Uluslararası ablukaya karşı sapan: Bougainville

Rio Tinto yöneticisi, “Adadaki piçlerin aç kalması için ablukanın devamını güçlendirmek” gerektiğini söylemişti... Ancak tüfeğe benzeyen bir tür sapanla savaşa başlayan Bougainville halkı, uluslararası ablukayı hiç umulmadık şekilde dağıtacaktı!

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

Okyanusya’daki ada devletlerinin isimlerine ya Birleşmiş Milletler oylamalarında ya da olimpiyatlarda denk geliyoruz. Bu yılın Ekim ayında, Papua Yeni Gine’de (PYG) yapılacak bir bağımsızlık referandumuyla aralarına bir yenisi eklenebilir. Bougainville’de düzenlenecek bu referandumun sonucu bir tarafa, hayret verici bir hikayesi var. Adalıların kendi yaşamlarını yok eden bir bakır madenini karşısına almasıyla başlıyor her şey. Ardından sapanlar zaman içinde silahlara, çatışma ablukaya dönüşüyor ve ipin ucu da bu dönemde kopuyor.

İmkansızlıklardan dolayı hindistancevizinden araç yakıtı bile yapmayı becerenlerin bu isyanı hakkında kimileri ‘hindistancevizi devrimi’ yorumunu yapıyor. Kimileri adalıları ‘bir grup sapkın vahşi’, kimileriyse ‘ekoloji savaşçısı’ olarak tanımlıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Bougainville’i belli bir başlık altına sığdırmak oldukça güç. Kendini ‘kral’ ilan edenlerden, içinden yılan çıktığı söylenen mermiler gibi çok farklı dini inanışlara, Avustralya ve PYG’yle çarpışan savaşçılardan, madenden arda kalanlarla yaşam kurmaya çalışanlara… Biz Bougainville hakkında ‘şaşırtıcı’ yorumunu yapmakla yetinelim ve bu hayret verici hikayenin başını okuyarak anlamaya çalışalım.

 

Sapanlar zaman içinde silahlara, çatışma ablukaya dönüştü…

 

MADEN ÇALIŞANI PATLAYICI ÇALINCA

Biyolojik ve kültürel çeşitliliğiyle Okyanusya hem sosyal hem de pozitif bilimlerle ilgilenen biliminsanlarının hep ilgisini çekmiş bir kıta. Kartpostalları ya da Windows duvar kağıtlarını andıran manzaraları görmenin olağanlaşabildiği Bougainville’in ismi, adayı Batı dünyası adına keşfeden Fransız kaşif Louis Bougainville’den geliyor. Kendisi büyük bir ‘mütevazılık’ örneği göstererek yerlilerin yaşadığı adaya 1768 yılında soyadını veriyor! Ve diğer sömürgeler gibi Bougainville de bitmek tükenmek bilmeyen bir alışverişin ortasına düşüyor. Geçtiğimiz yüzyılda İngiltere, Almanya, Avustralya, Japonya arasında savaşlar ya da anlaşmalarla durmaksızın el değiştiriyor. 1975 yılında PYG Avustralya’dan bağımsızlık kazanınca Bougainville de bu sınırlara dahil ediliyor. Ancak Bougainville halkı kendini etnik ve kültürel olarak PYG’den ziyade hemen yanıbaşlarındaki Solomon Adalarına yakın görüyor. Her ne kadar pek bir şey ifade etmese de bölge haritasını önümüze koyduğumuzda Bougainville’in Solomon Adaları’nın coğrafi bir uzantısı gibi durduğunu söyleyebiliriz.

Bougainville’in kültürel, etnik ya da coğrafi farklılığın ‘bağımsızlık’ düşüncesine evrilmesiyse daha farklı bir çizgi izliyor. Bu güzelim adanın ortasına Rio Tinto şirketinin, ‘Bougainville Copper Limited’ ismiyle inanılmaz büyüklükte bir bakır madeni vardır. Panguna madeni yüzlerce metre derinliği ve kilometrelerce genişliğiyle dönemin en büyük bakır madenlerindendir. PYG’nin aldığı yüzde 20’lik pay, ülke ihracatının hemen hemen yarısını ifade ediyor. Hal böyle olunca Rio Tinto ile PYG yönetimi arasındaki hayati bağlar, fazladan açıklamaya gerek duyulmaksızın anlaşılıyor. Mevzu biraz da adalıların aldığı yüzde 0.5’lik payda belirginleşiyor. Üstelik bu düşük pay bir tarafa, fabrikanın adadaki ekosisteme verdiği zarar köylüler için dayanılmaz. Cıva, bakır, kurşun ve arsenik nehirlerdeki hayatı öldürdüğü gibi kullanılmaz hale getiriyor. Panguna madeninde memur olarak çalışan toprak sahibi Francis Ona, tüm bu zarara karşın köylüler adına maden yöneticilerinden 10 milyon dolar talep ediyor. Yöneticiler Francis’in bu isteğini kahkahalarla yanıtlıyor. Ancak Francis için durum o kadar komik olmayacaktır ki toplantıyı terk ettikten hemen sonra madenden 50 kilo patlayıcı çalar.

