Dünya Forum: Realizm / Dikkatini sıradanlığa yönelten bir akım

Genel hatlarıyla, sanat ve edebiyatta Realizm (Gerçekçilik), alışılmış ve sıradan insanları ve durumları doğru ve olduğu haliyle temsil etme çabasını ifade eder. Daha özel bağlamdaysa, Gerçekçilik terimi 1800’lerin sonları ve 1900’lerin başındaki edebi ve sanatsal bir akımı ifade eder. Bu hareket Romantizm’e karşı bir tepki olarak gelişti. Romantizm ise, dünyayı çok daha kusursuz bir biçimde tasvir eden, daha eski bir hareketti.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR- Realizm akımı hiçbir zaman tutarlı bir grup oluşturamasa da Aydınlanma ve Endüstri Devrimi’nin ardından sanattaki modası geçmiş geleneksel biçimleri, edebiyatı ve toplumsal örgütlenmeyi reddeden, ilk modern akım olarak kabul edilir. 1840’lı yıllarda Fransa’da başlayan Realizm akımı, resim ve edebiyat alanlarında bir devrim yaratarak, sanatın amacıyla ilgili anlayışta bir sıçrama yarattı. Devrim ve yaygın toplumsal değişimin alt üst ettiği kaotik bir çağda yaşayan realist ressamlar, geleneksel sanatın idealist görüntülerini ve edebi kavramlarını gerçek hayatta olan bitenlerle değiştirdi. Günlük hayatı tuvallerine taşıma tercihleri, sanat ve yaşamı birleştirmek yolundaki avangard (öncü) tutkunun erken tezahürüyle birlikte, bazı resim tekniklerinin reddedilmesi, 20. yüzyılın birçok düşünce akımını ve modernizmi şekillendirdi.

ORTAYA ÇIKIŞI

Özgün anlamıyla Gerçekçilik, günlük yaşamın doğal haliyle tasvir edildiği konularla kendini gösteren ve on dokuzuncu yüzyılın ortalarında ortaya çıkan bir sanat hareketini ifade eder; ancak bu terim genellikle gerçekçi ve neredeyse fotografik bir şekilde boyanmış sanat eserlerini tanımlamak için de kullanılır.

On dokuzuncu yüzyıla kadar Batı sanatına, tarih, resim ve diğer alanlarda ‘yüksek sanat’ adı verilen akademik bir teori hâkim olmuştu. Sanatsal gelenekler tarzı ve konuyu yönetiyordu, bu da çoğu zaman yapay gibi görünen ve gerçek hayatla bağları kopmuş sanat eserleriyle sonuçlanmıştı.

Daha sonraları, Natüralizm’in (doğacılık) gelişimi, ‘yüksek sanat’ geleneğinin dışındaki konuların aktarılması anlamına gelecek biçimde, öznenin gerçekliğinin önemini artırarak bir değişim yaratmaya başladı.

‘Gerçekçilik’ terimi, 1840’lı yıllarda Fransız romancı Champfleury tarafından ortaya atıldı ve sanat alanında, öncelikle, arkadaşı olan ressam Gustav Courbet’nin eserlerinde vücut buldu. Uygulamada gerçekçilik, köylü ve işçi sınıfının yaşamını, şehir sokaklarındaki gündelik hayatı, kafeleri ve popüler eğlence yerlerini tasvir eden resimler ve fiziksel varlığın önemindeki yükselen artışla kendini gösterdi. Terim, genellikle konu seçiminde belirli bir kırılganlık anlamına geliyordu. Konuların ele alınış tarzıyla ilgili bu durum, yeni Natüralizm’le bir araya geldiğinde, ağırlıklı olarak üst ve orta sınıftan takipçileri arasında kısa süreli bir şaşkınlık yarattı.

ANAHTAR FİKİRLER

Gerçekçilik, geniş ölçüde modern sanatın başlangıcı olarak kabul edilir. Kelimenin tam anlamıyla, gündelik hayatın ve modern dünyanın, sanat için en uygun konular olduğu inancına dayanmaktaydı. Felsefi açıdan Realizm, modern hayatın ilerici amaçlarını benimseyen bir akımken, geleneksel değer ve inanç sistemlerinin yeniden gözden geçirilmesi ve devrilmesi yoluyla toplum için yeni bir çıkış arayışındadır.

