Kralın önünde 'sömürgecilik' ifşası: Patrice Lumumba!

Kongo'nun Belçika'dan kazandığı bağımsızlığın ardından ülkenin ilk başbakanı olarak seçilen Patrice Lumumba: Tarih bir gün sözünü söyleyecek. Brüksel, Paris, Washington veya Birleşmiş Milletler'in öğrettiği tarih değil; bizim sömürgecilik ve kukla hükümdarlarından kurtulmuş, özgürleşmiş ülkelerimizde öğretilecek tarih...

Google Haberlere Abone ol

Afrika hakkında bildiklerimiz, kıtanın 'kötü bir durumda' olduğuyla sınırlı. Antarktika için nasıl aklımıza 'soğuk' geliyorsa, burası için de 'iç savaş', 'açlık', 'sömürü' gibi tonla korkunç olayı anımsıyoruz. Haksız değiliz, ama ne tarihini kurcalıyoruz, ne de ülke isimleri bizim için bir şey ifade ediyor. İlgisizliğimizin kaçınılmaz nedenleri var kuşkusuz, ama kabul edelim bireysel olarak da beylik birkaç sözle yetiniyoruz. Yer yer haritada yerini bile gösteremeyeceğimiz ülkeleri küçümseyerek haklarında aşağılayıcı şakalar yapıyoruz. Belli ki bu alanda 'olgunlaşmaya' ihtiyaç var! 'Medeniyet' bayrağı altında yüzyıllarca yeryüzünün görüp görebileceği en barbarca katliamları yaşayan gerçek Afrika'yı tanımak ve hak ettiği saygıyı göstermek için, kıtanın başı dik çocuklarının hayatları bize yardımcı olabilir.

“(...) Tüm gücüyle güneş bizim için parlayacak, / gözümüzün yaşını, suratımızdaki tükürükleri kurutarak, / zinciri kopardığın an, koca zinciri, / kötülüklerin, işkencelerin köküne kibrit suyu, / hür ve şen bir Kongo doğacak kara topraktan, / Hür ve şen bir Kongo - kara çiçek, kara tohumdan!”

.

Afrika'nın bağımsızlıkçı siyah liderlerinin pek çoğunda 'şairliğe' rastlıyoruz. Kimisi profesyonel, kimisi daha amatör... Bu dizelerin sahibi Kongo'nun Belçika'dan kazandığı bağımsızlığın ardından ülkenin ilk başbakanı olarak seçilen Patrice Lumumba. Şiirin estetik açıdan yorumu takdirinize kalmış. Ancak yaşamını okuduktan sonra Kongolu Lumumba'nın kaleminden çıkan bu satırlara bambaşka bir gözle bakacağınıza şüphe yok. Birkaç aylık görev süresinde bağımsızlığı gerçek bir bağımsızlık anlamında ele alır, buna göre konuşur, adım atar. Çok geçmeden Belçika, CIA ve diğer Batılı müttefiklerce 'komünist' ilan edilir. Tutuklamaları işkenceler, işkenceleri aşağılamalar ve aşağılamaları da sülfürik asitte bedeninin yok edilişi izler. Bugün başkent Kinşasa'da metrelerce uzunlukta heykeli bulunan Lumumba'ya 'saf bir hayalci' ya da 'komünist şeytan' diyenler var; bir de 'samimi bir yurtsever' diyenler. Peki gerçekten kimdi Lumumba?

'TANRI BEYAZDIR'

Bu nedenle söze Kongo'dan bahsederek başlayalım. Kaderi Belçikalı sömürgecilerce çizilen bölge Afrika'nın tam anlamıyla 'kalbinde' yer alıyor. Başta basit madenler ve stratejik konumuyla sömürgecilerin ilgisini çeken Kongo, ileriki dönemde başta uranyum olmak üzere yeni keşfedilen yeraltı zenginlikleriyle dikkatleri üzerine toplayan bir bölgedir. Çeşitli Batılı devletlerin paylaşım planlarının ardından bir dönem Kongo topraklarının yarısı Belçika Kralı'na verilir. Diğer yarısıysa özel şirketlere tahsis edilir. Fazla tarihe boğulmadan şimdilik sadece bölgenin Belçika ile olan kanlı geçmişini ve sömürgecilerin çeşitli açılardan önemsediği bir bölge olduğunu bilmekle yetinelim.