SAPAN HELİKOPTERE KARŞI!

Francis verdikleri mücadeleyi şort tişörtle tek başına bostanını çapalarken İngiliz bir gazeteciye şöyle anlatıyor. “Benim Bougainville’deki mücadelem, şu faktörler üzerine kurulu: Birincisi, insan ve onun kültürü için savaşıyoruz. İkincisi, toprak ve çevre için. Ve üçüncüsü bağımsızlık.” Bu sözlerle ayrılıkçı fikirlerin madenle birlikte gün yüzüne çıktığını sezebiliyoruz. Çatışmaların şiddetlenmesi bu düşüncenin güçlenmesindeki en büyük etken olacaktır.

 

‘II. Kral Pei’ olarak adlandırılan Musingku

PYG yönetimi madeni sabotajla yok etme fikrine karşı polis güçlerini gönderir. Sert müdahaleden sonra ‘bağımsızlık bayrağı’ çekilince adaya PYG ordusu ayak basar. Artık başlayan şey savaştan başka bir şey değildir. Bougainville Devrimci Ordusu (BRA) olarak adlandırılan bu grubun özellikle çatışmaların başında kullandıkları silahlar oldukça ilginç. Tüfek şeklinde, ancak aslında iyi bir ‘sapandan’ başka bir şey olmayan silahlarla kendileri savunurlar. Daha sonra daha ciddi silahlar bulurlar. Ancak Francis’in karşısında sadece PYG güvenlik güçleri yoktur, üzerinde uçan helikopterleri Avustralyalılar kullanmaktadır. Adanın eski sömürgeci güçleri maden şirketinin Bougainville’i terk etmesinden sonra silahlı kuvvetlerini ‘güvenli alanlarda’ PYG ordusuyla aynı cepheye konuşlandırır. Rio Tinto şirketinin, PYG yönetimi üzerinde yadsınamaz bir etki gücü vardır. Öyle ki PYG ordusunun cephanesinden kışla inşaatlarına, Rio Tinto’nun doğrudan desteği söz konusudur.

SİLAH TEMİZLİĞİNDEN ARAÇ YAKITINA: HİNDİSTAN CEVİZİ

Ormanlardaki zorlu çatışmalarda PYG ordusu ciddi kayıplar verir. Bu doğrultuda yeni bir strateji geliştirilir: Adayı havadan ve denizden ablukaya almak. Böylece Bougainville’de yaşayanlar açlıktan, hastalıktan kırılıp BRA’yı yok edeceklerdir. En azından planlanan budur. Daha sonra ortaya çıkan belgelere göre Rio Tinto şirketin bir yöneticisi, “Adadaki piçlerin aç kalması için ablukanın devamını güçlendirmek” ifadelerini kullanmıştır (Şirket yetkilileri resmen bu iddiaları ‘araştırıp’ yalanlamak zorunda kalacaktır). Bu ifadeden de anlayacağımız üzere Rio Tinto’nun PYG’nin askeri stratejileri dahil, oldukça belirleyici bir etkisi vardır.

Şimdi gelelim 1990’larda yıllarca süren abluka dönemine. Rio Tinto, PYG ve Avustralya tarafından planlanan BRA’yı içten çökertme taktiği hakkında Francis ‘kendileri için bir üniversite’ olduğunu söylüyor. Dış dünyayla bağı kopma noktasına gelen adada halkın BRA’ya olan desteği artar ve her ailenin kendisini besleyecek duruma gelmesi amaçlanır. Evlerin önlerinde bostanlar kurulur: Mısır, patates, soğan, yer fıstığı, muz, papaya ve diğer kimi yerel meyveler yetiştirilmeye başlanır. Bunların içinde en önemlisiyse elbette hindistancevizi… Sepetler, sabunlar, sivrisineklerden korunma, hatta silahların temizliği bile hindistancevizinin sağladıklarıyla yapılır. Köylerin aydınlatması araba parçalarından yapılan ve hidroelektrikle çalışan jeneratörlerle sağlanır. Peki ya araçlara ne demeli? Hindistancevizini fermante eden, daha sonra pişirip yağını çıkaran adalılar ‘petrol’ ihtiyaçlarını bu bio-yakıtla giderir. Evlerden aletlere, hemen her şey madenden kalan malzemelerin parçalanarak, şekillendirilerek yapılmasıyla imal edilir.

