Çin dünyayı yeniden yapılandırırken Araplar nerede?

Çin, 30 yıl boyunca ciddi fakirlik yaşamış olan 850 milyon kişiyi yoksulluktan kurtarmayı başarırken, Batılı ülkelerin uydusu konumundaki ülkelerde sınıfsal farklılıklar dikkat çekici bir şekilde artmış durumda. Finansal olarak İpek Yolu'nun inşaatına başlamasından bu yana Çin, 450 milyar dolardan fazla yatırım yaptı ve bu rakam 2025'te 1 milyar doları aşacaktır.

Hüseyin Mecdubi

Çin, kendisini dünyadan soyutlamak için yüzyıllar önce Büyük Çin Seddi’ni inşa etti. Bu, dev ülkenin felsefesini, değerlerini ve güvenliğini ötekine karşı korumasını özetleyen eski bir savunmacı düşünce. Fakat şimdi Çin, ABD’nin içe kapanmacı anlayışı benimsediği ve gerileme yaşadığı bir dönemde, dünya ticaretine ev sahipliği yapacak dünyanın en büyük ticari köprüsünü inşa ediyor.

Eskiden şehirler, harici işgalcilere, özellikle de kültürel sınırlara ve üçüncü taraflara yakın sınırlardaki güvenliği sağlamak için surlar inşa ederdi. Ancak Çin, insanlık tarihinde topraklarının tamamında, sadece yüzde 30’u günümüze kadar gelmiş olan 21 kilometre uzunluğunda surlar inşa eden tek devlet. Büyük coğrafi keşiflerin ve silah teknolojisinde özellikle de toplarla ilgili kaydedilen gelişmelerin ardından dünyada açılımlar yaşanırken artık duvarlar pek bir işe yaramıyor. İnsanlık tarihinin en büyük seddini inşa eden Çin, şu an insanlık tarihinin en büyük ticari köprüsü olan ve Batı’nın dünya üzerindeki hegemonyasının sonunun başlangıcı sayılan ‘İpek Yolu’nu inşa ediyor.

TARİHİ YOL YENİDEN CANLANIYOR

İpek Yolu, yeni bir yol değil. Aksine, eskiden insanlık tarihinin tanıdığı dünyanın en önemli ticaret yoluydu. O dönemde bu yol, iki ana rota izlemekteydi; birincisi kuzeyde, ikincisi güneyde. Bu ana hattın birçok kolu vardı. Hepsi, yüzyıllarca kültürlerin ve medeniyetlerin gelişmesine katkıda bulunduğu Batı’ya, Ortadoğu’ya, Avrupa’ya ve Kuzey Afrika’ya gidiyordu.

Çin, Jeopolitik arenada önemli bir konum elde edebilmek için bu yolu şu an canlandırıp geliştirerek kültürel mirasına ve tarihine dönüyor. Resmi olarak 2013 yılından beri doğrudan 70 ülkeyi kapsayan ve farklı düzeylerde etkisiyle diğer ülkelere de uzanan İpek Yolu’nu yapılandırmaya başlamış durumda. Pratik olarak aslında yol, kadim dünyada yer alan olan bütün ülkeleri, Asya Kıtası, Afrika Kıtası ve Avrupa’nın tamamını kapsıyor; dünya üretiminin yüzde 30’unu, dünya nüfusunun da yine yaklaşık yüzde 30’unu ilgilendiren bir düzeye ulaşacak.

Ülkeler bu sürece katılmayı iki sebepten dolayı kabul ediyor: Birincisi, Çin’in bu ticaret köprüsünün masraflarını, inşa edeceği yollar, limanlar ve özellikle fakir ülkelerdeki limanların inşasından ödeyeceği, bu nedenle de bu ülkelerin IMF gibi bir takım uluslararası finansal yapılar tarafından sıkboğaz edilmeyecekleri ifade ediliyor. İkinci neden ise İpek Yolu’nun içinden geçtiği ülkelerdeki sınıfsal farklılıkları azaltacağına yönelik inanç.

