Dünya Forum: Ejderhalar / Binlerce yıldır yaşayan efsanevi canlılar

Özellikle Uzak Doğu ve Avrupa mitolojisinde binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan ejderhalar, son dönemde sinema ve televizyon ekranlarındaki popüler imgeleriyle modern çağa güçlü bir dönüş yaptı. Bu gizemli ve kadim yaratıklar, önce Tolkien’in dünyaca tanınmış eserlerinden uyarlanan Yüzüklerin Efendisi serisi ve ardından Taht Oyunları (Game Of Thrones) dizisiyle izleyicileri kendilerine hayran bıraktılar. Taht Oyunları dizisinin yeni sezonunda da ejderhalarla ilgili girift hikâyeler ve görkemli sahneler izleyiciyi ekrana bağlayacak gibi görünüyor.

Tarkan Tufan  ttufan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Ejderhalar dünyanın en popüler mitolojik yaratıklarındandır. Peki, bu korkutucu yaratıkları nasıl doğru bir şekilde tanımlayabiliriz? Başlangıç olarak, bir ejderhanın, korkunç bir var oluşa sahip bir yılan türü olduğu biliniyor. İngiliz diline ‘dragon’ biçiminde geçen kelimenin kökeni Yunanca ‘Drakon’ sözcüğünden gelmekte ve ‘büyük yılan’ veya ‘deniz yılanı’ anlamındadır. Ek olarak, çoğu ejderha, doğada kötü karakterli olarak tanımlanır. Ancak Çin mitolojisinde aktarıldığı üzere, bu her zaman böyle değildir. Ejderhaların yardımsever ve bilge yaratıklar olarak da gösterildikleri hikâyeler mevcuttur. Antik Yunanlılar, ejderhaları değerli eşyaları koruyan canavarlar olarak görürdü. Ejderhalar genellikle altın veya değerli taşlar gibi hazineleri korurlardı.

Ejderhalar, mitolojide katledilmesi gereken, güçlü ve korkutucu düşmanlar biçiminde anlatılan az sayıdaki canavar türünden biridir. Efsanelerde yalnızca kendi iyilikleri doğrultusunda var olmazlar; büyük ölçüde cesur maceracılar için alt edilmesi gereken bir hedef olarak da anlatılırlar. Troller, elfler ve periler gibi diğer efsanevi canlılar insanlarla etkileşime girerken bazen düşman, bazen dost konumundadır; ancak temel rolleri ejderhalar kadar savaşçı değildir.

Özellikle de Ortaçağ Hıristiyan mitolojisi, ejderha bedeninde savaşan şeytanları yok eden iyi ve inançlı azizlerle ilgili efsaneler yaratmıştı. Bu azizlerin en ünlüsü, efsaneye göre korkunç bir ejderha olan Leviathan tarafından tehdit edilen bir kasabaya gelen ejderha avcısı Aziz George’du. Aziz köylü bir kızı kurtarır, haç işaretiyle kendini korur ve canavarı öldürür. Aziz George’un inanç ve cesaretinden etkilenen kasaba halkı, hızla Hristiyanlığı benimser.

Game of Thrones dizisinde yer alan bir ejderha.

Bir ejderhayı yenmek, hırslı bir aziz, bir şövalye ya da bir hobbit için sadece önemli bir kariyer fırsatı değildi, aynı zamanda, efsanelere göre ordularını güçlendirmenin de bir yoluydu. “Var Olmayan Şeylerin Ansiklopedisi” adlı eserde Michael Page ve Robert Ingpen’in de belirttiği üzere, “Ejderha dişlerinin kullanılması, herhangi bir ülkenin silahlı kuvvetlerini geliştirmek için zahmetsiz bir yöntem sağlardı. Thebes Kralı Cadmus bu konuda şunları söylüyordu: ‘İlk önce, tahıl ekmeye hazırlarmış gibi oluklu bir tarla hazırlayın. Daha sonra uygun bir ejderhayı yakalayıp öldürün ve tüm dişlerini çekin. Bunları hazırladığınız oluklara koyun, üzerlerini hafifçe örtün ve uzaklaşın.” Kısa süre sonra usta savaşçılar “bronz zırhla kaplanmış, kılıçlar ve kalkanlarla donanmış bir halde (…) ejderha dişlerinin ekildiği yerlerden hızla çıkıp saflarında dururlar.” Görünüşe göre bu “draconis dentata” (ejderha dişinden yapılmış) askerler oldukça güçlü bir gruptu ve düşmanı bir solukta yok etmeye hazırlardı. Şayet bunu yapmayı planlıyorsanız, rakiplerinizin yakında olduğundan emin olmanız gerekirdi.

