Dünya Forum: Bahailerin iki yüzyıllık yalnızlığı

Temel olarak mistik bir inanç biçimi olan Bahailik, ruhun Tanrı’nın ebedi ve bilinmeyen özüyle ilişkisine odaklanır ve herkese günlük dua ve meditasyon önerir. Bahailer, insan ruhunun sonsuza dek yaşadığına inanır ve bu sebeple ruhlarını, olumlu niteliklerle aydınlatmaya gayret ederler. Bu niteliklerin başlıcaları nezaket, cömertlik, dürüstlük, doğruluk, alçakgönüllülük ve başkalarına özverili hizmettir.
İsrail'in Hayfa kentinde bulunan Bab'ın mezarı.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

Günümüzde dünyanın dört bir yanında küçük topluluklar halinde varlığını sürdüren bir inanış olan Bahailik, 19. yüzyıl ortalarında İran’da ortaya çıktı. 1844 yılında Şii bir Müslüman olan Seyyid Ali Muhammed, kendisinin Kuran’la ilgili özel sezgilere ve peygamberlik yetilerine sahip bir tercüman, yani “Bab” (Kapı) olduğunu ilan etti; kendisi, “Gizli İmam” idi. Şii inancında Gizli İmam nitelendirmesi, tüm imamların niteliklerini kendinde barındıran ve insanlığın kurtuluşu için dünyaya yeniden dönecek olan Mehdi’yi işaret etmektedir. Bab’ın duyurduğu mesaj hem hükümeti hem de Şii liderliğini öfkeye boğarken hızla tüm İran’da yayıldı. Hemen sonrasındaysa Bab tutuklandı ve idam edildi.

Bab’ın müritlerinden biri olan ve Bahaullah adıyla bilinen Mirza Hüseyin Ali Nuri, Bab’ın öğretilerini yaymayı sürdürdü; bu öğretiler, sonunda Bahai inancının gelişimini sağladı ve Bahaullah, bu inancın bilinen ve en tanınmış kurucusu haline geldi.

Temel olarak mistik bir inanç biçimi olan Bahailik, ruhun, Tanrı’nın ebedi ve bilinmeyen özüyle ilişkisine odaklanır ve herkese günlük dua ve meditasyon önerir. Bahailer, insan ruhunun sonsuza dek yaşadığına inanır ve bu sebeple ruhlarını, olumlu niteliklerle aydınlatmaya gayret ederler. Bu niteliklerin başlıcaları nezaket, cömertlik, dürüstlük, doğruluk, alçakgönüllülük ve başkalarına özverili hizmettir.

Diğer yandan, öncelikli Bahai prensipleri, tüm savaşların tamamen ve koşulsuz sona ermesini, her çocuk için evrensel zorunlu eğitimi, zenginlik ve yoksulluğun uç noktalarına çözüm getirilmesini, dini köktenciliğin ve bölünmenin, gezegenin insan eliyle yıkımının bir an önce durdurulmasını savunuyor.

BARIŞÇIL BİR İNANÇ, ZORLU BİR YÜRÜYÜŞ

Dünyanın en genç ve bağımsız küresel inanç sistemi olan Bahai inancı, Tanrı’nın tekliğini, insanlığın birliğini ve dinin temel uyumunu vaaz eder. Bahailer barış, adalet, sevgi, fedakârlık ve birliğe inanırlar. Bahai öğretileri, bilim ve din anlaşmasını, cinsiyetlerin eşitliğini ve tüm önyargı ve ırkçılığın ortadan kaldırılmasını savunur.

Dünya geneline yayılan Bahai toplulukları, her etnik köken, milliyet, kabile, yaş, ırk grubu, dini köken, ekonomik ve sosyal sınıftan geliyor. Çok kültürlü yapıya sahip Bahai toplulukları hemen hemen her bölgede mevcut. Bahailer, büyük dünya dinlerinin kurucularının ve peygamberlerinin hepsinin geçerliliğini kabul ediyor ve her büyük inancı, Tanrı tarafından insanlığa gönderilmiş ve aşamalı olarak ilerleyen tek bir manevi sistemin bağlantıları olarak gören bir anlayışa sahipler.

