Dünya Forum: Güzel Philippe / Fransa’nın lanetlenmiş kralı

Güç ve servet hırsıyla tarihin en kanlı komplolarından birkaçını yürürlüğe koyan Fransa Kralı IV. Philippe, nihayetinde Vatikan’ı emri altına almayı ve Fransa’yı tek yönetim altında birleştirmeyi başarsa da saltanatının sonu hiç de umduğu gibi olmayacaktı. Tapınak Şövalyeleri’nden Papa’ya dek karşısında duran her odağı alt etmeyi başaran bu despot kral, hayatının sonunda kendi ailesini de yok ederek bu dünyadan ayrıldı.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – III. Philippe’in oğlu ve halefi, ‘Güzel Philippe’ olarak da tanınan IV. Philippe (d. 1268 – ö. 29 Kasım 1314), 1285 yılından ölümüne dek Fransa Kralı olarak hüküm sürdü. Navarre’lı I. Jeanne’ın kocasıydı; bu sayede hem Navarre Kralı I. Philippe olarak hem de 1284’ten 1305’e kadar Champagne Kontu olarak iktidarını sürdürdü. Philippe, küçük Capet hanedanının hükümranlığını, önceki yöneticilerden daha büyük bir bölgeyi kontrol ederek sağlamlaştırdı. Ne var ki, her zaman borç içinde olduğundan, askeri başarılarının yanı sıra lüks yaşam tarzının da bedelini ödemek zorunda kalan ülkeyi yoksullaştırdı. Babasının İngilizlere ve Flanders Krallığı’na karşı yürüttüğü savaşlardan miras kalan borçlar düşünüldüğünde, aslında Fransa’nın borçları tamamen onun kabahati değildi.

Kral ilan edildikten sonra, Tanrı’nın kendisini kutsayarak yeryüzündeki temsilcisi kıldığına ikna oldu ve papalıkla şiddetli bir güç mücadelesine girişti. 1305 yılında denetim altında tutabileceğini düşündüğü V. Clement’ın papa seçilmesini sağladı. 1309’da Clement, ikametgâhını Avignon’a taşıdı ve ‘krala esir olan papalık’ diye bilinen dönem böylece başlamış oldu.

Philippe, Clement’ı her türlü sapkın inanç ve uygulama ile itham ettiği Tapınak Şövalyeleri’ni dağıtmaya zorladı. Tapınak Şövalyeleri’ne karşı kanlı ve zalimce bir komplo yürüten Philippe, Fransa topraklarında oluşturduğu bürokrasi sayesinde uluslaşma sürecini başlatarak, ülkedeki yönetim mekanizmasını daha modern bir yapıya kavuşturacak birçok gelişimin de önünü açmış oldu.

GENÇLİK YILLARI

Capet hanedanının bir üyesi olan Philippe, Kral III. Philippe ve Aragon Krallığı’ndan Isabella’nın oğlu olarak, Seine-et-Marne’de bulunan Fontainebleau Sarayı’nda doğdu. Philippe, etkileyici görünüşünden dolayı bazen ‘güzel’, bazen de ‘kibar’ sıfatlarıyla anılıyordu; buna karşın kaya kadar sert olan kişiliği, arkadaşlarının ve düşmanlarının ona ‘Demir Kral’ gibi başka sıfatlar yakıştırmasına da neden oluyordu. Pamiers kentinin piskoposu olan dişli rakibi Bernard Saisset, Philippe hakkında “Ne insan ne de canavar. O sanki bir heykel,” diye not almıştı günlüğüne.

Philippe’in eğitimine, babasının baş veziri Guillaume d’Ercuis rehberlik etti. Prens olduğu dönemde, babasının ölümünden hemen önce, başarısız Aragon Haçlı Seferi’nin sonrasında kraliyet ailesinin Aragon’dan güvenli bir şekilde geçmesini sağladı.