Realizm, 19. yüzyılın ortalarında yaşamın sosyal, ekonomik, politik ve kültürel olarak nasıl yapılandırıldığına odaklanır. Bu anlayış, hayatın tatsız anlarını canlandırarak kimi zaman ‘çirkin’ olanı gözler önüne serdi ve ‘yüksek sanatın’ nihai güzellik idealleriyle yüzleşen karanlık ve dünyevi renklerin ve figürlerin kullanılmasına yol açtı.

Gerçekçilik, açık biçimde kurumsal olmayan ve uyumsuz ilk sanat hareketiydi. Realist ressamlar, sanat piyasasını ayakta tutan burjuvazi ve monarşinin toplumsal yaşamlarını ve değerlerini de hedef aldı. Resmi Sanat Akademisi salonlarında çalışmalarını sergilemeye devam etmelerine rağmen, egemen kesimlere meydan okurcasına bağımsız sergiler düzenleme çabaları da gösterdiler.

Endüstri Devrimi’nin ardından gazete basımında ve kitle iletişim araçlarında yaşanan patlamanın ardından, realist sanatçıların kendini topluma tanıtmasının yeni yolları da ortaya çıkmış oldu. Gustave Courbet, Edouard Manet ve diğerleri, toplumsal alanda tartışmalar yaratacak biçimde davrandılar ve yeni şekillenmekte olan medyayı, tanınırlık ve görünürlüklerini artırmak amacıyla kullandılar.

KÖK VE DALLAR

Gerçekçilik, aslında görsel sanatlarda uzun bir tarihe sahipti. Helenistik dönemde, (M.Ö. 323-146 arası dönemde) antik Yunanistan’da, heykeltıraşlar insanları göründüğü gibi tasvir etmeye başladılar. Önceleri, insanlar antik Yunan’ın ‘kusursuz insan’ kavramına göre tasvir edilmişti. Ancak sanattaki Gerçekçi hareket, Ortaçağ’da (M.S. 500-1450), o dönemde popüler olan düz, resmî ve stilize edilmiş sanattan ayrılma arzusundan doğdu.

İtalyan sanatçı Giotto di Bondone, İncil’de bahsi geçen şahsiyetleri gündelik insanlara benzer şekilde duygusal ve gerçekçi biçimde resmederek, bu akıma önderlik etmişti. Bu resimlerinin bir örneği, henüz 1300’lerin başında çizdiği ‘Madonna ve Çocuk’tu. O dönemin diğer bazı sanatçıları da gerçeklik tasvirleri geliştirdiler ve eserlerinde, farklı bakış açıları ve detaylı anatomik çalışmalara dayanan daha gerçekçi insan formları sundular.

Bu sanat hareketi, kabaca ilk Fransız Devrimi (1789-99) ile birlikte başladı ve Avrupa’nın bazı bölgelerine de yayılarak 1848 Devrimi boyunca (1889-49) gelişti. Bu dönemde Endüstri Devrimi ve Aydınlanma hareketi birçok kültürel, ekonomik ve teknolojik değişikliğe yol açarak Avrupa geneline yayılmıştı. Bu hareketli ortamda, Gerçekçilik hareketinin önceki yıllarda egemen sanat formları olan Neoklasizm, Romantizm ve Tarih Ressamlığı hareketlerine meydan okuduğu görülüyordu.

Realizm, sürekli değişim gösteren siyasi ve toplumsal hayata ve manzaraya karşı, önceki sanat akımlarına meydan okuyarak, geleneksel ve bilindik sanat biçimlerinin aksine sıradan insanların ve doğanın basit bir temsiline odaklanarak tepki verdi. Akımın Fransa dışında popüler hale gelmesi biraz zaman alacaktı; çünkü 1860’lara kadar Rusya, İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde gelişim henüz başlıyordu.

1855 fuar kataloğunun önsözünde, Gustave Courbet, amacının ‘yaşayan sanat’ üretmek olduğunu ifade etmeden önce, ‘yapmak için bilmek gerektiğini’ söylüyordu. Bunu yapmanın yolu açıktı; öncelikle eski ustaların öğretilerini takip etti ve Louvre’u titizlikle ziyaret etti ama katı bir geleneği sürdürme niyetinde değildi. Temel olarak, Courbet, kurallarını kabul etmeyi reddettiği Ecole des Beaux-Arts’ın (Güzel Sanatlar Okulu) akademik eğitimine karşıydı. Mitolojik veya tarihi konulardan uzaklaştı ve çalışmalarını kendi dönemine odaklayarak etrafında gördüklerini resmetti.