Lumumba'nın hayatını okuduğumuzda aklımızda kalan kimi soru işaretlerinin yanıtlandığını göreceğiz. Örneğin Afrikalı liderin eğitim hayatı oldukça ilginç. Lumumba 1925 yılında Kasai bölgesinde, Katoka-Komba'da doğar. Ülkede de eğitim tekelini elinde bulunduran misyoner okullarında eğitim görür. 13 yaşında Protestan misyoner okulunda bir rahibin 'Tanrının beyaz olduğunu' söylemesiyle birlikte yaşadığı tartışmanın ardından okuldan atılır. Bu okulların temel hedefi, eğitim verdiği siyahlara dağıttığı broşürlerde yer alan “yerlinin gerçek kişiliğine (...) dokunmak, zihniyetini dönüştürmek, onu kendi vicdanında yeni toplumsal düzene yaklaştırmak” ifadelerinden anlaşıyor. Ülkede 1954 yılında 'vatandaşlık' statüsü alma hakkı ortaya çıkar. Ancak bu hak öyle her Kongolunun erişebileceği bir 'hak' değildir. 'Medenileşen' Kongolulara tanınan bu 'ayrıcalığa' sahip olan Kongoluların sayısı 1958 itibariyle 217'dir. Lumumba da bu statüye sahip olarak nüfusun çok küçük bir kısmına mensup olur.

'GERÇEK' BAĞIMSIZLIK DÜŞÜNCESİ

İş hayatı boyunca bira fabrikasından posta ofisine pek çok yerde çalışır. Belçika Liberal Partisi'ne katılır ve Belçika'da kısa bir eğitim hayatı olur. Burada kronolojik detaylardansa Lumumba'nın siyasi düşüncesinde yaşanan evrimden bahsederek devam edebiliriz. Bu dönemde Lumumba'nın tam anlamıyla gerçek bir bağımsızlık ve pan Afrika düşüncesinden uzakta olduğunu söyleyebiliriz. Belçika ve Kongolular arasında olması gereken eşitlikçi bir uyumun yeterli olacağını düşünür. Ancak fikirleri değişir. Siyasi geçmişinde sendikacılık da bulunan Lumumba diğer partilerin kabileci anlayışını kabul etmeyen Mouvement National Congolais'nin (Kongo Ulusal Hareketi–MNC) kuruluşuna katılır ve kısa süre içinde partinin lideri konumuna gelir. MNC'den 4 yıl önce 1954'de kurulan ve liderliğini ünlü bir aile önderi Joseph Kasavubu'nun yaptığı Alliance des Ba-Kongo'yu (Kongo-Bakogo İttifakı–ABAKO) kabileci anlayıştan kopamayan partilerin başındadır. Öyle ki MNC'ye göre kabilecilik bağımsızlık önünde bir engeldir. Bağımsızlık demişken Lumumba'nın hayatındaki belki en büyük dönüm noktası olan Gana'da düzenlenen Akra Pan-Afrika Konferansı'ndan söz etmeliyiz. Lumumba 'emperyalizm' ve onurlu, gerçek bir bağımsızlık düşüncesiyle böylece tanışır.

.

Akra'ya gelen Lumumba, Cezayirli Frantz Fanon, Ganalı Kwame Nkrumah gibi bağımsızcılık ve Pan Afrika düşüncesinin önemli isimleriyle tanışır. Konferansta kabilecilik ve sömürgecileri destekleyen ideolojilere net bir çizgi çekilir. Bu çizgi sadece konferans belgeleriyle sınırlı kalmaz, Lumumba'nın hayatına da çekilir: Onun için barışın olmazsa olmaz koşulu artık bağımsızlıktır. Ülkesinde fikirlerini bu çerçeveye oturttuğunda sürekli 'komünist' olmakla suçlanır. Bu 'suçlama' ömrü hayatı boyunca peşinden gelecektir. Dolaylı yoldan Marksist düşünceye dokunan Lumumba kendisine yakıştırılan bu sözler hakkında şöyle diyor: “Afrika'da ilerlemeci olan, ilerleme eğiliminde olan herkes komünist olmakla, yıkıcı olmakla niteleniyor. Sömürgecilerin önünde eğilmeniz ve size sunduğu her şeyi kabul etmeniz gerek. O zaman sizi övecekler. Biz namuslu insanlarız, kimseyi aldatmayız. Tek bir amacımız var: ülkemizi kurtarmak, özgür ve bağımsız bir ulus kurmak.” Lumumba Afrika tarihinde bu 'savunmayı' yapan ilk ve tek kişi değildir. Kimi içten içe, kimi gerçekten komünist olan; kimiyse sadece 'ülkesini kurtarmak, özgür, bağımsız bir ulus kurma' amacında olan nice Afrikalı devrimci, benzer sözleri sarf eder.