Kral olmasının ardından, Philippe monarşiyi her ne pahasına olursa olsun güçlendirmeye kararlıydı. Seleflerinin aksine, hukukçuların oluşturduğu profesyonel bir bürokrasinin en güvenilir yönetim biçimi olduğuna inanıyordu. Halktan uzak durup belirli politikaları, özellikle de popüler olmayanları bakanlarına bıraktığı için, çağdaşları tarafından ‘faydasız baykuş’ diye adlandırıldı. Onun saltanatı, Fransa’nın karizmatik bir monarşiden bürokratik bir krallığa, modern bir devlete doğru yol almasını sağladı.

Capet hanedanlığı, başlarda yalnızca Paris’i ve çevresini yönetmiş olsa da, Philippe’in iktidarı daha sonra Fransa’nın ulus devlete dönüşecek yapısının da temelini atmış oldu. Hükmetme konusundaki katı anlayışı, bir ulus duygusunun yaratılmasını sağlayacaktı.

Philippe, 16 Ağustos 1284’te Navarre Kraliçesi Jeanne (d.1271- ö.1305) ile evlendi. Bunun sağladı temel idari fayda, Jeanne’ın Champagne ve Brie bölgesindeki mirasıydı; bu bölgeler kralın kendi topraklarıyla birleşerek geniş bir alan meydana getirdi. Jeanne’ın ve üç oğlunun (1284-1328) hüküm sürdüğü dönemde, bu topraklar kraliyet ailesine aitti. Philippe, 1312’de Lyon kentini de Fransa topraklarına kattı.

Başarılı bir yönetim sürdüren Philippe’in saltanatı altında, küçük Capet hanedanı, Avrupa’nın en zengin ve en kalabalık krallığını yöneten saygın bir hanedan haline geldi. Ancak bu saltanat iki büyük olayla damgalanacaktı: Papalığın gasp edilmesi ve Tapınakçıların yargılanarak tüm tarikatın yok edilmesi. Diğer yandan, kraliyet gücünün yükselişi, yönetim aygıtının gelişimi ve kraliyet topraklarının genişletilmesi, Philippe’i tarihsel açıdan ‘başarılı’ bir kral haline getirecekti.

Philippe, geleneğe karşı çıkmasıyla ilgili sorunları çözdükten sonra, hükümetine yeni bir düzen vermeye yöneldi. Aziz Louis tarafından başlatılan reformlara dayanarak, devlet yapısını istediği biçimde düzenledi; onu yerleşik bölümlere ayırdı ve krallığını gerçek bir idari yapıya kavuşturdu. Kral’ın devleti üç ayrı bölüme ayrılmıştı:

Parlamento (Yüksek Adalet Divanı): Bazı baronlara, şövalyelere ve yöneticilere kral adına adalet sağlama görevi verildi. Paris’te yerleşik Yüksek Adalet Divanı’nı kurdu. Bu mahkeme, görevlilere, işlerinde yardımcı olmak ve tavsiyelerde bulunmak için temel yasal bilgileri olan profesyoneller tarafından yürütülüyordu.

Kral Konseyi: Kraliyet ailesinin üyeleri ve en güçlü aristokratlar ülkede ortaya çıkan tüm idari ve politik sorunları burada tartıştılar.

Hazine Dairesi: Bu kurum, kamu maliyesinin yönetimiyle ilgileniyordu; daire, kamu fonlarının ve vergilerin toplanmasında büyük bir etkinlik sergileyen Parisli burjuvalara açıktı.

KİLİSE’Yİ ALT EDEN DESPOT

IV. Philippe 1285 yılında tahta oturdu. Güzel Philippe lâkaplı kralın baş düşmanı olan Piskopos Bernard Saisset, kutsal Katolik Kilisesi’nin güçlerine meydan okuyan bu ‘çılgın’ kral hakkında şunları not ediyordu; “Kralımız bir baykuş gibi, kuşların en güzeli ama hiçbir kıymeti yok. Sadece karşısında konuşamayan insanlara nasıl üstten bakacağını biliyor. Hiçbir söz sahibi olmayan meclislere başkanlık eden bu kral, tek söz etmeden kararlar alıyor. İlk önce bir kişinin görüşlerini dinledi ama hiçbir itirazı kabul etmeden sözünü kesti. Kraliyet güçlerini arttırmaya ve krallığın her yerinde onları zorla uygulamaya çalıştığından, hiç kimse ona karşı çıkamadı.”