DÜNYADAKİ DENGELERİ DEĞİŞTİRECEK

Çin, 30 yıl boyunca ciddi fakirlik yaşamış olan 850 milyon kişiyi yoksulluktan kurtarmayı başarırken, Batılı ülkelerin uydusu konumundaki ülkelerde sınıfsal farklılıklar dikkat çekici bir şekilde artmış durumda. Finansal olarak İpek Yolu’nun inşaatına başlamasından bu yana Çin, 450 milyar dolardan fazla yatırım yapmış olup bu rakam 2025’te 1 milyar doları aşacaktır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa’yı yeniden imar etmeyi planlayan ABD’nin Marshall Planı, İpek Yolu’nun karşısında cüce bir proje olarak kalmaktadır.

Çin 1978’de dünya ihracatının sadece yüzde birini yapabiliyorken, şu an dünya ticaretine ev sahipliği yapıyor. Dünyaya her alanda önderlik etmesi ve dünyanın bir numaralı gücü olması an meselesi. Çin, Komünist Parti’nin kuruluşunun 100’üncü yılında 2045 yılını, ABD’nin tahtına oturacak bir dünya gücü olacağı tarihsel bir dönüm noktası kılmak istiyor.

Jeopolitik olarak Çin, kadim dönemlerde İpek Yolu üzerinden dünyanın yapılanmasına katkıda bulunmuştu, şimdi aynı hatta ama çok modern konseptlerle yeni rotasını yeniden yapılandırıyor. Belki de bu hedefin katalizörü, Donald Trump’ın başkanlığa gelmesinden sonra ABD yönetiminin Çin’le yüzleşmek yerine içe kapanma siyaseti benimsemesidir. Şu an Huawei şirketine uyguladığı yaptırımlar ve 5G internet teknolojisine karşı tutumunda olduğu gibi Avrupa ülkelerini Çin yatırımları ve teknolojik yayılmasının önünü açmamaya teşvik etmesi, Çin’in enerji ve maden kaynaklarına ulaşmasını engelleme çalışmasıdır.

ARAPLAR BU DENKLEMİN NERESİNDE?

Dünyanın değişim gösterdiği süreçte yaşanan bütün bu gelişmeler ve Yeni İpek Yolu Projesi, bu gelişmelerin en önemlisi olmasa da ana göstergeleridir. Arap ve Mağrip halkları ise Çin’i Batılı ve Amerikalı gözlüklerle değerlendirmekte, geleceğin dünya gücü olan Çin’le ilişkilerinde kendi halklarının çıkarlarına ait bir bakış açısı geliştirememektedir.

Arap stratejik araştırma merkezlerinin genel olarak birkaç istisna dışında yaptıkları, Batılı muadilleri tarafından üretilenleri aktarmaktır. Arap basını, Çin hakkında gerçekte ne olup bittiğini bilmeden, Trump’ın bu ülkeye uyguladığı ücret ve tehditler noktasındaki görüş, tutum ve kararlar gibi, Batı’nın Çin’e karşı tutumunu aktarmakla sınırlıdır. Bir Arap gazeteciye veya bir Arap üniversitesinde çalışan bir uzmana ve uluslararası ilişkiler bölümünde bir profesöre, Çin’deki stratejik araştırma merkezleri ya da Çin medyasının en büyük isimleri hakkında soru sormanız yeterlidir. Net bir yanıt yerine alacağınız şey, sözün ağızda gevelenmesinden başka bir şey değildir.

Arap ve Mağrip dünyası, ekonomik ve politik olarak bağlantılı olsa da Batı’nın bir parçası değildir. Batı’nın Çin de dâhil dünya olaylarına bakışının etkisinden kurtulmak, ancak Arap halklarının çıkarlarını gözeten, Batı medyasının bakış açısından bağımsız Arap medyası ve Arap stratejik Araştırma Merkezleri kurmakla mümkündür. Örneğin, Trump’ın Huawei’ye uyguladığı yaptırımlardan ziyade Çinli şirketlerin nasıl olup da Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki fakir insanların alabileceği ucuzlukta telefonlar üreterek mevcut toplumsal değişime ve Enformasyon Devrimi’ne katkıda bulunduğu bizim için daha önemlidir. Şayet Batılılar bu bilgisayarları ve telefonları üretseydi, gariban Arap ve Berberi halkları bu ürünleri satın alabilir miydi?

Yazının aslı Al-Quds sitesinden alınmıştır. (Arapçadan Çeviren: İslam Özkan)