Dünya Forum: Etrüskler / Roma'nın tohumunu atan kayıp uygarlık

Günümüz İtalya’sında M.Ö. 8'inci yüzyıldan M.Ö. 5'inci yüzyıla kadar özgün kültürlerini yaratmış olan Etrüskler, tarihsel olarak günümüzde Toskana’nın güneyi ile Lazio’nun kuzeyi arasında kalan bölgede yaşadılar. M.Ö. 4'üncü yüzyılın sonlarından başlayarak, Roma-Etrüsk Savaşları ile birlikte Roma Cumhuriyeti’nin hakimiyeti altına girdiler. Son Etrüsk şehirleri de M.Ö. 100 civarında Roma tarafından ele geçirildiler. Kökenleri hakkında onlarca farklı teori ortaya atılsa da yapılan genetik araştırmalar, kökenlerinin günümüzde İzmir ve Aydın’ın bulunduğu bölgeden göç etmiş olduklarını gösteriyor.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR- Tarihin en gizemli halklarından olan Etrüskler hakkındaki en ünlü hikâyelerden biri, Etrüsklerin Lidya’dan (Trakya hariç, Batı Anadolu bölgesi) İtalya’ya göç ettiğini aktaran Yunanlı tarihçi Herodot (M.Ö. 5’inci yüzyıl) tarafından anlatılır. Etrüsklerin aslen Yunanlıların bu bölgeye yerleşmesinden önce Yunanistan’da yaşamış efsanevi Pelasya (Atina’nın kuzeyindeki bir bölge) halkı olduğunu öne süren tarihçiler de mevcut. M.Ö. 4’üncü yüzyıl sonlarında yaşayan Yunanlı Anticleides, Etrüsklerin bir zamanlar Lemnos ve Imbros adalarında yaşamış ve daha sonra İtalya’ya yelken açmış bir halk olduğunu belirtir; zira Lemrus’ta bulunan M.Ö. 6’ncı yüzyıldan kalma bir yazıt, Etrüskçeye benzeyen ve tam olarak çözülememiş bir dille yazılmıştır.

Halikarnassoslu (günümüz Bodrum’u) Dionysius, Etrüskler hakkında şunları kaydeder: “Başka hiçbir yerden göç etmediler; fakat çok eski bir ulustu ve kendi dili ve yaşam biçimiyle başkalarından farklı, kendi ülkelerine özgü bir halktı.”

Bu eski tartışma günümüze dek sürdü, çünkü Etrüskler hakkında dikkat çeken bir şey vardı; güneydeki İtalyan dilleri ve kuzeydeki Kelt kökenli lisanlar birbirine benziyordu ama onların lisanı, komşularınınkinden farklıydı. Etrüsk dili, bir dil devamlılığına aykırı görünüyor ve kimi insanlar açısından gerçekten de İtalya’ya dışarıdan göç ettiklerini kabul etmek daha mantıklı geliyor.

Yanı sıra, geriye yaklaşık 10 bin metin bırakan Etrüsk dili henüz çok iyi anlaşılamamış durumda. Onları okuyabiliyoruz, birçok basit yazının içeriğini anlayabiliyoruz ama dilin kendi yapısını henüz tam olarak bilmiyoruz. Hemen hemen tüm metinlerin çok kısa olması, dilin anlaşılmasını zorlaştıran etkenlerden biri. Bu konudaki en gizemli yazıtlardan biri “Liber Linteus Zagrabiensis” adlı metin: M.Ö. 3’üncü yüzyıldan kalma bir kitaptan geriye kalan ve keten bir parşömene yazılan metin, bir zamanlar bir mumyayı sarmak için kullanılmış ve hâlâ da çok fazla anlaşılmış değil. Pyrgi’nin altın tabletleri gibi birkaç metin daha mevcut ama çeviriler genellikle yetersiz görünüyor. Kısacası, şimdiye dek Etrüskçenin diğer dillerle doğrudan bir ilişkisi saptanabilmiş değil. Bilim insanları, Anadolu dilleriyle paralellikler taşıdığı görüşünde de henüz hemfikir değil.