ÜTOPYA MI ‘FAR CRY’ MI

İlk akla gelen öyle olsa da ortada ‘ekolojik bir ütopya’ yoktur. Türlü imkansızlıklara karşın adada insan yeteneğinin sınırlarını zorlayan sahnelere tanıklık edilir. Ancak doğa insana sunduklarının karşılığında bazı ‘bedeller’ talep eder. Ortada ‘çok uluslu’ bir abluka olması da bu durumu değiştirmez. Adada savaş ve abluka dönemi boyunca 15 binden fazla insan hayatını kaybeder. Bunların ciddi bir bölümü salgın sayılabilecek hastalıklara tıbbi çözümler bulunamamasının sonucudur. Daha farklı yaralanmalara ve hastalıklara geleneksel, doğal yanıtlar bulmaya çalışılsa da sıtma -Francis dahil- binlerce adalının canını alır.

Francis Ona

Öte yandan BRA yanlısı adalıların da oldukça sağlam -hatta farklı- dini bağlarının olduğu bir gerçek. Zaferlerinin bir diğer açıklaması olarak Hz. İsa’yı işaret eden Francis’in kendisi, yine madenden arta kalan malzemelerle yapılan bir kilisede düzenli vaazlar verir. Adada Hıristiyanlığı aşan inanışların da olduğunu söylemek mümkün. ‘Düşmanları -tanrıdan gelen güçlerle- görünmeden görebilmek’ ya da ‘belli başlı bitkileri koklayarak kokularını alabilmek’ gibi üstün yeteneklere sahip olduğuna inanılan savaşçılara rastlamak çok kolay. Hatta BRA içindeki önemli hizbi temsil eden bir eski savaşçı kimi mermilerin düşman vücuduna girdiğinde bedenin içinden küçük yılanlar çıkardığını ve tanrının kendisiyle düzenli olarak konuştuğunu iddia etmektedir. Ha keza askeri eğitimlerinin de yerel kimi kültürlerin etkisinde oldukça sert ve acımasız olduğu yorumu yapılabilir.

Özetle iki taraflı olarak Bougainville’de yaşananlar ‘ekolojik ütopya’ ile mistik inançlarla savaşın iç içe geçtiği ‘Far Cry’ oyunu arasında bir yerdedir.

 

Günümüzde tekrar açılmak istenen bir maden, şirketle uzlaşıya hazır yönetimler, bir de uzlaşmaya sıcak bakmayan yerliler var…

KISACA ABLUKA SONRASI

Ablukanın ardından yapılan geçici-kalıcı ateşkesler sonrasında PYG ile BRA arasında çözüm görüşmeleri başlatılır. Ancak BRA içinde farklı görüşler hakimdir. Hizipler birbiriyle karşı karşıya gelir. Sonuç olarak Bougainville Halk Kongresi Başkanlığı yapmış Joseph Kabui, özerk bölge teklifini kabul eden tarafta yer alır ve Bougainville seçimlerindeki 79 bin oyun 38 binini alarak bölgenin ilk lideri olur. Oysa Francis aynı fikirde değildir. Ona göre ada zaten bağımsızdır ve PYG-Avustralya yönetimleri elbette kendilerini arkadan vuracaktır. Francis, kendini de facto ‘Me’ekamui Cumhuriyeti’nin kralı ilan eder. Adanın yarısı onun kontrolünde kalır. Me’kamui’nin defacto ‘kralı’ 2005 yılında kendi köyünde sıtmadan hayatını kaybeder. Kendinden sonra gelen Noah Musingku el yapımı tacı devralır. ‘II. Kral Pei’ olarak adlandırılan Musingku bambaşka bir hikaye konusu.

Adanın 2000’lerdeki gelişmelerini referandum yaklaşırken tekrar hatırlamak için şimdilik burada noktalayalım. Günümüzde pek çok tarafın silah bıraktığını, ortada tekrar açılmak istenen bir maden, şirketle uzlaşıya hazır yönetimler, bir de uzlaşmaya sıcak bakmayan yerliler olduğunu söylemekle yetinelim. Dünyanın bir ucundaki bu ada doğasıyla cenneti andırsa da toplumsal yaşamın pek de parlak olmadığı bir gerçek. Bougainville bağımsız olacak ya da olmayacak, Panguna madeni tekrar açılacak ya da açılmayacak… Bunu gelecekte göreceğiz. Ancak ada tarihinde kendi ölçeğine göre yaşananlar şaşırtıcı ve alışılmadık bir bağımsızlık girişimini anlatıyor.

.

 

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı linkler

1- The Coconut Revolution (Dom Rotheroe, 2001)

2- https://ramumine.wordpress.com/2017/04/07/rio-tinto-walks-away-from-environmental-responsibility-for-bougainvilles-panguna-mine/

3- https://www.quora.com/Why-does-Bougainville-Island-want-independence-from-Papua-New-Guinea

4- https://www.thenational.com.pg/masiu-holds-talk-musingku/

5- https://bougainvillenews.com/2017/05/08/bougainville-news-bra-mgu-twin-kingdom-and-mdf-sign-understanding-to-work-together-toward-bougainvilles-referendum-in-2019/

6- https://newint.org/features/2018/05/01/bouganville-rebels-mining-return

7- http://www.eco-action.org/dod/no8/boug.html