ASYA’DAN AVRUPA’YA, ZAMANIN ÖTESİNDE BİR YARATIK

Bugün artık hayâli canlılar olduklarını düşünsek bile sadece birkaç yüzyıl önce, ejderhalarla ilgili söylentiler, Endonezya’dan Avrupa’ya gelen ve ejderhalarla karşılaştıklarını anlatan denizcilerin ifadeleriyle doğrulanmış gibi görünüyordu. Batılı bilim insanları, 1910’lu yıllarda Komodo ejderhasının varlığını doğruladılar; ancak bu korkunç canavarlarla ilgili söylentiler ve öyküler bundan çok daha önce dolaşımdaydı.

Ejderha mitolojisi, neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Aslında, Mezopotamya’daki ilk kültürlerin ve Yakın Doğu’daki diğer eski toplumların çoğu, insanları kötü dev yılanlardan koruyan güçlü fırtına tanrılarını anlatan zengin sözlü tarihçelere sahiptir. Bu yılanlar, genellikle ışıltılı derilerinden ya da ağızlarından ateş saçma ve uçma kabiliyetlerine kadar birçok korkunç özelliği barındırır. Bu efsaneler, ejderhalarla ilgili modern bakış açısına da temel teşkil eder.

İlk kültürlerde, ejderhalar, genellikle son derece yardımsever veya korkutucu ve öldürülmesi zor olan güçlü yılanlar veya canavarlar olarak görülüyordu. Her bölgenin inançları, genellikle coğrafi konumdan etkilenir. Doğu kültürleri ejderhaları sıklıkla fırtınalar ve su üzerinde gücü olan bilge tanrılar olarak görüyorlardı. Yanı sıra, ejderhaları kötülükleri yok edebilecek kadar güçlü ve yardımsever yaratıklar olarak tanımladılar.

Yüzüklerin Efendisi’nde yer alan Smaug karakteri.

Batı kültürleri, Asyalılardan çok daha farklı bir bakış açısına sahipti. Ejderhaları, genellikle katliam ve karmaşa yaratan şeytani canavarlar olarak gördüler. Birçok ejderha, antik çağda insanlar için tehlikeli olan karanlık ve tehlikeli yerlerde yaşayan canavarlar olarak tasvir edilirdi. Ayrıca, genellikle büyük hazineleri korudukları düşünülüyordu.

Ortaçağ’dan önce her iki kültürde de ejderhaların kanatsız oldukları düşünülüyordu. Bu dönemde Batı kültürleri ejderha portrelerini değiştirmeye başlarken, Doğu kültürleri geleneklerini yaşatmaya devam etti.

Pek çok kişi ejderhaların hazineleri koruduğunu düşünürken, yaratığı çevreleyen başka efsaneler de mevcuttu. Bu türden bir efsane, ejderha kanının kendine has özellikleriyle buna ulaşan herkese özel yetenek ya da fırsatlar sunacağını anlatıyordu. Bir kişi kılıcını veya bıçağını ejderha kanına batırıp birini yaralarsa, o kişinin yaraları asla iyileşmezdi. Buna karşın, ejderha kanıyla ilgili her şey kötü değildi. Ejderha kanının bir insana geleceği görme yeteneği verdiği de düşünülmekteydi.