Gerçekçi hareketin ana iki kolunu Barbizon Ekolü ve Ashcan Ekolü oluşturuyordu. Barbizon Ekolü, 1840’larda ve 1850’lerde ortaya çıktı. Barbizon kasabasında çalışan bir grup Fransız manzara ressamı tarafından başlatılmıştı. Dış mekânlarda resimler yaptılar ve doğanın olağanüstü niteliklerini, var olana sadık bir şekilde tasvir etmeye çalıştılar. Ashcan Ekolü 1800’lerin sonunda ve 1900’lerin başında Amerika Birleşik Devletleri’nde daha da gelişti. Robert Henri gibi Amerikan sanatçıları, sokaklar ve sanayi merkezleri gibi şehir hayatının yalın ve karmaşık sahnelerini tuvallerine taşıdılar.

SANAT ALANINDA GERÇEKÇİLİK

Realistler, geçmişin biçimsel sanatsal stillerinden ve konularından uzaklaşmak istiyorlardı. Bu nedenlerle süslenmemiş bir bakış açısı ve duygusal olmayan eserler yarattılar. Eserleri genellikle kahramanlar, tarihsel olaylar, İncil öyküleri veya soylu şahsiyetlerin hayatlarının aksine, sıradan veya işçi sınıfı insanları tasvir ediyordu. Ayrıca, öküzleri güden bir çiftçi veya bir tahıl hasadını gösteren kırsal manzaralar gibi geleneksel yaşam sahneleri de barındırıyordu. Gerçekçiler, basit yaşamlar sürdüren mütevazı insanlara duydukları saygıyı toplumla paylaşmak için çalıştılar.

Hareketin öncüsü Gustave Courbet’ydi. ‘Ornans’ta bir Cenaze’ (1849) ve diğer eserleri, sıradan insanların günlük yaşamları hakkındaki büyük ölçekli ve deneysel olmayan resimlerdi. Diğer realistler arasında sosyal ve politik hicivci Honoré Daumier (Çamaşırcı Kadın, 1863) ve Jean François Millet (Rençberler, 1857) bulunuyordu. Amerikalı realistler arasındaysa ressamlar Thomas Eakins (Büyük Klinik, 1875) ve Winslow Homer (Kırbaç Şaklatmaca, 1872) yer alıyordu. Daha sonra Amerikan Realistleri Grant Wood (Amerikan Gotik, 1930) ve Edward Hopper (Gece Kuşları, 1942) bu hareketin sürdürücüleri haline geldi.

Günümüzün modern sanatçıları ise Gerçekliği yeni boyutlara taşıdılar. Artık o denli detaylı ve gerçekçi resimler yaratıyorlar ki bunlar adeta fotoğraf gibi görünüyor. Ayrıca insan formunda yapılan heykelleri gerçek insanlardan ayırmak neredeyse imkânsız hale geldi. Bu tür bir gerçekçilik, genellikle ‘foto-gerçekçilik’ ya da ‘süper gerçekçilik’ adıyla anılıyor.

EDEBİYATTA GERÇEKÇİLİK

Neredeyse her edebiyat eserinde bir nebze Gerçekçilik mevcuttur. Zira okuyucuların tanık oldukları karakterleri ve dünyayı tanıması ve tanımlaması açısından Gerçekçilik kritik bir öneme sahiptir. Gerçekçi yazarlar, benzersiz özelliklere sahip eserler yazmaya yönelmişti: Hikâyeler ya da çizimler basitti ve karakterler ikincil durumdaydı. Anlatı karakterleri alt veya orta sınıftan olma eğilimindeydi ve şiir dilinde değil, insanların gündelik diliyle konuşuyorlardı. Ayrıca, yazarın kişisel yorumları neredeyse hiç duyulmuyordu.

