Reggae'nin 'sol' yakası

Dünyanın hemen her köşesine dokunmuş sol müzikte geleneksel çeşitlilik beraberinde bir kültürü de getiriyor. Sadece kendisine ait olan kültürü değil, yeri geliyor bir coğrafyadan diğerine farklı toprakların kültürünü de taşıyabiliyor. Reggae solla özdeşleştirmediğimiz bir müzik olduğu için aynı ritimlerde sosyalist jargonu, sesleri duymak başta şaşırtıcı gelse de sol kültürün özgün evrenselliğini de gösteriyor.

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

“Bu albüm işçi sınıfının kapitalizm ve emperyalizme karşı mücadelesine dayanır.” Bu ifadeler 1980 yılında İngiltere’de yayınlanan bir reggae albümünün (İşçiler, köle sahipleriyle grevle konuşurlar) kapağında yazıyor. The Well Packed Band ve Winston Edwards imzası taşıyan kırmızı LP’nin kapağındaki diğer ifadelerde, işçi sınıfının kapitalizme karşı güçlü savaşını ve intikamını ancak grevle sağlayabileceği söyleniyor. Metin “Bu albüm size kapitalist sistem ve onun işçilere yönelik tavrı hakkında her şeyi anlatacaktır” sözleriyle, iddialı bir şekilde bitiyor. LP’nin her iki yüzündeki şarkıların isimlerine şöyle bir göz gezdirecek olursak, albümün kapağına çarpıcı bir şekilde yerleştirilen bu ifadelerin iddiasını neye borçlu olduğunu anlayabiliyoruz: “İşçilere yeni bir yaklaşım”, “İşçilere daha fazla güç”, “İşçiler için daha iyi çalışma koşulları”, “İşçi çocukları için daha fazla olanak”… Albümdeki tüm şarkıların isimleri, adeta bir işçi hareketinin bildirisini andırıyor. Albümdeki enstrümantal şarkılarınsa rahatlatıcı sesler içerdiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

Memleketi Jamaika olan reggae müziği kimi ünlü sanatçılar aracılığıyla dünya sahnesine yayıldı. 1972 yılında yayınlanan The Harder They Come isimli filmin Jimmy Cliff’in müzikleriyle birlikte ünlenmesi, takibindeki yıl Bob Marley ve grubu Wailers’ın ‘Catch a Fire’ albümüyle uluslararası listelerde hızla kendine yer bulması dünyaya sadece reggae müziğini tanıtmakla kalmadı. Popülerleşen kültür, doğrusuyla yanlışıyla bu küçük Karayip ülkesi hakkında evrensel bir algının oluşmasına neden oldu. Fakat aynı yıllar Jamaika’da sol hareketlerin güçlendiği yıllardır. Başkent Kingston’ın varoşları Reggae’nin gerçek kalesidir ve bu mahallelerin duvarlarında o dönem şöyle yazılara rastlanır: ‘Sosyalizm, şimdi!’, ‘zengini soy, yoksulu değil’, ‘devrim, şimdi, sosyalizmle birlikte’… Varoşların duvarları böyle konuşurken müzisyenlerinin sessiz kalması mümkün müdür ki? Bu yazıda Jamaika’nın sol tarihini etraflıca işleyemeyeceğiz. Biz, reggae müziğinin pek aşina olmadığımız ‘sol yakasına’ yolculuğa çıkacağız…

PRODÜKSİYON: SERMAYENİN KURBANI

Söze en sıradışı kayıtlardan biriyle başlayalım. ‘Victim of Capital’ (Sermaye’nin Kurbanı) isimli grubun 45’lik plağı ‘Internationalist’ yani ‘Enternasyonalist’ plak şirketinden 1978’de çıkar. İşin ilginç yanı hem plak şirketi hem de sanatçı hakkında fazla bilgi bulunmamasıdır. Kimileri şarkıları seslendiren grubun, birazdan bahsedeceğimiz The Revolutionaries (Devrimciler) olduğu görüşünde. Üzerine oldukça dikkat çekici bir orak çekiç işlenmiş plağın A yüzünde yer alan şarkının sözleri de en az gizemi kadar dikkat çekici: ‘The Time Has Come (Zaman Geldi)’ isimli şarkı hem üçüncü dünyanın işçi sınıflarına ayağa kalkmak için seslenirken hem de kimi sermayedarlara sonlarının geldiğini söyler. Jamaikalı Matalan, Denoes ve Geddes, ABD’li Rockefeller ya da İngiliz Rotschild’ler gibi isimler şarkıda dikkat çekiyor. Çok büyük ihtimalle dönemin Jamaikalı komünist hareketleriyle ilişkili bu şarkının en güzel yanıysa oldukça ciddi çağrılarına karşın harika bir müziği de dinleyiciye sunmalarıdır. Ya da kim bilir belki reggae müziği yalnızca belli başlı isimler ve sözlerle andığımız için bize daha etkileyici geliyor.