Doğu dünyasında ejderhaların boyut ve şekil değiştirme kabiliyetine sahip olduğu da düşünülmekteydi. Aslında, Doğu efsanelerinde anlatılan ejderhaların çoğu, istedikleri zaman insan suretine bürünme kabiliyetine sahipti.

FOSİLLER VE İNANÇLAR MİTLERİ BESLEDİ

Ejderha efsanesine sebep olan şeylere dair en somut cevap, kısaca mevcut canlıların bu tür hikâyelere ilham vermesi olabilir. Bu teoriye muhtemel bir aday “Ejderha Avcısı Prenses Thakane” adlı bir hikâyedir. Bu hikâyeyi inceleyen araştırmacıların çoğu, söz konusu su ejderhasının aslında bir timsah olduğunda hemfikirdir. Çeşitli hikâyelere ilham verdiği düşünülen diğer canlılar arasında yılanlar, yılan balıkları ve monitör kertenkeleler de bulunur.

Bu esinlenmenin keşfedilmemiş bir sürüngen türünden geldiğine inananlar da mevcuttur. Birçok kişiyse, böylesine büyük bir türün fark edilmeden günümüze kadar hayatta kalabileceğinden şüphelidir. Atalarımıza ait bu masalların, çeşitli bölge ve zamanlarda rastladıkları dinozor ve diğer devasa yaratıkların fosillerinden esinlendiğine inananlar da bulunur.

Başka bir teori, dinlerin ejderha mitlerine ilham vermiş olabileceğidir. Bu, kısmen Mezopotamya ve Yakın Doğu kültürlerinin, çok güçlü yılan benzeri hayvanların üstesinden gelen fırtına tanrılarıyla ilgili yaygın hikâyelere sahip olmasından dolayıdır.

Ejderhanı Nasıl Eğitirsin filminde Dişsiz/Gecenin Öfkesi karakteri.

Bunların dışında, kendi korku ve ilkel içgüdülerimizin efsanelere ilham vermesi de mümkün. Birçok bilim insanı, yılanlara ve diğer sürüngenlere karşı bilinçaltında programlanmış bir korkunun yattığını varsayar. Ejderhaların yaşadığı söylenen yerler (okyanuslar, göller, karanlık mağaralar ve diğer tehlikeli yerler) ile birlikte bu teori, ejderha mitlerinin insan için uyarıcı bir masal olarak yaratıldığını düşündürebilir.

ANTİK KÜLTÜRLERİN HİKÂYELERİ

Her ne kadar birçok kültür ejderha ve diğer yılan benzeri yaratıklar hakkında derin bir korkuya sahip olsa da Çin mitolojisinin çok farklı bir bakış açısı vardı. Ejderhanın, iyi hasat getiren bol yağış gibi birçok hediyeden sorumlu olduğuna inanıyorlardı. Ejderhanın en önemli mitolojik yaratık olduğunu gösteren birçok masal anlatılırdı. Aslında, bu yaratığa Çin kültüründe o denli saygı duyulur ki, binlerce yıl boyunca yalnızca imparatorların ejderhayla temsil edilen veya ilişkilendirilen bir sembole ya da nesneye sahip olmalarına izin verilmişti.

Ejderha Kralları, derin denizlerdeki büyülü kristal saraylarda yaşayan büyük ve güçlü tanrılardı. Pek çok insan bu kalelerin Yeraltı Dünyası’nın bir parçası olduğunu ve buna yalnızca gizli girişler ve mağaralar yoluyla ulaşılabileceğini düşünüyordu.

Beş Ejderha Kralı olduğu söyleniyordu. Bunlar yağmuru kontrol ediyor ve suları yönetiyorlardı. Beş kraldan dördü ana yönlere (Kuzey, Güney, Doğu, Batı) yerleşmişti ve kendi bölgelerine hükmetmekteydi. Baş Ejder Kral’sa, bu dört kralın ortasında yaşardı.