KRALIN ÖNÜNDE SÖMÜRGECİLİĞİN İFŞASI

Kongo'da Lumumba'nın ekonomik bağımsızlığı ve Afrikalıların birliğini anlatan gösterileri hem kitlelerin hem de sömürgecilerin dikkatini çeker. Bağımsızlığa giden süreç 'müstakbel' ülke için oldukça çetindir. ABAKO'nun yasaklanan mitingine yapılan saldırıda resmi rakamlara göre 42 kişi, yerli partilerin rakamlarına göre 710 kişi hayatını kaybeder, Kasavubu tutuklanır. Daha sonra Lumumba da patlak veren başka bir olaydan dolayı 'halkı kışkırtmak' suçundan tutuklanır. Belçika, fırsattan istifade ederek hoşnutsuzluğu ufak kayıplarla atlatmaya çalışır ve Kongolu siyasi liderleri Brüksel'e çağırır. Belçika Lumumba'nın yokluğunda yapacakları toplantıdan alınacak verime güvense de diğer parti liderinin çoğu Lumumba'sız görüşmelere başlamayacaklarını belirtir. Nitekim Belçika bu baskıya boyun eğer ve Lumumba serbest bırakılır, hapisten çıkar çıkmaz Brüksel'e hareket eder. Toplantıda tartışılan iki temel hat vardır. Belçikalı sömürgecilerin ayan beyan maşası CONAKAT partisinin lideri Çombe'nin savunduğu 'yarı özerk eyaletler konfederasyonu' ile Lumumba'nın savunduğu 'bağımsız güçlü bir merkezi devlet' önerisi. Sonuç olarak bağımsızlık tarihi olarak 30 Haziran 1960 belirlenir. Yaklaşık bir ay önce yapılan seçimlerdeyse MNC en yakın rakibinin yaklaşık 10 puan önünde oyların yüzde 23'ünü alarak birinci parti olur. Üçüncü sıradaki Kasavubu ile koalisyon anlaşması yapılır ve aradaki farka rağmen Lumumba başbakan, Kasavubu cumhurbaşkanı olur. Küçük bir hatırlatma: CONAKAT oyların sadece yüzde 4.7'sini alarak 6'ncı parti olur.

.

Seçimlerin sonrasında düzenlenen bağımsızlık töreni, belki bağımsızlığın çok daha ötesinde bir anlam taşıyor. Töreni sıra dışı kılansa Lumumba'dan başkası değildir. Sözü ilk alan Kral Baudouin olur. “Kongo'nun bağımsızlığı, dahi kral II. Leopold tarafından düşünülen bir görevin sonucudur” ifadeleriyle sözlerine başlar ve tüm konuşma boyunca Kongo'nun bağımsızlığını bir lütuf olarak görür. Bir sömürgeci Belçika Kralı'na yakışan bir şekilde konuşmasını bitirdikten sonra kürsüye Kasavubu geçer. O da bağımsızlıkla birlikte Belçika'yı yüzüstü bırakmayacaklarına değinir, sömürgecilere minnetlerini defalarca belirtir. Ardından sıra Lumumba'nındır, onun konuşması kimilerine göre en cesur kimilerine göreyse en safça ve en hazırlıksız bağımsızlık konuşmasıdır:

“Kongolu kadınlar ve erkekler, bugün zafer kazanmış olan bağımsızlık savaşçıları, sizi Kongo Hükümeti adına selamlıyorum. Biz mücadelede ne güçlerimizi, elimizdeki avucumuzdakileri, ne acımızı ne de kanımızı esirgedik. Gözyaşıyla ve kanla yapılan bu mücadeleyle sonuna kadar gurur duyuyoruz, çünkü bu mücadele soylu ve haklı bir mücadele oldu, gücün bize dayattığı kölelik utancına son vermek için kaçınılmaz bir mücadele oldu. Bu bizim seksen yıllık sömürge sisteminden çıkışımız oldu. Yaralarımız çok taze ve hâlâ belleğimizden çıkaramayacağımız kadar acıyor. Ne beslenmemize, ne giyinmemize ne de doğru dürüst barınmamıza, ne de çocuklarımızı insan gibi yetiştirmemize olanak veren ücretlerle yok edici çalışmalara zorlandık. Zenci olduğumuz için sabah akşam alay, aşağılanma ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kaldık. (...) Topraklarımız, yalnızca daha güçlü olanın hukukunu tanıyan sözde legal yasa metinleriyle gasp edildi. Yasaların beyaz ya da siyah için hiçbir zaman aynı olmadığını gördük. (...)”