“Özgürlüğümüz için zaman geldi, evet / Emekçi halkların özgürlüğü, evet / Afrika’nın emekçi halkı için / şimdi Kuzey Amerika’nın emekçi halkı için / dünyanın bütün işçileri birleşin / Tüm güçlü işçi sınıfıyla birlikte savaşmalıyız / şimdi beni dinleyin oh (…)”

‘SOSYALİZM AŞKTIR’

1970’lerin ortalarında Jamaika’da hükümet değişikliği müzik hayatına da yansır. Halkın Ulusal Partisi’nden (PNP) kendini ‘demokratik sosyalist’ olarak tanımlayan Michael Manley başbakan olur. Manley’in ne kadar ‘sosyalist’ olduğunu şimdilik bir tarafa bırakalım ancak yönetimi boyunca halkın sadece PNP safında değil, genel olarak sosyalizme sempatiyle bakmaya başladığını söyleyebiliriz. DJ Dillinger, Manley ve PNP destekçisidir. Fakat yazdığı sözler bu ortayolcu siyasi odağın dışına da çıkabiliyor: “Kapitalistlerle savaşmalı, kapitalistleri sepetlemeli, kapitalizmin kökünü kazımalı.”

Kimi sanatçılar doğrudan Manley’i desteklemekten kaçınmasa da her ‘sosyalizm’ geçen şarkının PNP için yazıldığı düşünülmemeli. Ünlü reggae sanatçısı ve PNP destekçisi Max Romeo, işi bir adım daha öteye götürerek ‘Socialism is Love (Sosyalizm Aşktır)’ şarkısını yazar..

“Soruyorsun sosyalizm nedir ve gerçekten ne anlama gelir diye / Gücüne bakmadan her insan için eşit haklar demektir. / Bu yüzden kimsenin senin aklını çelmesine sakın izin verme (dedi Joshua) / Sana söylediklerimi dinle (dedi Joshua) / Hiçbir insan bir diğerinden daha iyi değildir. / Sosyalizm bir insanla öteki arasındaki aşktır. / Sosyalizm / kardeşler için aşktır. / Sosyalizm / kalpleri ve elleri birleştirmektir. / Buna inanabiliyor musun? / Yoksulluk ve açlık, bizim savaştığımız şey./ (…)”

Romeo hakkında konu dışında verebileceğimiz bir diğer örnek 1968 yılında çıkan ‘Wet Dream’ isimli şarkısıdır. Sözlerinde yoğun cinsellik bulunan bu şarkı reggae müzik için farklı bir açıdan ‘çığır’ açar. Jamaika’da inanılmaz bir ün kazanan şarkı, BBC Radio tarafından İngiltere’de yasaklanır. (İngiltere’nin Jamaika ile olan sömürge bağları ve ülkede yaşayan yoğun Karayip nüfusundan dolayı Londra’nın reggae müziği için önemli bir merkez olduğunu hatırlatalım.) Yasağın gerekçesi elbette erotik sözlerdir. Romeo’nun şarkı sözlerini reddedip dalga geçercesine farklı benzetmeleri aktardığını söylemesi ona daha fazla ün kazandırır. Nitekim daha sonra İngiltere’de altı ay boyunca listelerde ilk sıraları koruyacaktır. Bu tarihten sonra pek çok sanatçı Romeo’nun yolunda sözler yazarak ilerlemeye çalışır. Fakat kimi şarkılar ve sanatçılardan dolayı bu ‘akım’ reggae müziğinde cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı ve homofobi gibi konuların tartışılmasına neden olur.

Michael Manley ve Fidel Castro.