Bahailer, 19. yüzyılın ortalarında Bahai inancını meydana getiren ve dünya barışı, tüm insanlığın birliği ve tüm dinlerin öz birliğini va’zeden Bahaullah’ın öğretilerini takip ediyorlar. 1817’de İran’ın Tahran kentinde dünyaya gelen Mirza Hüseyin Ali, sonraki adıyla Bahaullah, yetişkinlik yaşamının başlarında, yoksullara ve evsizlere yardım çabaları sebebiyle “fakirlerin babası” diye biliniyordu. 1863 yılında, Bahaullah açık bir şekilde Bahai inancını, yani insani birlik mesajlarını; tüm inançların birliği, kadın-erkek eşitliği, bilim ve dinin uzlaşması ve küresel bir yönetim sistemine ilişkin anlayışını toplumla paylaşmaya başladı.

Bahaullah, 1852 yılında tutuklandı ve Tahran’da hapsedildi. Hücresinde, geleceği Bab tarafından haber verilen peygamberin kendisi olduğunu idrak etti. Tutukluluğuyla birlikte, kırk yıllık sürgün, işkence ve hapis cezası aldı. Maruz kaldığı zulme rağmen, tutulduğu hapishane hücresinden dünyanın önde gelen siyasi ve dini yöneticilerine mektuplar yazdı. Bu mektuplarda, kendi görevini açık biçimde duyurdu ve dünya liderlerini, silahlarını bırakıp dünyayı birleştirmek ve savaşı önlemek için bir araya gelmedikçe, insanlığın feci sonuçlarla karşı karşıya kalacağı konusunda uyardı. Bahaullah, tüm dünyayı ortak bir tutum almaya ve birlik olmaya çağırıyordu.

1853 yılında serbest bırakıldı ve liderliğinin Babi topluluğunda heyecan yarattığı Bağdat’a sürgün edildi. 1863 yılında, Osmanlı hükümeti tarafından İstanbul’a taşınmadan kısa bir süre önce kendisinin Bab tarafından müjdelenen Tanrı’nın elçisi olduğunu ilan edecekti. Bab’ın takipçilerinin büyük bir çoğunluğu, onun iddiasını kabul etti ve bundan sonra kendilerini Bahailer diye adlandırmaya başladılar.

Bahaullah, bu dönemde Osmanlı hükümeti tarafından Edirne’de ikamet etmeye mahkûm edildi ve daha sonra da Filistin’de bulunan Acre’ye sürgüne gönderildi.

1892’deki ölümünden önce, en büyük oğlu Abdül-Baha’yı (1844-1921) Bahai topluluğunun lideri ve öğretilerinin yetkili tercümanı olarak atadı. Abdül-Baha hareketin faaliyetlerini aktif biçimde yönetti ve inançlarını Kuzey Amerika, Avrupa ve diğer kıtalara yaydı. En büyük torunu Şogi Efendi Rabbani’yi (1897-1957) halefi olarak atadı.

Bahailik, 1960’lardan itibaren hızlı bir genişleme yaşadı ve 20. yüzyılın sonlarına doğru 150’den fazla ‘ulusal manevi meclis’ (ulusal yönetim organı) ve dünya çapında yaklaşık 20 bin yerel manevi meclis kurulacaktı.

BİTMEYEN ZULÜM VE BASKI

Bahai inancı, ortaya çıktığı günden itibaren özellikle de İran’da baskı ve zulme maruz kaldı. Bab da dahil olmak üzere, birçok Bahai idam edildi ya da İran’ın geçmiş veya güncel hükümetleri tarafından hapsedildi.