Vatikan’daki kilisenin hizmetinde zengin ve görkemli Doğu’ya akınlar düzenleyen Haçlı Ordusu, Tapınak Şövalyeleri’nin kazandığı güç ve büyük servet, Philippe’in gözlerini kamaştırıyordu. Ne var ki, bu servete ulaşmasının önündeki engel, Kutsal Kilise’nin ta kendisiydi. Philippe, Vatikan’ı kendi yönetimi altına almak için bir plan yaptı. Avrupa’nın kanlı dönemlerinden birine imza atacak olan Kral, ne pahasına olursa olsun bu zenginliği ele geçirmeye kararlıydı.

 

Otoritesinin uygulanmasının önündeki engelleri yıkmaya çalışırken, Philippe’in Papa ile çatışması da kaçınılmaz hale gelmişti. Philippe, dini bir yöneticinin himayesinde birleşik bir Hıristiyan imparatorluğunun doğumunu görme arzusunu gizlemeyen ve kralınkinden daha üstün bir güce sahip olduğunu iddia eden Kilise’nin yüce başkanına karşı, kendisini “dünyanın imparatoru” ilan etti.

Monarşi ve papalık arasındaki anlaşmazlık para meselesi yüzünden patlak vermişti; zira IV. Philippe, Fransa Kilisesi’nin gelirlerinin İtalya’da hüküm süren Papa’nın hazinesine yollanmasını kabul etmiyordu. 1296 yılında, din adamlarına vergi uygulamasını yürürlüğe koydu. Papa, bu hakaret karşısında, Fransa Kralı’nı, cemaati ayaklandırarak misilleme yapmakla tehdit ediyordu.

1302’de Papa VIII. Boniface, bir papalık kararıyla Fransa Kralı Philippe’i aforoz ettiğini duyurdu. Kral Philippe ise Papa Boniface’ı kaçırarak misillemede bulundu. Kral’ın yardımcılarından Guillaume de Nogaret, Papa VIII. Boniface’ı kaçırmış ve tutuklamıştı. Papa Boniface’ın halefi seçilen Papa XI. Benedict de aniden ve şüpheli biçimde öldü. Bu şüpheli ölüme, Fransa Kralı’nın emriyle gerçekleştirilen bir cinayet gözüyle bakıldı. Sahip olduğu iki papayı peş peşe kaybeden Vatikan Kilisesi, Kral Philippe’in çocukluk arkadaşı olan Bordeaux Piskoposu Bertrand de Goth’u, “V. Clement” adıyla Papa seçmekten başka çaresinin olmadığını düşünüyordu.

Daha sonradan, Papa V. Celement 1308’de Fransa’da bulunan Avignon kentine yerleşecek ve bu sayede Kral Philippe, Katolik Kilisesi’ni Fransa tahtına bağımlı hale getirmeyi ve Hıristiyan kralları üzerindeki papalık etkisini azaltmayı başaracaktı.

UĞURSUZ KRAL VE ‘ON ÜÇÜNCÜ CUMA’

Vatikan’ın altyapısı ve bütün kurumları artık Kral Philippe’in eline geçmişti. Fransız Kralı, kendisine rakip olarak gördüğü ve Vatikan’a bağlı askeri bir grup olan Tapınak Şövalyeleri’ni kovuşturmak amacıyla Kilise’yi kullanacaktı. Böylece, Tapınak Şövalyeleri’ne karşı bir operasyona girişebilirdi.

Fransız monarşisi Tapınak Şövalyeleri tarikatına devasa biçimde borçlanmıştı ve Kral IV. Philippe, Fransız hazinesinin azalmasından dolayı endişeli ve öfkeli bir ruh hali içindeydi. Philippe, Tapınak Şövalyeleri’ni yok edecek ve Fransız monarşisi tarafından el konulan zenginlikleri kendi hazinesine aktaracak bir eylem planı hazırladı.