Günümüzde bilim insanlarının bir kısmı Etrüsklerin Hint-Avrupa dışı bir dil konuştuğuna inanıyor. Spekülasyonlarla geçen yüzyılların ardından, Etrüsk diline ilişkin ilk güvenilir bilgi ancak 1964 yılında, Caere Limanı’nda bulunan iki dilli (Fenike-Etrüsk) antik Pyrgi Tabletlerinin keşfedilmesiyle başlasa da hâlâ kesin bir bilgi ortaya konamadı.

Öte yandan, arkeolojik kanıtlar farklı birkaç hikâye daha anlatıyor. M.Ö. 9. yüzyılın ortalarında, Etrüsklerin en somut kültürel ürünü olan Villanova kültürünün yükselişini görüyoruz. Villanova halkı, Yunanistan’a birkaç çeşit metal (gümüş, bakır, demir, kurşun, çinko ve kalay) ihraç ediyordu ve ayrıca Alp Dağları’nın kuzeyindeki Hallstatt halkıyla da ticaret yapıyordu. Bu ticaret imkânları bölgede önemli bir zenginlik yarattı ve toplumu şekillendirdi. Villanova’da bulunan kalıntılar, bir grup yabancı yerleşimcinin metal cevherlerinin sevkini ve ticaret ağını yönetiyor olmasının çok büyük bir ihtimal olduğunu gösteriyor.

ERKEN DÖNEM

M.Ö. 9’uncu yüzyılda başlayan Villanova çağı, bir önceki döneme göre farklar taşıyordu; zira, gözle görülür bir nüfus artışı yaşanmıştı. Birçok eski dağ köyü varlığını sürdürürken, birçok yenisi inşa edilmişti. İnsanlar küçük, kulübe benzeri evlerde yaşıyorlardı; ölüleri yakıp çamurdan yapılma çömlekler içinde gömüyor veya doğrudan toprağa gömüyorlardı. Bu erken dönemden itibaren Etrüsk toplumu büyük bir refaha kavuşmuştu. Topraklarında her tür meyve ve sebze yetişiyordu ve beslenme hususunda gayet zengin imkânlara kavuşmuşlardı.

Bunun dışında, Tiren Denizi kıyılarındaki tuzlalar ve sürdürülen orman işçiliği hakkında da elimizde bilgiler mevcut. Bu döneme dek, toplumun zenginliğin ana kaynağı metal cevherleriydi. M.Ö. 8’inci yüzyılda, Etrüskler ticaret ağında kilit bir konuma sahiptiler, metallere karşılık olarak Yunanistan’daki Euboea bölgesinden şarap ithal ediyorlardı. 7’nci yüzyılda ticaret ağı daha da genişledi; Baltık kıyılarından gelen kehribar ve Finike’den (günümüz İsrail ve Lübnan topraklarından) gelen değerli eşyalar ticari hayatı iyice zenginleştirmişti. Etrüskler 6’ncı yüzyılın başında Katalonya ve Endülüs bölgelerine de ulaşmışlardı.

Bu gelişimin neticesinde, eskiden eşitlikçi olan toplum tabakalaşmaya başlamıştı: Görkemli evlerde yaşayan sınırlı sayıda zengin ailenin iktidarda bulunduğu bir Etrüsk aristokrasisi ortaya çıkmıştı. Bu ailelerin üyeleri anıt mezarlara gömülüyordu; mezar hediyeleri arasında yerel olarak üretilen şarap ve zeytinyağı, parfüm ve ithal eşyalar bulunuyordu. Bu mezarlardaki duvar resimlerinde, Yunan tarzı ziyafetler görülüyordu. 7’nci yüzyıla tarihlenen bu anıtsal mezarların bazılarını, günümüzde Cerveteri (antik dönemde ismi Caere idi) yakınındaki Banditaccia Nekropolü’nde görmek mümkündür.

