Viglietti: Ötekiler için şarkı söylemeye geldim

Latin Amerika’nın protest müziğinin önemli sesi Daniel Viglietti yaşamının son anına kadar sürgünleri, tutuklamaları, mücadele ve yoksulları anlatan şarkılar söyledi. Toplumsal mücadeleler devam ettiği sürece hangi yolu seçersek seçelim, Viglietti'nin şarkıları her zaman söylenmeye devam edecek. O, sözlerin yazıldığı kağıtların kurşuna yenik düşeceğini düşünüyordu ve sözlerini 'silahlandırdığı' için tüm Latin Amerikalı hemşehrilerinin dillerinde hedefine doğru ilerlemeye devam ediyor.

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

Yaklaşık iki yıl önce Latin Amerika müziğinin en güçlü seslerinden biri hayatını kaybetti: Uruguaylı Daniel Viglietti, 78 yaşında aramızdan sessizce ayrıldı. Ülkemizde nadiren ismini işittiğimiz Viglietti, kendi “Amerika’sının” sadece bir sanatçısı değil, aynı zamanda bir devrimcisiydi. Sürgünler, tutuklamalar, mücadele ve kendi deyimiyle ‘sabrından başka kaybedecek bir şeyi kalmamış’ yoksulları anlatan şarkılarıyla Viglietti, yaşamının son anına kadar gitarını çaldı. Peki onun müziğini farklı, ismini tüm kıtaya aşina kılan neydi?

Eski bir röportajında şöyle diyor Uruguaylı sanatçı: “Aslında ‘ozan’, küçük bir aynanın rolünü tamamlar biraz, o bir ‘ışık’ değildir. Işık süreçten gelir, toplumsal mücadelelerden gelir, tüm bu toplumsal yaratıcılıktan gelir. Ozanın küçük bir aynası vardır -ki kimileri buna ‘gitar’ der- bununla mesajı yeniden yansıtır.” Viglietti, ‘küçük aynasıyla’ toplumsal mücadelelerin ışığını yansıtan tek sanatçı değil. Üstelik kendisinin Latin Amerika’daki sol-protest ‘Nueva Cancion’ müzik akımının Uruguay’daki önemli bir temsilcisi olduğunu da söyleyebiliriz. Tüm bu tanımlarla birlikte o, sanata bakışını kelimelere ustaca dökebilen bir sanatçı. Bu nedenle biz de Viglietti’nin kendini en iyi ifade ettiği alana gidelim; kimi şarkıları/sözleri ile onu yakından tanımaya çalışalım…

KİLDEN YARATILAN ‘YENİ İNSAN’

Böylesi bir müzisyeni tanımak için yazdığı, söylediği cümleler ya da yansıttığı sesler büyük ölçüde yeterli olacaktır. Ancak çok kısa bir şekilde hayatını öğrenmekte fayda var. Viglietti, piyanist bir anne, gitarist bir babanın çocuğu olarak 1939 yılında dünyaya gelir. Müzik eğitimi erken yaşlardan başlar ve durmaksızın devam eder. 1960’lı yıllarda Latin Amerika’da esen rüzgarlarla birlikte Viglietti gitarıyla birlikte halkına döner. İlk çıkardığı albümlerden itibaren toprağının emekçilerini ve mücadelelerini anlatır. Elbette bunun bir bedeli olur: Sansür ve yasaklamaları 1972 yılında tutuklanışı izler. 1960’ların sonlarında ve 1970’li yılların başında, kısa bir süre içinde özellikle yoksul kitleler içinde popülerleşen Viglietti’nin tutuklanışı, Uruguay soluna karşı devlet baskılarının bir sembolüne dönüşür: Jean Paul Sartre ve Julio Cortázar gibi isimler Viglietti’nin serbest bırakılması için düzenlenen kampanyaya katılır. Tahliye edildikten sonraysa uzun yıllar ülkesinden çok uzakta, Fransa’da sürgünde yaşamak zorunda kalır…

.

