Rus-Japon Savaşı'nda mayalanan devrim

Geride bıraktığımız yüzyılın başları, Uzak Asya için oldukça hareketli bir dönemdi. Rusya-Japonya Savaşı bölgedeki tüm ülkeler için sonuçları uzun vadede ortaya çıkmaya devam edecek bir çatışmaydı. Uluslararası ilişkilerden edebiyata, devrimci hareketlerden milliyetçilik dalgalanmalarına... Hiyerarşik bir sıraya koymaksızın Asya'da yaşanan bu örnekler de, tüm büyüklü küçüklü savaşlar gibi bize binlerce yıllık bir arzuyu hatırlatması açısından önemlidir en çok... Savaşta dökülen kanların ardından tanrılara barış için aynı anda yalvaran Truvalı ve Akhalı askerler gibi.

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Rusya’da liberal aydınlar ve siyasetçiler, Romanovların son hanedanı Çar II. Nikolay, 1895 yılında taç giydiği vakit ‘reformlara önayak olabilir’ düşüncesiyle kendisine bol keseden övgü yağdırılıyordu. Çar’ı başta ‘yumuşak yüzlü’ bulanları bir tarafa bırakacak olursak 20. yüzyılın başı Rusya’daki işçi sınıfının pek de iyi andığı bir dönem değildir. Ekonomik sıkıntılar, bastırılan işçi hareketleri, büyüyen toplumsal muhalefet ülkede ciddi bir hoşnutsuzluğa neden olurken Çar gözünü Asya’ya çevirmiştir. Emperyalist paylaşım çağında Rusya, halihazırda uzun bir süredir emellerini Asya’ya bağlamıştır. Bölgesel rakibiyse restorasyonlardan ve modernleşme hamlelerinden henüz çıkmış taze güç Japonya’dır. Her iki gücün çıkarları başta Mançurya olmak üzere bölgede çatışmaktadır. Çar’ın gözünde kolay lokma Japonya’ya karşı kazanılacak bu zafer hem kendisine kuşkuyla bakan rahatsız gözleri uzaklara, oldukça uzaklara çekecektir, hem de burjuvazisinin Asya’daki pazarını güçlendirecektir.

En nihayetinde 1904 kışında Japonya-Rusya Savaşı, Pasifik kıyılarında başlar. Başlangıçta gazetelerin cepheden haber taşımak yerine Çar’a methiyeler dizdiği, oldukça şovenist karikatürlerin -her iki tarafta- yaygınlaştığı dönemde Nikolay gerçekten de rüzgarı arkasına almıştır. Aynı dönemde Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) yayınladığı broşürde: “Vahşi savaş naralarına, para çantasının dalkavukları ve polis kamçısının şakşakçıları tarafından sallanan ‘yurtsever’ bayrağa cevaben sınıf bilinçli proletarya öne çıkmalı ve on misli güçle talep etmeli: ‘Kahrolsun otokrasi’, ‘Bir halk kurucu meclisini toplayın!’” ifadelerine yer verir.

Bolşevikler ve Menşeviklerin RSDİP içinde savaşa dair yaklaşımları farklılık gösterir (‘yenilginin devrimci fırsatlar doğurabileceği’ ve ‘ne olursa olsun barış’ görüşleri). Savaşın sonucu aylar içinde bildirinin sonunda yer alan ‘rüzgar eken kasırga biçer’ ifadesinin doğruluğunu gösterir. Rus ordusunun verdiği kayıplar oldukça büyüktür. Alınan utanç verici mağlubiyetlerin ardından girişilen çabalar, Çar’ın askeri serüvenini de gözler önüne serer. Ancak asıl sorun bu savaşın ekonomik faturasıdır. Her savaş gibi bu savaş da masraflıdır, ancak halihazırda kırılgan bir ekonomisi olan Rusya, savaştan ağır bir yenilgiyle ayrılınca hayatı derinden etkileyen ekonomik sorunlarla karşılaşır. Ansızın fiyatı artan günlük ürünler, ağırlaşan çalışma koşulları, Çar’lığın otokratik baskısı derken Nikolay’ın karşısına biçmesi gereken fırtına çıkıverir: 1905 Devrimi…

Savaşın ekonomik yükü işçi sınıfının omzuna bindiğinde taleplerinden biri de ‘barış’ olan kitleler Çar’ın kanlı baskısıyla karşılaşır. Kendiliğinden başlayan grevler, Kanlı Pazar, yüz binlerce işçinin iş bırakması, Rusya tarihinde önemli bir dönüm noktası olan 1905 Devrimi ile sonuçlanır. Genel itibariyle Nikolay henüz tahtından olmaz ancak önemli tavizler vermek durumunda kalır. Rusya-Japonya Savaşı’nın sonucunu özetlemek gerekirse Nikolay bir taşla iki kuş vurmayı, yani hem yeni emperyalist maceraları hayata geçirmeyi hem de ekonomik çöküşün üzerine milliyetçilik perdesi çekmeyi amaçlarken kendi kuyusunu kazmış, prestijini kaybetmiştir. Savaşın sonucu Rusya açısından önce Fransa’ya daha sonraysa İngiltere’ye mali olarak ciddi bir bağımlılık anlamına gelir.