SARTRE: HEM KAYBININ HEM BÜYÜKLÜĞÜNÜN NEDENİ

Bu tarihi konuşma emperyalistlere karşı Afrika halklarının birliği savunusuyla sürerken Belçika Kralı'nın huzursuzluğu ve yanındaki Kasavubu'ya eğilip söyledikleri kameralara yansır. Öte yandan Lumumba sözlerini tamamladığında salondaki siyahların büyük bir çoğunluğu -Kasavubu'nun konuşmasının aksine- başbakanı ayakta alkışlar. Sokaktaki yankıya dairse Patrice Lumumba'nın gazeteci kızı Juliana Lumumba samimiyet vurgusu yapıyor. Ona göre babası kendi söylediklerine yürekten inanıyordu ve insanlar ilk kez seçim odaklı olmayan, söylenmeyen ortak gerçekleri, dertleri içeren bir konuşmaya tanıklık ediyordu. Tabii bu konuşmanın rahatsız ettiği kiliseden sömürgecilere güç odaklarını hatırlatıyor. Karşı cepheden birini dinleyecek olursak o günlerde Binbaşı olarak görev alan Belçikalı François Vanderstraeten'i dinleyebiliriz: “Bazı şeylerin ters gittiğini ilk kez fark ettiğim an, Kinşasa'da Başbakan Lumumba'nın öğle vakti yaptığı konuşmayı dinlediğim andı. Sözlerini duyduğumda dedim ki burada bizim duymak istediğimizle alakalı hiçbir şey yok.”

Yeni bağımsızlığını kazanmış bir Afrika ülkesinin Belçika Kralı'nın yanı başında oynadığı bu kart hakkında sosyolog ve insan hakları savunucusu Said Boumama 'Afrika Devriminin Figürleri (Çev: Şule Ünsaldı – Nota Bene) kitabında şöyle diyor ve Jean Paul Sartre'ın Lumumba hakkında bir yorumunu paylaşıyor: “Birkaç ay önce Kongo ulusalcılığının simgesel figürü olarak, sözlerinin ve davranışlarının sonuçlarını hesaplamıyordu. Sömürge çerçevesinde ırksal bir eşitlik olasılığından sonra, çok fazla gürültü, entrika, ihanet ve komplo olmadan gerçek bir bağımsızlığa kavuşmak olasılığından söz etmesinde aynı saflık vardı. Jean Paul Sartre, Frantz Fanon'la girdiği bir tartışmayı hatırlatarak, onun Lumumba'nın saflığı konusundaki görüşlerinden söz eder: (...) Onda kılık değiştirmiş emperyalizmin tüm restorasyonlarıyla uzlaşmaz bir muhaliflik görüyordu. Onu yanlızca kendi kaybının hem de kendi büyüklüğünün nedeni olan insana duyduğu bu sarsılmaz güvenle suçluyordu (kuşkusuz büyük bir sevecenlikle). Fanon bana şunları söyledi: 'Ona bakanlardan birinin kendisine ihanet etmekte olduğunun kanıtları verilmişti. Bakanı çağırdı, belgeleri gösterdi ve şöyle dedi: Sen bir hain misin? Gözlerime bak ve yanıt ver. Adam onun gözlerine bakarak suçlamayı reddetti. Tamam, dedi Lumumba, sana inanıyorum.'”

