IŞİD ya da terörle devrimin eşzamanlılığı

Cihad yaptığını öne süren örgütlerin maskelerinin düşürülmesi sadece işledikleri suçlarla ilgili değil, devrim düşmanlarının çıkarına gerçekleştirdikleri şeylerle de ilgilidir. IŞİD liderinin Sünni ve Müslüman bir ülke olan “Türkiye vilayeti” ile ilgili evrakı karıştırırken fotoğrafının çekilmesi, sosyal medyada yorum seline neden olmuştur. Örgüt, devrimleri destekleyen, binlerce mülteciyi karşılayan bir ülkeyle neden savaşmaktadır? Ayrıca Türkiye, darbeleri ve kaosu destekleyen Arap şer ekseninin savaştığı bir ülkedir. Bağdadi neden darbeci Hafter’in Libya’nın başkenti Trablus’ta sivillere karşı başlattığı saldırıları desteklemektedir?

Muhammed Hüneyd

IŞİD örgütü lideri, beş yıllık bir gizliliğin ardından geçtiğimiz 29 Nisan’da ortaya çıktı. Son kaleleri Irak’ın Musul ve Suriye’nin Rakka kentinde yaşadığı hezimetin ardından ve arkasında çok sayıda kurban ve büyük bir yıkım bırakan bir örgütün liderinin ortaya çıkışı bütün yorumcular açısından sürpriz oldu.

Bu yeniden ortaya çıkışta en fazla dikkat çeken şey zamanlamaydı. Neden Bağdadi şimdi ve beş yıl sonra ortaya çıkmıştı? İkinci soru ise örgütün liderinin yaptığı açıklamanın içeriği ile ilgiliydi. Bu konuşma Arap Baharı süreci ile ilgili yaşanan olaylara ilişkin önemli imalar içeriyordu.

TERÖR ARAP BAHARI’NDAN ÖNCE DE VARDI

İsimlendirme noktasındaki çekinceye rağmen “terörist” kavramı en azından modern dönemdeki kullanımı noktasında Arap ve İslam medeniyetine yabancı bir kavramdır. Sözcük belirli bir savaşta belirli bir tarafın, düşmanını şeytanlaştırmak, ona karşı şiddet ya da güç kullanımını meşrulaştırmak için kullanıma soktuğu diğer nitelendirmeler gibi yaygınlık kazandı. Örneğin Naziler, Fransız direnişçilerini terörist olarak nitelendirirken, yine aynı şekilde tarihte bütün işgalci ordular gibi Fransız ordusu da Cezayir devrimcilerini terörist ya da isyancı olarak nitelendiriyordu.

Ancak Arap ülkelerinin durumunda terör kavramı, son olarak 11 Eylül olaylarının ardından yeniden kullanıma sokuldu. Bu olayların ardından Amerika Birleşik Devletleri el-Kaide’yi operasyondan sorumlu tutarak terörle mücadele adı altında Afganistan ve Irak’a savaş ilan etti. Afganistan yıkıma uğradı ve binlerce masum sivil hayatını kaybetti; ülke bütün şehir ve köyleriyle yok edilme ameliyesine tabi tutuldu. Irak ise işgal edildi ve tarih boyunca en iğrenç askeri suçların işlendiği bir coğrafya oldu.

Ancak Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de Arap isyanları ve toplumsal hareketlerin patlak vermesinin ardından IŞİD 2013 yılında, Suriye’de, Arap Baharı devrimlerinin zaferlerinin kalbi olan bir ülkede, İslam devleti kurduğunu ilan etti. Ancak hatırlatmakta fayda var ki arkasında büyük bir yıkım bırakan IŞİD, Amerikan işgalinden bir sene sonra yani 2004 yılında Irak’ta Ebu Musab ez-Zerkavi’nin kurmuş olduğu Tevhid ve Cihad Hareketi’nin uzantısı olan Irak İslam Devleti’nin bir koluydu.

Burada dikkat çeken şey Arap coğrafyasının, kuruluşu ve finansmanı oldukça belirsiz olan birçok cihat hareketini barındırmasıdır. Ancak öyle görünüyor ki Amerikan istihbaratının Suudi istihbaratıyla el ele desteklediği ve oluşturduğu Afgan cihadı, bu barındırmanın temel taşını teşkil ediyordu. Öyleyse Arap Baharı’nın yaşandığı dönemde Afganistan’dan Somali’ye, oradan Irak’a ve ardından Suriye’ye aktörler ve araçlar harekete geçirildi ve işler böyle devam etti.

ARAP BAHARI’NIN KALBİNDE IŞİD

Kimse, derin devlet ve karşı devrimin çıktığı merdivenin (bir hedefe varmak için kulladığı aracın-çev.) yeniden sahaya sürülen terörle mücadele ve radikal cemaatlerle savaş merdiveni olduğunu inkâr edemez. Bir başka deyişle, terörle mücadele iddiası, Mısır’da darbeyi mümkün kılan, Libya’da Hafter’in dönüşüne izin veren ve Beşar Esad rejiminin bir milyondan fazla sivili katletmesi ve birçok kenti haritadan silmesine yeşil ışık yakan bir yoldu.