Ejder Krallarının doğanın güçlerine sahip olduğu düşünülüyordu. Su ejderhalarının okyanusun yüzeyine çıktıklarında tayfunlara neden olduklarına inanılıyordu. Uçtuklarındaysa şiddetli yağmur ve bazen de kasırgalar oluşurdu.

Dongfu’yla ilgili hikâye, bir zamanlar kraliyet ailesinin bir parçası olmasa da ejderhalara karşı büyük bir sevgi duyan bir adamın hayatını aktarır. Dongfu, ejderhaların aklını okumak ve iradelerini yönetmek gibi eşsiz bir armağanla doğmuştu; bu yeteneği, bu canavarları iyi ve asil yaratıklar olarak eğitmesine olanak sağlamıştı.

İmparator Şin, bu adamın yeteneklerinin farkına vardığında, ejderhaları eğitmesi için kraliyet sarayında yaşamaya davet etti. Dongfu’ya normalde kraliyet ailesi için ayrılan yeni bir isim bile verdi: ‘Huanlong’. Bu yeni isim (Huanlong), “ejderha yetiştiricisi” anlamına geliyordu. Böylece Huanlong, uzun ve başarılı bir yaşam sürmeye devam etti.

Eski bir Miao Yaratılış Efsanesi, ejderhaların, insanlığın yaratılmasından sorumlu olabileceğini anlatıyordu. Geleneklerine göre, ilk insanların ataları maymunlardı. Büyük Ejder tek başına mağarasında yaşamaktaydı. Zaman zaman bazı maymunlar oynamak için onun mağarasına girerdi. Bir gün yalnızlıktan sıkılan Büyük Ejder, bu maymunlara soluğundan üfledi ve böylece ilk insanları yaratmış oldu.

Çin kültüründe yer alan ejderha maskotu.

Zmeys (Rusça), smok (Belarus) ya da zmiy (Ukrayna) adıyla bilinen Slav mitolojisi ejderhaları, genellikle ekinlerin ve doğurganlığın koruyucuları olarak görülürdü. Bunlar üç başlı (yılan, insan ve kuştan oluşan) bir gruptu, asla tek bir biçime bağlı değillerdi, ayrıca sıklıkla şekil değiştirirlerdi. Bununla birlikte, çoğunlukla erkek olarak tasvir edilirler ve insanlarla çiftleşen, cinsellik noktasında saldırgan olarak görülen canlılardı. Her ikisi de insanın hayatta kalması için çok önemli olan ateş ve suyla ilişkilendirilirlerdi.

Kimi zamanlar, nitelikleri sınırlı, kötü niyetli, dört bacaklı canavarlar da görülürdü. Zekâları sınırlıydı; genellikle köylere ya da küçük kasabalara baskın yapar, yiyecek veya altın isterlerdi. Kafalarının sayısı bir ilâ yedi arasında değişirdi; bazen daha da fazla olurdu ve üç ve yedi başlı ejderhalar en yaygın olanıydı. Ejderha kanı o kadar zehirliydi ki, toprak bile onu emmeyi reddederdi.

Cermen ve İskandinav mitolojisinde, ejderhalar genellikle cadı olarak bilinen yılan benzeri yaratıkların bir çeşidi olan “Lindworm” biçiminde tasvir edildi. Bazen kanatlı ve bacaklı canavarlar, daha sık olarak devasa yılan biçimli yaratıkları olarak ortaya çıktılar. Bu dev solucanlar kötü bir alâmet olarak görülüyordu ve genellikle sığır ve diğer hayvanları avlanmakla suçlanıyorlardı. Onlar açgözlü yaratıklardı, hazineleri koruyorlardı ve çoğunlukla yeraltı mağaralarında yaşıyorlardı. Germen ve İskandinav hikâyelerindeki bu yaratıkların böylesi canavarlara dönüşmesine genellikle insanların kendi açgözlülüğü ve günahları neden olmaktaydı. Jormugand efsanesi, hazinesini ele geçirmek için kendi babasını öldüren ve altınları korumak için korkunç bir ejderhaya dönüşen bir insanın öyküsünü anlatmaktaydı.