Papa V. Clement, kendisini eski bir çocukluk arkadaşı olan Kral Philippe nedeniyle çok zor bir konumda buldu ve Tapınak Şövalyeleri aleyhindeki suçlamaların geçerliliğine ve işkence altında alınan itiraflara karşı çıktı. Kral’ın papalık yetkisi altında çalışan mahkemeye müdahale etmesini reddetti; arkadaşı olsun ya da olmasın, Philippe’in yaklaşımının yanlış olduğunu hissederek, tüm Tapınak Şövalyeleri’nin serbest bırakılmaları gerektiğini dile getirdi.

 

Kral Philippe, Paris Üniversitesi’ndeki ilahiyatçılar aracılığıyla tüm gazabını Clement’a yöneltmeyi amaçlıyordu. İlahiyatçıların çoğu, krallarına, şövalyelerin tutuklanması için askeri kuvvetleri kullanarak kilisenin yetkilerini ihlal ettiğini dile getirdiler. Herhangi bir sorgulama Kutsal Kilise tarafından yapılmalı ve kararlar yalnızca dini mahkemelerde alınmalıydı.

13 Ekim 1307 Cuma günü Tapınakçılar’ın neredeyse tüm yöneticileri tutuklanacak, işkence görecek ve daha sonra Kral’ın emrindeki mahkemelerde yargılanmaya başlanacaktı. Bu olayın ardından, Batı ülkelerinde en uğursuz gün olarak görülen “On üçüncü Cuma”, Fransız Kralı’nın yaptıklarına dayanarak, açgözlülük ve kıskançlığa dayanan, saf kötülük tarafından güdülen bir kötülük günü olarak tanındı.

1308 yılında, Papa V. Clement, Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nı ve Büyük Üstat Jacques de Molay’i azat etti. 1311’deyse Vienne Konseyi, Vatikan’ın Tapınakçılar’ı aktif olarak desteklemesini oylayarak kabul etti. Bu davranış, Kral Philippe’in gözünde hiçbir şeyi değiştirmedi ve o, Tapınakçılar’dan kurtulma arayışına devam etti.

1312’de, Papa V. Clement, bir Papalık Kararı yayınlamak zorunda kaldı ve Tapınakçıların kutsal statüsünü aktif bir tarikattan askıya alınmış bir tarikat statüsüne indirdi. Tarikat, bu tarihten sonra, Fransız Kralı’nı tatmin edecek biçimde, politik bir hareket olarak tanındı. Öte yandan, onlardan aşırı biçimde nefret eden Kral IV. Philippe, tarikatı sapkınlık suçlamasıyla yargıya taşımıştı. Tarikatın sahip olduğu tüm altın, toprak ve parasal servetin kendine verilmesini talep etti.

1312 yılına gelindiğinde, Kral’ın zulmü Tapınak Şövalyeleri’ni etkili bir şekilde bastırdı ve onları gizli bir ağ olarak yer altına çekilmeye zorladı. Tapınak Şövalyeleri’nin büyük üstadı olan Jacques De Molay ve diğer bir yönetici Geoffroi de Charney’den aylar süren işkence neticesinde sapkın bir tarikat olduklarına dair itirafnameler alındı.

Kral IV. Philippe bu iki Tapınakçı’nın 18 Mart 1314 Paris merkezinde bir kazığa bağlanarak yakılmalarını emretti. Külleri ruhbanlar tarafından toplandı ve kutsal yerlerde gömülmek üzere oradan götürüldü.

LANETLİ SALTANATIN SONU

1314 yılına dek Fransa Kralı IV. Philippe tahtında güven içinde oturdu. Capet hanedanının ve Fransa’nın geleceği görünüşte güvendeydi; her biri yetişkin bir erkeğe dönüşen ve evlenen üç oğlu vardı.