TOPLUMSAL AYRIŞMA VE GEÇİCİ İTTİFAKLAR

M.Ö. 7’nci yüzyılın sonlarından itibaren yeni bir tüccar ve zanaatkâr sınıfı büyümeye başladı. Köyler şehir haline geldi; kasabalarsa, Etrüsk siyasetinde baskın etkenler olan şehir devletlerine dönüştü. Bazı tarihçiler, Etruria’daki on iki şehir devletinin bir konfederasyon oluşturduğunu öne sürer; yine de bu konfederasyon gerçekten de kurulmuş olsa bile, gayrıresmî bir dini organizasyondan farklı bir yapıya sahip değildi.

Etrüskler birkaç şehir devletine bölünmüş ve konfederasyonları pek de güçlü olmamasına karşın, belirli amaçlar doğrultusunda birleşebiliyorlardı. Herodot’a göre Etrüskler ve Kartacalılar, Yunanlıları Korsika’dan uzak tutmak için yaklaşık M.Ö. 540 yıllarında yaşanan Alalia Savaşı esnasında güçlerini birleştirmişlerdi. Bu durum, Etrüsk şehirlerinin en azından bazılarının işbirliği içinde olduğunu göstermekteydi. Benzeri bir durum, kuzeyde bulunan Po ovalarına doğru yaşanan kademeli genişleme hususunda da yaşanmıştı.

M.Ö. 5’inci yüzyılın başlarında, güneydeki Yunan kentlerine karşı Etrüsk seferleri gerçekleştirilmişti. Yunanlılar, bu seferler sırasında kendilerine yardım öneren ve M.Ö. 474’te Etrüsk saldırılarını durduran Syracuse Hükümdarı Hiero’dan yardım istemişti.

ROMA’NIN YÜKSELİŞİ

M.Ö 4’üncü yüzyılda, en güneyindeki Etrüsk şehri Veii’nin Romalı komutanı Marcus Furius Camillus (Romalı vakanüvis Marcus Terentius Varro’nun kaleme aldığı kronolojiye göre 396 yılında) tarafından ele geçirilmesiyle başladı. Komşu şehirler Falerii, Sutrium ve Nepe de sıradaydı ve Roma’nın gözünün yükseklerde olduğu ortadaydı. Bir savaş çağı başlıyordu ve insanlar bunun farkındaydı. Roma dahil birçok şehir ve kasaba, M.Ö 4’üncü yüzyılın ilk yarısında duvarlarını yeniden tahkim etmişti.

Etrüskler, yeni düşmanlarına karşı anlaşmazlığa düştü. Efsanevi Romalı komutan Lucius Tarquinius M.Ö. 358-351yılları arasında savaşın cephesini genişletirken, Caere gibi şehirler Roma ile işbirliğine gitmişti. Diğer yandan, Roma, Etrüsk kentlerinin yerel politikasına da müdahale ediyordu. Örneğin, M.Ö. 302’de Arretium aristokratlarını, ayaklanan kölelerine karşı desteklemişti. Sonuç olarak, Roma etkisi büyüdü. M.Ö. 295 civarında yaşanan Sentinum Savaşı’nın ardından Romalıların bazı Etrüsk şehirlerini ve Kelt müttefiklerini yenilgiye uğratmasıyla, Etruria’nın tamamen işgal edilmesi yalnızca bir zaman meselesi haline geldi.

M.Ö. 3’üncü yüzyılın sonunda Romalılar 2’nci Kartaca Savaşı’nı başlattığı sırada, Etrüsk kentleri de Romalıları destekledi. Roma siyasetinde rol oynayan Etrüsk liderlerine, M.Ö. 90 ilâ 88 yılları arasında yaşanan İttifaklar Savaşı’ndan sonra, İtalya tarihinin yeni bir evresinin başlangıcını işaret eden biçimde, Roma vatandaşlığı verildi. Bu dönemle birlikte oluşmaya başlayan Roma İmparatorluğu, Etrüsk mirasını devralarak yeni bir evreye geçti ve Akdeniz Havzası’nın yanı sıra Avrupa kıtasının neredeyse tamamı, Kuzey Afrika ve Anadolu’ya doğru hızla genişlemeye başladı. Roma’nın yükselişi, Etrüsk kültürünün tamamen asimile olmasına ve tarihten silinmesine yol açtı.