Ejderha başı, Vikinglerin en ünlü sembollerinden biriydi. Viking ejderhası birçok yönden İskandinav tanrısı Thor’la savaşan efsanevi deniz yaratığı Midgard Yılanı’nın bir temsiliydi.

Vikinglerin devasa ejderha başlı gemiler inşa etmesinin nedeni, uzak mesafelerden mümkün olduğunca korkutucu görünmek istemeleriydi. Vikingler uzun gemilerine “drakkar” veya “ejderha gemileri” adını verdiler ve geminin önüne monte edilen ejderha başı, düşmanları için güçlü ve korkutucu bir simge olarak kullanıldı.

İngiliz mitolojisinde, ejderhalar uzun zamandır bulunmaktaydı. Bu yaratıkların bir kısmı ejderhadan ziyade orta Avrupa’daki vahşi hayvanlara benziyordu; ancak ateş püskürten ve uçan devasa ejderhalar da mevcuttu. İngiltere’deki en ünlü ejderha, ülkenin ruhani babası Aziz George tarafından katledilenlerden biri olan Leviathan’dı.

Günümüzde, Britanya Adaları’nda iki ayrı ejderha bulunur: İngiltere’yi sembolize eden Beyaz Ejderha ve Galler bayrağında görünen Kırmızı Ejderha. Britanya’da anlatılan eski bir hikâye, beyaz bir ejderhayı ve ölümle savaşan kırmızı bir ejderhayı aktarıyordu. Kızıl Ejder, bugün Galler tarafından temsil edilen Britanyalılar ile bağlantılıdır ve beyaz ejderhanın, 5. ve 6. yüz yıllarda Güney İngiltere’yi işgal eden Saksonları (şimdiki İngilizleri) resmettiğine inanılıyor.

İtalyan mitolojisi, Aziz George ve ejderha efsanesini günümüze dek muhafaza eden hikâyeler barındırır. Ancak diğer azizler de bir ejderhayla savaşırken tasvir edilirdi. Örneğin, Forli şehrinin ilk piskoposu olan Aziz Mercurialis’in bir ejderha öldürdüğü ve Forli’yi kurtardığı söylenir. Aynı şekilde, Venedik’in ilk koruyucu azizi olan Aziz Theodore de bir ejderha avcısıydı ve ejderhayı öldürdüğünü temsil eden bir heykel hâlâ Aziz Mark meydanındaki iki sütundan birinde varlığını korumaktadır.

BAZI KADİM EJDERHALAR

Musşussu ya da Mussussu (yanlış tercüme nedeniyle ‘Sirruş’ adıyla da bilinir), Mezopotamya bölgesinde tanrılara yardım ettiği düşünülen eski bir ejderhaydı. Bu yaratığın Babil saraylarında yaşadığı düşünülüyordu; yaratık, Eski Ahit’te anlatılan peygamber Daniel’in (Danyal) ellerinde can vermişti.

Hikâye, Babil rahiplerinin Daniel’i (Nebukadnezar’ın tanrısı) Bel Tapınağı’na götürdüğünü ve ona Musşussu olduğuna inanılan büyük bir ejderhayı gösterdiğini anlatıyor. Daniel yaratığı görünce, görünmez tanrısını (Rab) yaşayan tanrılarla savaşması için yardıma çağırır ve neticede ejderhayı öldürür.

