Zarif neden istifa etti?

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'in aslında, ABD Başkanı Trump’ın Nükleer Anlaşma’dan çekilmesinin ve yaptırımları yeniden gündeme getirmesinin ardından görevi bırakması gerekiyordu. Zarif, Trump’ın 2020 seçimlerinde kaybedeceğini umut ederek, kendisi için sadece zaman satın aldığını gayet iyi biliyordu.
 Mervan Kabalan

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in sürpriz istifası ile ilgili belirsizlik halen açıklığa kavuşmuş değil. Bir süre daha böyle kalmaya devam edecek. İran’daki siyasal sistemin kapalı yapısı ve ülkenin içinden geçmekte olduğu durum göz önüne alındığında, bu müphem durum sürecek gibi. Ancak istifanın zamanlaması ve nedenlerinin anlaşılması zor değil. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin İran diplomasisini yürütmesi için seçmiş olduğu, Ağustos 2013’te Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenerek sistemin gülen yüzü haline gelen Cevat Zarif, istifasıyla aslında kendisinin yerinin olmadığı yeni bir dönemi de ilan etmiş bulunuyor.

İRAN’DA PRAGMATİZMİN YÜKSELİŞİ

İran’daki sistem, 2013 yılında Batı ile çatışma döneminin sona erdiğini ve amacına ulaştığını düşünerek geçmiş sayfaların kapanması noktasında altın bir fırsatı değerlendirme çerçevesinde Washington ile ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmaya karar vermişti. Kararın arkasındaki neden, Arap Baharı fiyaskosundan sonra Araplar ve Türkler (Ankara ve Kahire) üzerinde girilmiş olan bütün bahislerin kaybedilmesinin ardından, tıpkı 1953-1978 yılları arasında olduğu gibi yavaş yavaş İran’ı bölgedeki bütün çıkarlarını gerçekleştirebilecek bölgesel bir güç olarak görmeye başlayan Beyaz Saray’da, Ortadoğu’daki ortaklıklarını gözden geçirmeye hazır bir başkanın bulunmasıydı.

Washington’ın sinyalleri, Rehber tarafından hızla algılandı. Ahmedinejad çizgisinin süresinin dolduğu ve sadece şahsının değil aynı zamanda ideolojik bagajlarının, ateşli sloganlarının da gitmesi gerektiğini, yerine temel vazifesi Washington ile ilişkileri düzene koymak, toplum ve devlet üzerindeki etkileri artık yıkıcı olmaya başlayan yaptırımların kaldırılması, nükleer programından vazgeçmesi karşılığında ABD’nin onayı ve tanımasıyla bölgesel nüfuz elde etmesini sağlayacak bir çizginin işbaşına gelmesini kararlaştırdı. Ve bu nedenle İran’daki siyasal sistemin ideolojik yüzleri gitti, yerine Hasan Ruhani ve Cevad Zarif’in temsil ettiği pragmatikler getirildi.

Görüşmeler önce gizlice Umman Sultanlığı’nda başladı, ardından aleniyete döküldü, daha sonraki süreçte de Barack Obama’nın Dışişleri Bakanı John Kerry ile Zarif arasında sıkı bir arkadaşlık ilişkisine dönüştü. O dönemde John Kerry Zarif’le buluşmak için nedenli ya da nedensiz hiçbir fırsatı kaçırmıyordu; 2013-2016 yılları arasında Zarif’le en az 20 kez buluştu, görevini bıraktıktan sonra da en az dört defa onunla bir araya geldi (Kerry, Zarif ile buluşmayı Trump yönetiminin uyarıları üzerine bırakmak zorunda kaldı).

DEAŞ’ın yükselişi, Obama’nın İran’la nükleer anlaşma mutluluğuna bir darbe olsa da Obama, bölgedeki ortaklarını değiştirme noktasında başka bir neden buldu; özellikle de İran’ın Irak’ta sahadaki milislerini, DEAŞ ile mücadelede kendisi için çalışabilecek bir ordu olarak görmeye başladı.

DEĞİŞEN DENGELER İRAN’I DA SARSTI

İran’ın bölgede yeniden bölgesel bir kutup olarak yerini alması noktasında yaşanan düşünsel dönüşüm sadece Obama ile sınırlı değildi. Tersine Washington’daki hakim kurumsal yapının büyük bir bölümünü kapsıyordu. Hatta Hillary Clinton, 2016 seçimlerini kazanmış olsaydı, istenen sonuçlara ulaşılacaktı. Özellikle de Suudi Arabistan’la yaşanan uzaklaşma, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkilerde yaşanan soğukluk, Abdulfettah es Sisi’nin yönetimi altındaki Mısır’ın bölgesel rolünü artık yerine getiremez oluşu ve İsrail’in Washington’un istediği bölgesel rolünü yerine getirmeye güç yetirememesi gibi nedenler bunu beraberinde getirdi. Ancak bütün bu düzenlemeleri yerle yeksan eden, Washington’la Tahran arasında dört  yıl boyunca süren ortak mücadelenin semeresini yok eden bir sürpriz yaşandı. Bu sürpriz, Obama’nın mirasını ortadan kaldırmaya ve İran’la ilişkilerini yeniden eski günlerine götürmeye azimli Trump’ın seçimleri kazanmasıydı.

Aslında, Trump’ın geçen yılın mayıs ayında Nükleer Anlaşma’dan çekilmesinin ve yaptırımları yeniden gündeme getirmesinin ardından Zarif’in görevini bırakması gerekiyordu. Ancak Zarif, Washington’da Obama çizgisi devam etmiş olsaydı, neredeyse bölgenin görünümünü değiştirecek olan en büyük başarısını kurtarmak için boşuna bir çabayla bakanlık koltuğunda devam etmeye karar verdi. Avrupalılar, İran’ı Amerikan yaptırımlarını etkisiz hale getirmek için birlikte bir banka mekanizması oluşturarak Nükleer Anlaşma’ya sadık kalmaya ikna etmeye çalıştı. Ancak Zarif, Avrupa’nın Tahran’daki radikal çizgiye karşı mücadelede Trump’ın 2020 seçimlerinde kaybedeceğini umut ederek kendisi için sadece zaman satın aldığını gayet iyi biliyordu.

Rehber Ali Hamaney, birkaç gün önce açıkça “Avrupa bizi aldatıyor” demişti. Rehber, Washington olmaksızın bir nükleer anlaşmanın değerinin olmadığını biliyordu; onun esas amacı, çatışmanın sona erdirilmesi ve ilişkilerin değiştirilmesiydi. Ancak bunun başarısız olması ile ABD eski bakanı John Kerry ve Avrupalıların sempatik bulduğu ‘Zarif tebessüm’ün işe yaramadığı Trump’la çetin bir savaşa hazırlanmak şart oldu.

*Bu makale el Arab el Cedid gazetesinden tercüme edilmiştir.

(Çeviren: İslam Özkan)