Viglietti’yi gerçek anlamda tanımak için artık onun müziğini konuşmaya başlayabiliriz. Arjantinli devrimci Ernesto Che Guevara’nın Bolivya’daki ölümü tüm dünya ama en çok da Latin Amerika için sarsıcı olur. Adeta kıtanın ‘yaşamış ortak bilinci’ ve ‘Latin Amerikalı’ kimliğinin sembol ismi Che’nin ölümünden sonra Viglietti de bir şarkı kaleme alır: ‘Cancion del Hombre Nuevo’ yani ‘Yeni İnsanın Şarkısı’. Genç sanatçı şarkısının sözlerinde Che’ye methiyeler dizmek yerinde ölümüne farklı bir açıdan yaklaşır. Viglietti eline kili alarak ‘yeni insanın’ kolunu tüfekten, ışığını bakışlardan yaratır:

“Onu sen ve ben yapacağız/ Onu biz yapacağız / Yeni insan için / kili alalım. / Onun kanı / tüm kanlardan gelecek/ Korkunun ve açlığın yüzyıllarını silmek için. / (…) / Ve bu insanın kalbini / hepimizin bildiği ‘Savaşçıdan’ [Che] vereceğiz. Onu sen ve ben yapacağız (kolu için bir silah) / Onu biz yapacağız (ışık için bakışlar) / kili alalım: şafak söküyor.”

‘BU ELLER BİZİMSE, BİZE VERDİKLERİ DE BİZİMDİR’

Viglietti’nin şarkı sözlerini çevirdiğimiz zaman, bir diğer yeteneğinin hikâye anlatıcılık olduğunu görüyoruz. Kimi zaman soyut bir konuyu dinleyici için ustaca somutlaştırır, kimi zamansa tam tersini yapar ve tüm bunları bir öykü akışıyla bize sunar. Kendi anadilinden insanlara hissettirdiklerini anlamak için şimdi 1983 yılına, Orta Amerika ülkesi Nikaragua’nın başkenti Managua’ya gidelim.

.

ABD’nin ülkeye çeşitli müdahalelerine karşı ‘Orta Amerika’da Barış için Konser’ etkinliğine kıtaca ünlü pek çok sanatçı katılır: Mercedes Sosa, Silvio Rodriguez, Ali Primera ve tabii ki Viglietti… Konserde en sık duyulan sloganlardan biri ‘Eğer Nikaragua kazandıysa El Salvador da kazanacak’tır. Slogan iki Orta Amerika ülkesi solunun birbiriyle olan ilişkisini ve dayanışmasını gösteriyor. Coşkulu kalabalığın karşısına çıkan Viglietti de öncelikle bu sloganı atar. Hemen sonraysa dayanışmanın çemberini genişleterek kitleden slogandaki ‘El Salvador’ kısmını kendi ülkesi ‘Uruguay’ ile değiştirmesini rica eder. Viglietti’nin en ünlü şarkısı ‘A Desalambrar’ı söylerken kalabalığın hisleri çok kolay anlaşılır bir biçimde kameralara yansımış… Aşağıdaki konser kaydını sonuna kadar izlediğiniz takdirde kimisi duygulu kimisi coşkulu ve büyük ölçüde yoksul Nikaragualıların dinleyişleri, şüphesiz sizi de şarkının verdiği ruha ortak edecektir.

“Varolanlara soruyorum / eğer hiç düşünmedilerse / bu toprağın bizim olduğunu, / ve daha fazlasına olanların değil. / Soruyorum hiç düşünmediğin toprak hakkında / çünkü eğer bu eller bizimse / bize verdikleri de bizimdir. / Telleri yere indirelim / toprak bizimdir, senindir ve onundur / Pedro ve Maria’nın / Juan’ın ve Jose’nin/ Eğer şarkım, dinleyen bazılarını sinir ediyorsa / eminim ki bu bir gringo’dur* / ya da Uruguaylı bir efendi.”

ENSTRÜMANLARLA KIRBAÇ SESLERİ

Viglietti’nin bu şarkısının içeriğine gelecek olursak, ‘büyük ülke’ Latin Amerika’nın üzerinde ortaklaşabileceği bir düşünceden izler barındırıyor. Nueva Cancion akımında ya da günümüz kimi Latin Amerikalı müzisyenlerinde de benzer etkileri görebiliyoruz. Tüm kıtayı tek ülke olarak değerlendiren düşünce, sanata yansıtıldığında kimi ‘farklı’ değerlerin de bir arada olması şaşırtıcı değil: Latin Amerika’nın demografik yapısını oluşturan Hispanik, Orta Doğu, Afro ya da yerli kültürler Viglietti’nin şarkılarında sıkça karşımıza çıkıyor. Kıtaya sömürgeciler tarafından ve sömürgeciler için çalıştırılmaya getirilen Afrikalılara ait bir ninniyi seslendirişi buna örnek olabilir.

.