Apep, güneş tanrısı Ra’nın en büyük düşmanı olan dev bir yılan olarak kabul edilirdi. Büyük etkisi nedeniyle Mısır mitolojisinde ve eski Mısır dininde birçok tasviri bulunurdu. Kaos ve yıkımdan sorumlu şeytani bir tanrı olduğu bilinmesine karşın, aynı zamanda Mısır kültüründeki en önemli sembollerden biriydi. Yunanlı Tales, Apep’in etkileyici büyüklükte bir varlık olduğunu yazmıştı; kimi kaynaklar, yaklaşık 16 metre uzunluğa sahip olduğunu öne sürüyordu. Antik kaynaklardan günümüze kalan masallar, bize Apep’in yeraltı dünyasıyla ilişkili olduğunu aktarıyor. Ra’nın yeraltına inerek yukarıdaki insanları korumak için Apep’le savaştığı zamanlarda güneşin battığı ve sabahları tekrar yükseldiği düşünülüyordu. Ayrıca, fırtınaların Apep’in fırtına tanrısı Set’le yaptığı savaşlardan kaynaklandığını anlatan hikâyeler de mevcuttu.

Vritra, erken dönem Hint dini olan Veda kültüründe anlatılan dev bir ejderhaydı. Kötü bir varlık ve kuraklığın vücut bulmuş hâli olduğu düşünülmekteydi. Bazı Veda kaynakları, ejderhaların yeryüzündeki ilk varlıklar olduğunu aktarıyordu. Vritra, koruyucu tanrı Indra’nın düşmanıydı. Ejderhanın, bu topraklarda yaşayan insanlar için hayati önem taşıyan nehirlerin akışını engellediği anlatılıyordu. Yüce Indra tarafından mağlup edilinceye dek Vritra suları rehin tuttu ve insanlara acılar yaşattı.

Hydra illüstrasyonu.

Tüm kültürlerin yılan ve ejderhalardan ağır şekilde etkilenen mitolojileri olsa da, Yunan mitolojisi belki de günümüzün en bilinen yaratıklarını barındırır. En ünlü hikâyelerden ikisi Typhon (Tayfun) ve Hydra (Hidra) ile ilgilidir. Typhon, Zeus’un annesi Gaea ve babası Tartarus’tan doğan bir canavardı; babasını tahtından etmek gibi kötü bir niyet taşıyordu. Typhon bir süre sonra isyan etti ve Olimpos Dağı’nda yaşayan tanrılara karşı büyük bir yıkıma girişti. Durdurulması neredeyse imkânsızdı; fakat tanrı Zeus, kardeşlerinden birkaçının yardımıyla canavarın üstesinden gelebildi.

Hydra, Lerna gölünde yaşadığı söylenen çok başlı bir yılandı. O zamanlarda, Lerna yeraltı dünyasına girişin bekçisi olarak kabul ediliyordu. Hydra’nın yenilmez olduğu düşünülüyordu, çünkü kafalarından biri kesilince yeniden büyüyordu. Buna ek olarak, Hydra’nın başlarından biri ölümsüzdü. Ejderha kendisiyle savaşan yüzlerce insanı yok etti ama yarı-tanrı Herkül tarafından tüm başları kesilerek öldürüldü.

Çağdaş kültürde ejderhalar hâlâ popülaritesini korumayı sürdürüyor. Ejderhalardan bahseden yüzlerce kitap, film, oyun ve ticari eşya mevcut. İnsan şeklini alabilen, şekil değiştiren ejderhalar içeren romantik hikâyelere bile rastlamak mümkün. Ejderhalar bazen öldürülmesi gereken canavarlara, bazen yardımsever yaratıklara ve evcil hayvanlara dönüştüler. Hatta çocuklar için sevimli ve cana yakın bir hale bile getirildiler. Her ne şekle dönüşürse dönüşsün, ejderhaların insanlar için korku, saygı ve hayranlık uyandıran imajı asla yok olmayacak ve zihnimizin derinlerinde saklı kalan ilkel korkularımızın bir temsili olarak sonsuza dek yaşamayı sürdürecekler.

Kaynaklar:

https://mythology.net/mythical-creatures/dragon/

https://www.ancient-origins.net/myths-legends/dragons-exploring-ancient-origins-mythical-beasts-006407

http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Dragon

https://www.livescience.com/25559-dragons.html

https://www.smithsonianmag.com/science-nature/where-did-dragons-come-from-23969126/