Muhtemelen işleyebileceği her türlü suça uluslararası kamuflaj sağlayan sihirli çözüm olmaksızın, devrilen baskıcı rejimlerin yeniden sahaya dönüşleri mümkün olmayacaktı.

Öyleyse IŞİD, bir taraftan devrimsel süreçlerin tahrip edilmesi ve yıkıma uğratılmasında başarılı olurken diğer taraftan ülkelerin işgal edilmesine meşruiyet sağlayarak bir misyonu yerine getirdi. Bu durum IŞİD örgütünün tarihsel bir misyon için kurulmuş olduğunu ve bu sürecin önemli bir aktörü olan medya için yapılan muazzam harcama miktarlarını haklılaştırmaya çalıştığını da kanıtlamaktadır.

IŞİD liderinin ortaya çıkışı, yukarıda ifade ettiğimiz hususları teyit etmektedir; zira IŞİD’in bayrağı altında savaşan örgütler, kuşatılmış, mağlup edilmiş, hakimiyeti altındaki kentlerden çekilmek zorunda bırakılmıştır. ABD’li yetkililer son olarak IŞİD’in geri dönüşü olmayacak bir şekilde bittiğini dile getirmektedir. Öyleyse bugün Bağdadi’nin yeniden dönüşünün izahı nedir?

IŞİD lideri Bağdadi’nin sürpriz bir şekilde ortaya çıkmasına ilişkin tatmin edici yanıt, yeni Arap devrimleri süreçlerinde ya da ikinci devrim dalgası olarak isimlendirilen süreçte yatmaktadır. Cezayir ve Sudan’daki devrim süreci, Arap otoriter rejimlerinin iki temel direğini iktidardan uzaklaştırmayı başarabilmiştir. Bu, yeni Arap devrimleri dalgasının başladığının habercisidir.

Yeni durum, adet olduğu üzere yerine getirmekte olduğu misyonu ifa edebilsin diye IŞİD örgütünün vekillerinin onu yeniden huzurlarımıza getirmelerine neden olmuştur. Asıl amaç kaos çıkarmak ve İslami bir görünümle iç savaşı yaygınlaştırmak, böylelikle devrim karşıtlarının terör ve fanatizmle mücadele adı altında her türlü suçu işleyebilmelerine olanak sağlamaktır.

VERİLEN GÖREVİN ORTAYA ÇIKMASI

Cihat yaptığını öne süren bu örgütlerin maskelerinin düşürülmesi sadece işledikleri suçlarla ilgili değil, devrim düşmanlarının çıkarına gerçekleştirdikleri şeylerle de ilgilidir. IŞİD liderinin Sünni ve Müslüman bir ülke olan “Türkiye vilayeti” ile ilgili evrakı karıştırırken fotoğrafının çekilmesi, sosyal medyada yorum seline neden olmuştur. Örgüt, devrimleri destekleyen, binlerce mülteciyi karşılayan bir ülkeyle neden savaşmaktadır? Ayrıca Türkiye, darbeleri ve kaosu destekleyen Arap şer ekseninin savaştığı bir ülkedir. Bağdadi neden darbeci Hafter’in Libya’nın başkenti Trablus’ta sivillere karşı başlattığı saldırıları desteklemektedir?

Özellikle bu örgütün kuruluşu, faaliyetleri ve hedefiyle ilgili tablo büyük ölçüde ortaya çıkmış durumdadır. Ne el-Kaide ne Tevhid ve el-Cihad ne de IŞİD’in hedefi, halkların diktatörlerin yönetiminde kalmalarını sağlamak için bastırılması ve korkutulmasıdır. IŞİD ve ondan önce el-Kaide, yeni sömürgecilerin Arap coğrafyasına geçmek için kullandığı köprü olup uluslararası kamuoyunun suskun kalmasını sağlayan ve teröre karşı mücadelenin kutsal savaş haline dönüştüğü iki önemli araçtır.

Gerçekte bu savaş, teröre karşı verilmemekte, bilakis terörle birlikte el ele, halkların her türlü kurtuluş ve yeni sömürgecilerin bölgesel proksisi olan otoriter yönetimlerden özgürleşme çabalarına karşı verilmektedir.

Bu tür örgütlerin rollerini ve misyonunu anlama noktasında oluşan yeni denge, yeni devrim dalgalarının daha önceki devrimlerin düşmüş olduğu hataya düşmemelerini sağlayacaktır. Söz konusu durum, aynı zamanda halkların bilincinde bu örgütlerin halkların geleceğine ilişkin yarattığı potansiyel tehlikeye ilişkin merkezi bir yer oluşturacaktır. Bu örgütler cihattan, kurtuluştan ve devletten bahsetmeye en son hakkı olan yapılardır.

*Bu yazı, Arabi 21 sitesinden tercüme edilmiştir.

(Çeviren: İslam Özkan)