.

DENİZİN DİĞER YAKASI

Şimdi denizin karşı tarafına geçelim. Savaşlar ister küçük ister büyük olsun hiç beklenmedik sonuçlar doğurur. Üstelik bu sadece müdahil ülkeler için de geçerli değil… Japonya’da savaşın şovenist coşkusu kazanılan zaferlerle birlikte oldukça büyür, okullara kadar taşar. Kafası kesilen Rusların ve onlara yardım ettiği öne sürülen Çinlilerin görüntüleri alkış tufanlarıyla izlenir olur. Gazetelerse kimileri oldukça müstehcen olmak üzere Rusların ve Çinlilerin aşağılandığı karikatürlerle dolup taşar.

Lu Hsun.

Japonya adalarının en büyüğü olan Honsu’nun kuzeyindeki Sendai’ye tam da bu sıralarda, bir Çinli öğrenci gelir. Tıp eğitimi alıp ülkesine geri dönmeyi arzulayan bu isim, Lu Hsun yıllar sonra şöyle anlatıyor yaşadıklarını:

“(…) Japonya’da bir tıp okuluna girdim. Çok güzel bir hayalim vardı. Çin’e geri döndüğümde babam gibi yanlış tedavi edilen hastaları iyileştirecektim. Hatta savaş çıkarsa orduda doktorluk yapacak ve böylece halkımın reforma olan inancını güçlendirmiş olacaktım.

Şu an mikrobiyolojiye ulaşmak için hangi ileri düzey yöntemlerin kullanıldığını bilmiyorum, fakat o zamanlar mikroplar fotoğraf slaytlarıyla gösterilirdi. Ders erken biterse de öğretim elemanı zamanı doldurmak için doğa manzaraları ya da haber slaytları gösterirdi. Bu Rus-Japon Savaşı’nın olduğu dönemdi; tüm öğrencileri konferans salonunda toplar savaş filmleri izletirlerdi. Ben de bu sırada yapılan alkışlara ve tezahüratlara katılmak zorundaydım. Uzun zaman sonra kendi memleketimden birilerini bir savaş filminde görüyordum. Bir tanesi bağlıydı ve etrafında toplanmış bir sürü kişi vardı. Toplananlar epey güçlü kuvvetli görünüyorlardı, fakat yüzlerinde en ufak bir duygu belirtisi yoktu. Filmde anlatılanlara göre ortadaki elleri bağlı adam Ruslara çalışan bir ajanmış ve Japon askerleri ibreti âlem olsun diye kafasını keseceklermiş. Diğer Çinlilerse bu manzaranın tadını çıkarmak için oradalarmış.

Dönem bitmeden okuldan ayrılıp Tokyo’ya gittim, çünkü bu filmi izledikten sonra artık tıp benim için bir şey ifade etmiyordu. Bir ülke ne kadar güçlü ve sağlıklı olursa olsun, duygusuz ve dar görüşlü kaldığı sürece böyle gülünç manzaraların ya maşası ya malzemesi olur; bu durumda ne kadarının hastalıktan öldüğünün pek de bir önemi yoktur. Bu yüzden en önemlisi insanların ruhuna hitap etmekti, bunun da en iyi edebiyat yoluyla yapılabileceğini düşündüğümden edebi bir eylem gerçekleştirmeye karar vermiştim (…)” -1922

Lu Hsun gerçekten de karar verdiği eylemi gerçekleştirir. Bugün kendisi modern Çin edebiyatının en önemli ismi olarak anılıyor. Ülkesinde yalnızca edebiyat alanında değil aynı zamanda toplumsal mücadele cephesinde de yer alır. Kendisine hayranlık besleyenlerden biri de Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu komünist devrimci Mao Zedong’dur. Hsun’un ölümünün birinci yıl dönümündeki anmada (1937) ‘Konfüçyüs’un eski Çin’in azizi olduğu gibi Hsun’un da modern Çin’in azizi’ olduğunu söyler. Farklı bir yazısındaysa Zedong, Hsun hakkında şunları söyler:
“Lu Sun, Çin Kültür Devrimi’nin başkomutanı olarak, sadece büyük bir edebiyatçı değil, aynı zamanda büyük bir düşünür ve devrimciydi. Lu Sun, her türlü dalkavukluk ve yaltaklanmadan arınmış, sarsılmaz tutarlılığa sahip bir insandı; bu, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin halkları için paha biçilmez bir. niteliktir. Milletin büyük çoğunluğunu temsil eden Lu Sun saldırıya geçerek düşman kalesinde gedikler açtı; Lu Sun, kültür cephesinde en yiğit, en doğru, en sağlam, en azimli bir millî kahramandı, tarihimizde eşi görülmemiş bir kahramandı.”

