihi bir anı işaret etmesi muhtemel görünüyor. Ve hâlihazırda gerileyen bir siyasi parti açısından, Türkiye’nin verdiği son siyasi kararlar sahip olabileceği geri kalan Kürt desteğini daha da azaltacak ve eski AKP liderleri AKP’nin Türkiye ve Suriye’deki Kürt nüfusuna yönelik politikalarını daha açık bir şekilde eleştirmek istiyorlarsa, bu kararlar, onlar için potansiyel bir seçenek haline gelecek.

Erdoğan’ın partisi şayet geçmişteki hatalarından ders çıkarmaz ve Davutoğlu’nun istifasından önce çağrıda bulunduğu üzere doğru reformları hayata geçiremezse, AKP hem yabancı hem de yerli olmak üzere birden fazla cephede savaşamayan zayıf bir parti olma riski barındırıyor.

*Yazının aslı Washington İnstitute/Fikra Forum sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)