Sıkça rastlandığı üzere, zulüm, dini ve sosyal faktörlerin bir karışımından doğuyordu. Dini bağlamda, birçok Şii Müslüman, Bahai inancını İslami bir sapkınlık olarak görüyor. Bahailerin en fazla itiraz edilen görüşleri; Muhammed’den sonra başka bir peygamberin gelemeyeceği, Kuran’ın Bahailiğin inançlarını desteklemediği, kadınların toplumda aktif bir rol oynayamayacağı, cihadın kutsal olduğu ve bu nedenle savaşa karşı çıkılamayacağı inançlarından kaynaklanıyor.

Bahailere yapılan zulmün temel toplumsal sebebiyse, onların toplumsal alanda önde gelen mesleklerde söz sahibi olmalarına neden olan eğitim sevgisine dayanıyor gibi görünüyor. Bu çeşit bir güç ve etki, baskıcı ve kapalı toplumlarda çoğunluk tarafından tehdit edici olarak görülebiliyor.

19. yüzyılda olduğu üzere, 20. yüzyıl boyunca da İran’daki Bahailerin üzerindeki baskı devam etti. Bahailerin evlilikleri kabul edilmedi; kamuda istihdamına izin verilmedi ve edebiyatları yasaklandı. 1955’te İran hükümeti, Bahailerin bastırılması için bir emir yayınladı. Bu süre zarfında Bahailer öldürüldü ve Tahran’daki ulusal Bahai merkezleri yıkılarak yok edildi.

İran’da 1979’da yaşanan İslami devrim sonrası, Ayetullah Humeyni döneminde Bahai karşıtı zulüm daha da yoğunlaştı. Her ne kadar baskı 1988’in sonlarında biraz azalsa da, Bahai evlilikleri gayri meşru olarak görüldüğü için fuhuş yapmakla suçlandılar; konferanslarının bazıları yabancı ülkelerde düzenlendiği için casusluk yapmakla; genel merkezlerinin İsrail Hayfa’da olması nedeniyle Siyonist destekçisi olmakla suçlandılar. Ve yeniden birçok Bahai tutuklandı, işkence gördü ve idam edildi.

İran’ın şu anki dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, 1990’larda basına sızan gizli bir hükümet belgesini imzalayarak, hükümetin Bahai toplumunun gelişimini engelleme planlarını da yürürlüğe sokmuş oluyordu. Ayrıca Bahai isminin insanlara has olmadığını, hayvanlar ve kâfirler için ayrılmış bir terim olduğunu da duyuruyordu.

1980’lerde İran hükümeti, Bahai liderlerini sistematik olarak baskı altına alırken, 1990’lardan bu yana, sosyal ve ekonomik alanlarda da bu baskıyı genişletti. Bahailerin kolej ve üniversitelere gitmeleri yasaklandı, bu insanları kınayan düzenli haber içerikleri üretildi ve öğretmenler okullarda Bahailerin çocuklarını rencide edici faaliyetlerde bulundu. 2007’den bu yana Bahailer, mezarlıklarının yok edilmesi ve yeni tutuklama dalgalarını içeren bir şiddet dalgasına tanık olmaya devam ettiler.

Bahailerin karşı karşıya kaldığı baskılar, dini ayrımcılığa son verme sözlerine rağmen Ağustos 2013’te Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin iktidara gelmesinden bu yana da değişmedi. Göreve gelişinden bu yana, en az 283 Bahai tutuklandı, binlerce kişinin yükseköğrenim hakkı elinden alındı. Bunların dışında en az 645 ekonomik baskı olayı yaşandı; bu olaylar, Bahailerin sahip olduğu bilinen işletmelere yönelik tehditlerin yanı sıra, işletmelerin yetkililer tarafından kapatılması olaylarını da kapsıyordu. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin yönetimi sırasında, İran basınında 26 binden fazla Bahai karşıtı propaganda haberi yayınlandı.

Kaynaklar:

https://bahaiteachings.org/bahai-faith

http://www.religionfacts.com/bahai/history

https://www.wkms.org/post/baha-i-faith-history-persecution-iran#stream/0

https://www.cfr.org/conference-calls/200th-anniversary-bahai-faith

https://www.patheos.com/library/bahai

https://www.bic.org/focus-areas/situation-iranian-bahais/current-situation