KÜBA-ANGOLA-JAMAİKA ÜÇGENİ

Karayip adaları birbirlerinden çok farklı geçmişlere, sömürgecilere sahip. Haiti’yle Dominik Cumhuriyeti’ni, Grenada ile Guadeloupe’u aynı kefeye koymamız olanaksız. Tüm bunlara rağmen yanı başınızdaki bir başka adada yaşanan gelişmeler ister istemez sizi etkileyecektir. Küba Devrimi, Karayipleri, Latin Amerika bir yana; yankıları dünyayı baştan başa sarmış bir deneyim. Ölçeğinin büyüklüğünün gözleri kamaştırmasın. Hemen ‘yan komşuda’ da Kübalıların neler yaptığından Jamaika haberdardır. Manley yönetimi Fidel Castro ile müttefik olmasa bile dostane ilişkiler kurmayı önemser. Soğuk Savaş yıllarında Küba’yla Jamaika gibi bir ülkenin kuracağı dostane ilişki bile iddialı olabiliyor. Sonuç olarak iki ülke arasında yapılan anlaşmalar kapsamında Kübalı doktorlar ve hemşireler bir süre Jamaika’da gönüllü hizmet verir, kimi okullar inşa edilir, baraj inşaları için Kübalı mühendisler çalışmaya başlar…

Aynı yıllarda Afro dünya için gözden kaçan bir gelişme daha vardır: Angola İç Savaşı… Jamaika için bu gündemin önemini nüfusunun oldukça büyük bir kısmı siyahlardan oluştuğu üzerinden kurabiliriz. Bu doğru olmakla birlikte eksik bir mantık yürütme olur. Çünkü adanın dini inanışı, Rastafari, Afrika’ya geri dönüş düşüncesi, Etiyopya’ya bakış… Tüm bunlar Jamaika’lı sanatçıların bu kıtayla okyanuslar ötesi bağlar kurmasını kolaylaştırır. Angola’da Portekiz sömürgecilere, onların işbirlikçilerine, ABD destekli Güney Afrikalı apartheid güçlerine karşı savaşan sosyalist MPLA, Küba’dan büyük destek alır. On binlerce Kübalı asker bu coğrafyada savaşır, binlercesi hayatını kaybeder. Fakat Angola’da zafer MPLA’nın olur, Güney Afrika’da sömürgeci apartheid’ın çöküşü hızlanır. MPLA’nın savaşı Jamaika’nın sanat hayatına da bu yıllarda taşınır.

Tappa Zukie’nin MPLA isimli şarkısı büyük ses getirmiştir. Ancak enstrümental olmasına karşın The Revolutionaries grubunun 1976 tarihli ‘Revolutionary Sounds (Devrimci Sesler)’ albümünün ilk parçası M.P.L.A. Albümün tamamı ele alındığında çok daha anlamlıdır. LP kapağının neredeyse tamamını kaplayan Che çizimi, Güney Afrika’daki siyahların önemli kuruluşlarından Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve ‘Angola’ isimli şarkılar… Grubun bu albümü, dönemin sömürge dünyasının gündemini de bize taşıyor.

SON

Reggae müziğini doğrudan ‘sol’ bir müzik olarak ele almamız mümkün değil. Elbette bu müziğin varoşlarda, yoksul mahallelerde pişmesi bize farklı bir bakış açısı sağlıyor. Ancak reggaede sosyalizmin izini sürmek doğru olmaz. Bu nedenle biz sosyalizmde reggaenin izini sürmeye çalıştık. Her sanatçının sosyalist değerlere bakışı birbirinden farklı dahi olsa dönemin Jamaika’sına hakim ruh halini anlamak açısından dinlediklerimiz bize fikir verecektir.

Bir de işin daha tatlı yanı var ki sol müziğe geleneksel dokunuşların yarattığı çeşitlilik… Dünyanın hemen hemen her köşesine dokunmuş bu düşünce beraberinde bir kültürü de getiriyor. Sadece kendisine ait olan kültürü değil, yeri geliyor bir coğrafyadan diğerine farklı toprakların kültürünü de taşıyabiliyor. Reggae solla özdeşleştirmediğimiz bir müzik olduğu için aynı ritimlerde sosyalist jargonu, sesleri duymak başta şaşırtıcı gelse de sol kültürün özgün evrenselliğini de gösteriyor. Aşağıdaki Reggae Enternasyonal gibi…

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı linkler:

https://www.jamaicaobserver.com/news/Fidel-and-Jamaica—A-more-than-friendly-relationship_81788
https://socialistworker.co.uk/art/7011/Roots+reggae+and+resistance+from+Jamaica+to+Brixton
https://dangerousminds.net/comments/roots_strikers_socialism_is_love_and_other_left-wing_70s_reggae_anthems
http://www.45cat.com/label/internationalist