GENETİK VE ALFABETİK BULGULAR

İtalyan soyundan gelen insanlar üzerinde yapılan DNA testleri, Etrüsklerin atalarının günümüzde Türkiye’nin bulunduğu topraklardan göç etmiş olduğunu doğruluyor.

Günümüzde, torunları İtalya’nın merkezinde yaşayan Etrüskler, eski zamanların en büyük gizemleri arasındaydı. Hiçbir zaman doğru bir şekilde deşifre edilmeyen dilleri, klasik İtalya’da bulunan halkların dillerine benzemiyordu. Kökenleri asırlar boyunca bilginler tarafından ateşli bir şekilde tartışıldı. Ancak 2007 yılında sonuçlandırılan genetik araştırmalar, bu tartışmaya kesin bir nokta koydu. Araştırmalar, Etrüsklerin Lidya’dan, yani şu an Türkiye’nin bulunduğu bölgeden geldiğini ve günümüzün Toskana ve Umbrialılarının en yakın genetik akrabalarının, İtalya’da değil İzmir ve Aydın civarında bulunduğunu kesin biçimde ortaya çıkardı.

2007 yılında Fransa’nın Nice kentinde düzenlenen Avrupa Nüfus Genetiği Konferansı’nda, Toskana’nın üç bölgesinde yapılan bir çalışmanın sonuçları açıklandı. DNA örnekleri, Casentino Vadisi ve Etrüsklerle ilgili en önemli bulgulara ulaşılan iki kasaba olan Volterra ve Murlo’daki insanlardan alınmıştı.

Bilim insanları daha sonra, babadan oğula geçen Y kromozomlarını, İtalya, Balkanlar, günümüz Türkiye’si ve dilbilimsel kanıtların Etrüsklerle bağlantılı olduğunu düşündürdüğü Yunan Adası Lemnos’taki örneklerle karşılaştırdılar.

Araştırmanın sunumunu yapan Turin Üniversitesi’nden Alberto Piazza, “Murlo ve Volterra’dan alınan DNA örnekleri, İtalya halklarınınkine oranla, diğer halklarla çok daha fazla bağlantılı,” diyor. “Murlo’daki örneklerde bulunan belirli bir genetik değişken yalnızca Türkiye’deki insanlarla ortaktı,” diye ekliyor. Bu bulgular, yaklaşık 2.500 yıl önce, Yunanlı tarihçi Herodot tarafından konu hakkında söylenenleri de teyit eder nitelikte.

Etrüsk alfabesi, Euboean bölgesindeki Yunanlılar tarafından İtalya’ya getirilen bir Yunan alfabesinin Batı çeşidinden gelişmişti. Bilinen en eski yazıt, M.Ö. 6’ncı yüzyılın ortasından kalmadır. Etrüsk metinlerinin çoğu yatay çizgiler halinde sağdan sola yazılır; ancak bazıları ‘bustrofedon’dur (sırayla soldan sağa, sonra sağdan sola doğru devam eden bir yazı biçimidir).

Mezar taşları, vazolar, heykeller, aynalar ve takılar üzerinde 10 binden fazla Etrüsk yazıtı bulunmuştur. Etrüsk metinleri okunabilir olsa da bütün kelimelerin ne anlama geldiğinden hâlâ emin değiliz. Bu kültürden geriye büyük bir edebi eser kalmamış, ancak kültürlerinde dini ve tarihi edebiyatın yanı sıra tiyatro eserlerinin varlığına dair kanıtlar mevcut.

Kaynaklar:

https://www.omniglot.com/writing/etruscan.htm

https://www.livius.org/articles/people/etruscans/

https://www.wanderingitaly.com/history/etruscan-civilization.html

http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Etruscan_Civilization

https://www.timemaps.com/civilizations/etruscans/

https://www.theguardian.com/world/2007/jun/18/italy.johnhooper