SAVAŞIN EDEBİYATTAKİ İZLERİ

Takici Kobayaşi

Kendi ülkesinin şovenizmi ile işçi sınıfı arasındaki bağlantıyı en net şekilde analiz edenlerden biriyse Japonya Komünist Takici Kobayaşi’dir. ‘Yengeç Konserveleme Gemisi’ romanıyla tanıdığımız Kobayaşi, Rusya-Japonya Savaşı başladığı sırada henüz 1 yaşındadır. Ancak Ekim Devrimi’nin ardından yazdığı bu romanda ülkesinde gelişen milliyetçiliğin savaşla ve sermayeyle bağıntısını özgün bir edebi üslupla dile getirir. Yengeç Konserveleme Gemisi‘nde hikaye, 1904 savaşında ele geçirilen bir Rus gemisi üzerine inşa edilen gemi-fabrikada geçmektedir. Geminin formu gereği statüsüzlüğü şirket açısından işçilerin kölece çalıştırılmasına olanak verir. Ortada bir fiili savaş yoktur, ancak şirketin zaferinin aynı zamanda ‘ulusal düşmanlara karşı’ bir zafer olacağı daima işçilerin başında bulunan gaddar Asakava karakteri tarafından vurgulanır. Ruslarla yer yer aynı sularda yengeç avlayan bu gemideki geçen bir sahnede Asakava işçilere şöyle diyor:

“Bir ayağını ranzaya dayamış vaziyette, elindeki kürdanla dişlerini kurcalayıp aralarına sıkışan yiyecek parçalarını çıkardıktan sonra konuşmasına başladı: Farkındasınızdır, ama gene de söyleyeyim, bu yengeç konserveleme gemisinin tek vazifesi şirkete kazanç sağlamak değildir, beynelmilel önem arz eden fevkalade büyük mesuliyetlere haizdir. Biz mi, yani Japonya İmparatorluğu’nun halkı mı, yoksa Moskoflar mı daha büyük? Bunu tayin edecek teke tek bir muharebedir bizim işimiz! Ve şayet, bakın şayet, diyorum -ki öyle bir şeyin olması katiyen mümkün değildir ama- bu muharebede mağlup olursak, siz Japon bebeleri, t*** erkekler olduğunuzu göstermeli, karınlarınızı yarıp [‘karnı kesmek’ ya da ‘yarmak’ ‘harakiri’nin kelime anlamı] Kamçatka Denizi’ne atmalısınız kendinizi! Ufak tefek olabilirsiniz ama o beyinsiz Moskofların sizi yenmesine meydan vermeyeceksiniz.”

Kobayaşi 29 yaşında, polis tarafından yapılan ağır işkenceler sonrasında katledilir, cenazesine otopsi yapılması engellenir, ölüm nedeni ‘kalp krizi’ olarak duyurulur. Tarih bu ya, 2008 yılında Kobayaşi’nin ‘Yengeç Konserveleme Gemisi‘ romanı Japonya’da ‘bestseller’ olur. (Elbette bu yılın kapitalizmin krizinin derinleştiği döneme denk gelmesi şaşırtıcı değildir.)

Birinci Paylaşım Savaşı’nın dünyada toplumsal ve sanatsal anlamda verdiği sonuçları daha iyi biliyoruz. Şovenist dalgalanmaların müthiş bir yıkım getiren savaşın ardından nasıl tersi yönde tayfunlar yarattığına, bu vahşete ve ihanete tanıklık eden bir neslin yüzyılın devamına ne denli izler bıraktığına Uzak Asya’ya kıyasla daha fazla hakimiz. Elbette Rusya-Japonya Savaşı verilen kayıplardan etki alanına, bir başına Cihan Harbi’yle boy ölçüşemez. Zaten amacımız herhangi bir kıyas yapmak falan da değil. Geride bıraktığımız yüzyılın başları, Uzak Asya için oldukça hareketli bir dönemdi. Rusya-Japonya Savaşı bölgedeki tüm ülkeler için sonuçları uzun vadede ortaya çıkmaya devam edecek bir savaştı. Uluslararası ilişkilerden edebiyata, devrimci hareketlerden milliyetçilik dalgalanmalarına… Hiyerarşik bir sıraya koymaksızın Asya’da yaşanan bu örnekler de, tüm büyüklü küçüklü savaşlar gibi bize binlerce yıllık bir arzuyu hatırlatması açısından önemlidir en çok… Savaşta dökülen kanların ardından tanrılara barış için aynı anda yalvaran Truvalı ve Akhalı askerler gibi.

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler:

Lu Hsun – Bir Delinin Güncesi (Aylak Adam Yayıncılık)

Kobayaşi Takici – Yengeç Konserveleme Gemisi (Ayrıntı Yayınları)

https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1904/feb/03.htm#fwV41E103

https://www.marxists.org/reference/archive/mao/selected-works/volume-6/mswv6_27.htm