Fransız edebiyatçı Honoré de Balzac, bir ustalık çalışması olan İnsanlık Komedyası (1824-47) ile edebiyattaki gerçekçi akımın da yolunu açmıştı. Bu roman ve öyküler serisinde, her insan sınıfının yaşamı uzun ve canlı tasvirlerle gözler önüne seriliyordu. Gustave Flaubert’in Madame Bovary’si (1857), gerçekçi tarzı tamamen benimseyen ilk büyük romandı. Eser, romantik müdahalelerle sıkıcı hayatından uzaklaşmak isteyen tutku dolu bir kadının açık, gerçekçi bir tasvirini yapıyordu. Bu karakter, o günün okurlarına büyük bir şok yaşatacaktı.

İngiliz edebiyatındaki en büyük gerçekçi eserler arasında George Eliot’un Middlemarch’ı (1871-72) ve Thomas Hardy’nin romanları yer alır. Amerika Birleşik Devletleri’nde Gerçekçilik, 1800’lerin ortasından 1900’lere kadar popüler bir tarzdı. Edebi uygulayıcıları arasında William Dean Howells (Silas Lapham’ın Yükselişi, 1885) ve Henry James (Bir Kadının Portresi, 1881) bulunuyordu. Rusya’nın Gerçekçilik alanındaki en büyük eserleri arasında Ivan Turgenev’in Babalar ve Oğullar’ının (1862) yanı sıra Leo Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı (1869) sayılabilir.

Realist drama alanındaysa en başarılı yazarlardan biri Norveçli Henrik İbsen’di (Bir Bebek Evi, 1879). Bu dal ayrıca İngiltere’den George Bernard Shaw (Pygmalion, 1912) ve Rusya’dan Anton Çehov (Vişne Bahçesi, 1904) ile temsil edilmekteydi.

DÖNÜŞÜM VE MİRASI

Gerçekçilikle bağlantılı bir diğer sanat hareketi, Natüralizm’di. Natüralist yazarlar, sıradan insanlar ve gündelik durumlar hakkında da yazılar yazmıştı. Bununla birlikte, insanları ve davranışlarını bilim insanlarının tarafsız yaklaşımıyla çalıştılar. Bu öykülerdeki karakterler, çevre, içgüdüler ve tutkularla kontrol ediliyordu ve içinde bulundukları kötü durumlara ilgisiz, zalim bir doğal dünyada yaşıyorlardı. Önde gelen Natüralistler arasında Fransız romancı Emile Zola (Germinal, 1885) ve Amerikalı yazarlar Stephen Crane (Sokak Kızı Maggie, 1893), Frank Norris (McTeague, 1899) ve Theodore Dreiser (Rahibe Carrie, 1900) bulunuyordu.

1860’larda, hareket Fransa’nın ötesine, Avrupa ve Amerika’nın geri kalanına taşınırken, 19. yüzyılın ikinci yarısının çoğunda en etkili sanat hareketi oldu. Bununla birlikte, bu anlayış resmin ana dünyası tarafından daha fazla benimsendikten sonra, Gerçekçilik belirli bir sanatsal stilini tanımlamak açısından daha az yaygın ve kullanışlı hale geldi. Bu, kısmen 1860’lı yıllarda Fransa’da ortaya çıkan İzlenimcilik ve ondan sonraki sanat akımları nedeniyle olmuştu. Bu hareketler, Gerçekçilik hareketinin kullandığı tarzı yaşatmaya çok daha az önem verdi. 1880’lerde, Realizm hareketi sona ermişti.

Realizm akımı 1880’lerde bitmesine ve diğer sanat stilleri tarafından aşılmasına rağmen, hiçbir zaman gerçekten ortadan kalkmadı. Tarzı ana akıma uyarlandıktan sonra, onu tanımlayan özgün sanat biçimini kaybetti. Bununla birlikte, Gerçekçilik, konu aldığı olgular nedeniyle bir sanat hareketinin çok daha ötesinde bir etki yarattı. Sanat dünyasında ardından gelen birkaç hareket, eğilim ve sanatçıyı da etkilemeyi sürdürdü.

Kaynaklar:

https://www.theartstory.org/movement/realism/

http://www.scholastic.com/browse/article.jsp?id=3753924

https://www.musee-orsay.fr/en/collections/courbet-dossier/realism.html

http://www.bacfrancais.com/bac_francais/mouvement-le-realisme.php

https://www.dvusd.org/cms/lib011/AZ01901092/Centricity/Domain/4781/Realism.VL.2.pdf