‘Duerme Negrito**’ isimli şarkı, Latin Amerika’nın herhangi bir yerinde yaşamış siyah köle bir annenin çocuğuna okuduğu ninniden oluşuyor. Çoğu ninni gibi anlaşılır sözlere sahip olan bu şarkı içinde tarihsel göndermeler saklı. Örneğin: ‘Eğer küçük siyah [çocuk] uyumazsa beyaz şeytan gelecek ve hop! Senin küçük ayağını yiyecek!” kısmı, zamanında emeği karşılıksız ve ilkel bir zorbalıkla gasp edilen kölelerin çalıştıkları alandan kaçmayı denediği takdirde bir bacaklarının kesilişine bir gönderme. Şarkı, Mercedes Sosa, Atahualpa Yupanqui, Victor Jara gibi Viglietti’yle benzeri pencerelerden Latin Amerika’ya bakan diğer büyük sanatçılar tarafından da söylendi. Uruguaylı sanatçının yorumundaysa küçük bir dokunuş dikkat çekiyor:

“Çalışıyor / sıkı çalışıyor / çalışıyor, evet / çalışıyor, ağıtlar yakıyor, evet / çalışıyor ve ücreti verilmiyor, evet / çalışıyor ve öksürüyor, evet” şarkının annenin çalışmaya gittiği bölümü anlattığı bu kısım, bestenin ritmleriyle zorlu bir çalışma ortamını hissettiriyor. Viglietti buna enstrümanlarla kırbaç sesini andıran bir sesi de ekleyerek verilmek istenen hissi güçlendirmiş, dinleyicinin köle anneyle müzikle hemhal olmasını kolaylaştırmış…

‘SİLAHSIZ ŞARKI, TÜFEĞİN KARŞISINA ÇIKAMAZ’

Çağımıza haksızlık etmeyelim: Dünyanın dört bir yanında müzikle ya da sanatı farklı bir alanıyla toplumsal mücadele sürecine ayna tutan pek çok sanatçı var. Tarihin hiçbir kulvarında olmadığı gibi kültürün de ivmesi düz bir çizgiden ibaret değil. Tüm bu başarılı çağdaş sanatçılara rağmen insan elde olmadan 1960’ların, 1970’lerin sanat akımlarındaki kültürel üretimin veriminden ve bolluğundan etkileniyor. Peki Viglietti’yi nesneleştirip müzik tarihinin müzelerine yerleştirmek mi gerekiyor? Bu yüzden Viglietti’ye ya da yoksul yığınların, toplumun sözlerini sanatına yansıtan diğer sanatçılara ‘saygı’ konusunda önümüze çıkan iki yoldan birini seçmek gerekiyor: Ya onları camekanlı bir vitrinden izleyeceğiz ya da onları yaşadıkları, ürettikleri yılların esaretinden kurtarıp tarihin sınırsız doğrusuna bırakacağız…

.

Toplumsal mücadeleler devam ettiği sürece hangi yolu seçersek seçelim, Viglietti’nin şarkıları her zaman kendi topraklarında ve tüm dünyada söylenmeye devam edecek. O, sözlerin yazıldığı kağıtların kurşuna yenik düşeceğini düşünüyordu ve sözlerini silahlandırdığı için tüm Latin Amerikalı hemşehrilerinin dillerinde, hâlâ hedefine doğru ilerlemeye devam ediyor:

“Dinle, şarkı söylemeye geldim / düşmüş olanlar için. / Ne isim veriyorum ne işaret / sadece söylüyorum yoldaşlarım. / Ve ötekiler için şarkı söylerim / yaşamakta olan ve düşmanına hedef alanlar için./ Arık daha fazla sır yok / şarkım rüzgardandır / (…) / Bize hiçbir şey kalmadı, kaybedecek sadece tek bir şey var: sabrı kaybetmek. / Ve onu sadece hedefte bulabilirsin / yoldaş. / Kurşuna karşı kağıt / fayda etmez, / silahsız şarkı / bir tüfeğin karşısına çıkamaz. / (…)’

*Gringo, Latin Amerika’da yabancıları -daha çok Hispanik olmayan beyazları- nitelemek için kullanılan argo bir tabir.

**Negrito, İspanyolca küçültme eki -ito/a eklenen bu kelime ‘küçük siyah çocuk’ ya da anlamına geliyor.

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler

http://www.historiadelamusicapopularuruguaya.com/artista/daniel-viglietti/
http://semanariovoz.com/daniel-viglietti-militante-la-vida/
https://desinformemonos.org/daniel-viglietti-un-nuestro-muy-de-nosotros/