1314’te Fransa, yaşanan kanlı olayların ardından bir sükût ortamına kavuşmuştu. Tarihsel düşman İngiltere’yle de ilişkiler gelişiyordu; Philippe’in kızı olan II. Isabelle, 1308 yılında, henüz on iki yaşındayken İngiltere’ye gelin olarak gitmişti; sonradan, son derece zeki, ‘Fransa’nın Dişi Kurt’u” diye adlandırılan zorlu bir kraliçe olacaktı. Ancak kocası, yeni gelininden uzaklaşarak, Piers Gaveston adlı bir adamla yaşamayı tercih etti.

Erkek kardeşi Louis, güçlü Bordo Dükü’nün kızı Margaret’in kocasıydı; diğer kardeşleri Philippe ve Charles, başka bir Burgonya asilzadesinin kızları Jeanne ve Blanche ile evlendiler. Phillipe’in Jeanne ile olan evliliği bir aşk ilişkisiydi, ancak Louis ve Margaret’in tartışmalı ilişkileri vardı.

Isabelle, kız kardeşlerinin her birine olağanüstü işlemelere sahip ipek çantalardan oluşan armağanlar sundu. O yıl bir kraliyet turnuvasında, Isabelle, hediye ettiği çantaların iki şövalye tarafından taşındığını gördü; bu şövalyelerin isimleri Phillipe ve Gauthier d’Aunay idi. Bu iki kardeşin onları nasıl edindiğine dair belirsizliği babasına ileten Isabelle, iki damadın kayınbiraderleriyle ilişki yaşadığını öne sürecekti.

Kral Philippe iki şövalyeyi gözetim altına aldırdı ve daha sonra üç kızıyla birlikte tutuklanmalarını emretti. Margaret ve Blanche’ın, Nesle Kulesi’nde yıllar boyunca d’Aunay kardeşlerle zina ettikleri iddia edildi. Kendi eşi Kraliçe Jeanne ise önce irtibat kurmalarına yardım etmek ve daha sonra zina ile suçlandı.

İşkence altında, her iki şövalye de ilişkilerinin ayrıntılarını vererek, Kraliçe Jeanne’ı işaret ettiler. Prensesler ise yalnızca ifade vermeye çağrılırken işkence görmediler; d’Aunay kardeşlerin itirafı ile karşılaştıklarında, Margaret ve Blanche da durumu itiraf etti. Jeanne masumiyetini dile getirmeye devam etse de çıkarıldığı mahkemede suçlu bulundu.

Kadınlar, Paris’in kuzeyindeki Pontoise’a götürüldü. Orada d’Aunay kardeşlerin idamına şahitlik etmeye zorlandılar. Phillipe ve Gauthier kısırlaştırıldı, cinsel organları köpeklere atıldı; ardından kırbaçlandılar. Bununla da yetinmeyen Kral Philippe, onlarının üzerine erimiş kurşun döktürdü, bir işkence tezgahına bağlatarak kemiklerini demir çubuklarla kırdırdı. En sonunda, iki prensin başları kesilerek idam edildi. Margaret ve Blanche, görkemli Chateau Gaillard kalesine gönderilerek hapsedildi.

Aynı yılın sonunda, Kral Philippe öldü. Karısının da karıştığı bu gizli ilişkiler, Kral’ı, çocuklarının meşruiyetini sorgulamaya itmişti. Margaret, hapis cezası boyunca Louis ile evli kalırken, kocasının ölümünden beş gün önce, 1315 yılının Ağustos ayında öldü. Philippe’in zorla elde ettiği güç ve servet, ona mutluluktan ziyade keder getirdi ve kendi çocuklarının hayatını da mahvederek bu dünyadan göçüp gitti.

Kaynaklar:

http://www.histoire-france.net/moyen/Philippe-le-bel

https://www.histoiredefrance.net/biographie-de-Philippe-iv-le-bel-p80.html

https://www.history.com/news/french-king-kidnapping-pope-Philippe-iv-boniface-vii

https://www.historic-uk.com/HistoryUK/HistoryofEngland/Scandal-of-the-Silk-Purses-the-Hundred-Years-War/

https://crusaderhistory.wordpress.com/2017/04/28/templars-destruction/