SSCB'DEN YARDIM İSTEĞİ VE İNFAZ

Bağımsızlık ilanı Lumumba'nın konuşmasından sonra coşkuyla karşılanırken Belçikalı bir generalin başlattığı isyan gelecek kanlı günlerin habercisi olur. Generalin hamlesini Çombe'nin Katanga'da bağımsızlık ilan edip Kongo güçlerine savaş açması izler. Bu sırada Belçika, Çombe'nin yanına önce 300 komando, ardından 9 bin asker sevk eder. Birleşmiş Milletler'den talep edilen Barış Gücü hem geçip hem de çatışmaları engelleme adına fazla rol almayınca Lumumba çok ses getirecek bir hamlede bulunur: Sovyetler Birliği ve Kızıl Ordu'yu Kongo'ya çağırır. Zaten yaşananların önemli bir parçası olan ABD de bu davet üzerine Lumumba'yı doğrudan hedef alır. CIA, bölgedeki casuslarına ne olursa olsun ilk hedefin Lumumba olduğu emrini verir. Lumumba'nın başbakanlık görevi bunun üzerine Kasavubu tarafından elinden alınır. Bir süre çift liderli yönetim devam eder ancak 14 Eylül'de ABD destekli Albay Mobutu yönetimi darbe yapar ve Lumumba'yı ele geçirir. Halk tarafından sevilen bir lider olan Lumumba başta infaz edilemez; ev hapsi cezası verilir. Ancak isyanı örgütlemek üzere kaçıp Mobutu'nun eline düşünce Çombe'ye teslim edilir. Yakalanma anına ait görüntülerde fiziksel işkencenin yanı sıra en dikkat çeken detay, daha önce yaptığı konuşmasının yazılı olduğu kağıdın, işbirlikçiler tarafından Lumumba'ya yedirilmeye çalışılmasıdır.

Mobutu, Kasavubu -ve dolayısıyla ABD- Lumumba'yı infaz etmek istese de yine popülaritesinden çekilerek cellatlık görevini Çombe'ye verir. Ocak 1961 yılında teslim edilen Lumumba burada akla hayale gelmeyecek işkenceler görür. İnfazından sonra cesedi parçalara ayrılır ve Belçikalı bir asker tarafından sülfürik asitte yok edilir. Bu hareket, Lumumba'nın 'varlığının' ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor.

.

'AFRİKA KENDİ TARİHİNİ YAZACAK'

Eşine yazdığı son mektubun sonunda şöyle diyor Lumumba: “Hiçbir barbarlık, hiçbir acı, hiçbir işkence beni merhamet dilemeye zorlamadı. Başım dik olarak, sarsılmamış bir inanç ve ülkemin kaderine dair derin bir güvenle ölmeyi, kutsal ilkelerimizin küçümsenmesini izleyerek yaşamaya tercih ederim. Tarih bir gün sözünü söyleyecek. Brüksel, Paris, Washington veya Birleşmiş Milletler'in öğrettiği tarih değil; bizim sömürgecilik ve kukla hükümdarlarından kurtulmuş, özgürleşmiş ülkelerimizde öğretilecek tarih. Afrika kendi tarihini yazacak, Sahara'nın kuzeyinde ve güneyinde, bu zafer ve saygınlığın tarihi olacak. Ağlama sevgilim; biliyorum ki benim çok acı çekmiş ülkem kendi bağımsızlık ve özgürlüğünü savunacak. Yaşasın Kongo! Yaşasın Afrika!"

.

Lumumba'nın ölümünün sonrasında ülke çeşitli kanlı mücadelelere tanık olur. Onu katledenler ölümünden kısa süre sonra tepkilerden dolayı Lumumba'ya kahramanlık unvanı verseler de, ülkede Lumumba yanlıları var olsa da bugün Kongo için hiç de parlak şeyler söyleyemiyoruz. Öyleyse Lumumba tarihin neresinde duruyordu? Her şeyden önce 'cesur' hali de 'saf' hali de kendisinden sonra gelecek siyah kurtuluş hareketlerine sömürgecilerin samimi ve tam olarak bir yerden ayrılmayacağını en çıplak bir biçimde öğretti. Yüzlerce yıldır gözle görülen ya da görülmeyen zincirlere vurulan bir kıtanın onurlu geleceği için attığı adımlar siyaseten işine yaramamış olabilir. Ama bu sözlerin sömürgecilerin yüzüne yüzüne telaffuz edilirken ki onurlu duruşun bir Afrikalı için hissettirdiklerini anlayabilmek de pek kolay olmasa gerek.

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler:

1- Afrika Devriminin Figürleri - Said Boumama (Çeviri: Şule Ünsaldı – Nota Bene)

2- Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi (İletişim Yayınları)

3- https://face2faceafrica.com/article/read-patrice-lumumbas-revealing-letter-written-assassination

4- https://www.congo-autrement.com/page/congo-histoire/

5- http://haber.sol.org.tr/yazarlar/serpil-guvenc/kongonun-patrice-lumumbasi-ve-gunumuze-dair-239095

6- https://face2faceafrica.com/article/the-chilling-details-of-patrice-lumumbas-assassination-and-how-he-was-dissolved-in-acid

7- http://www.hurriyet.com.tr/dunya/lumumbayi-parcalara-ayirip-asitte-erittim-39154641