Kızıl Ordu'ya katılan Yahudiler: Hitler'le görülecek özel bir hesabım var

Auschwitz toplama kampının kapılarını açan kalpaklı Kızıl Ordu askerlerinin boynuna sarılan tutsakların fotoğraflarına göz gezdirmek, gerçeği görmeye yardımcı olabilir. Şöyle diyor kampa ilk girenlerden kumandan Vasili Gromadski: “Kapıda bir kilit vardı. Burasının ana giriş olup olmadığını bilmiyordum. Bir adamıma kilidi kırması emrini verdim. İçeride kimse görülmüyordu. Bir 200 metre daha yürüdük ve çizgili gömleklerle yaklaşık 300 tutsağın bize doğru koştuğunu gördük."

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

Sinema, zaman zaman tarihin çarpıtılmasına kolayca imkan verebiliyor. Bunda aslan payı elbette Amerikan sinemasının. Eğer konuyla ilgili hiç bir bilgiye sahip olmadan İkinci Paylaşım Savaşı’nı, Hollywood filmlerinden izlemeye kalkacak olursak, muhtemelen bütün savaşın Nazilerle Amerikalılar arasında yaşandığı düşünmemek elde değil! Sovyetler Birliği’nin daha da yıpranmasını bekleyerek Nazilerin yaptığı katliamlara seyirci kalan ya da sadece Sovyetler’e gözdağı vermek için zaten neredeyse yenilmiş Japonya’ya atom bombası atan bir ABD’ye doğal olarak bu filmlerde rastlayamıyoruz. Savaşta 20 milyonun üzerinde insanın hayatını kaybettiği Sovyetler’in Nazileri nasıl yendiğinin söz edilmemesi bir tarafa, bir de Sovyetler’in o dönem sanki ‘Yahudi düşmanıymış’ gibi bir algı yaratılıyor! Savaşa girmeyen ve Nazilerle alttan alta ilişkilerini sürdüren kimi ülkeler bile kendini ‘Yahudilerin kurtarıcısı’ olarak göstermeye çalışırken Kızıl Ordu’daki Yahudilerin konumuna, neler yaşadıklarına değinmekte fayda var…

Önce biraz sayısal verilerden bahsedelim. 1926 tarihli nüfus sayımı, Kızıl Ordu’da görevli Yahudilerin oranının genel nüfusa oranla yüzde 24 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ekim Devrimi öncesi rakamlarla sonrasını kıyasladığımızda da benzeri sonuçları görüyoruz. Bunun başlıca nedenlerinden biri Birinci Paylaşım Savaşı’ndan öncesinde ve sırasında Yahudilere yönelik saldırılar ve yer yer katliamlara karşı Bolşeviklerin tutumu olabilir. Daha farklı bir istatistik paylaşacak olursak, 1941-1945 yılları arasında Kızıl Ordu’da çeşitli konumlarda görev alan Yahudi asker sayısının 350 bin ile 500 bin arasında değiştiğini görülüyor. Hayfa Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, Yahudiler bir ulus olarak sayıldığı takdirde savaş yıllarında Kızıl Ordu’nun etnik dağılımında; Ruslar, Ukraynalılar ve Belaruslulardan sonra dördüncü en büyük halk olduğu öne sürülüyor ve bunda Sovyet vatandaşı Yahudilerin Nazilere karşı savaşmaya gönüllü olmasının etkili olduğu belirtiliyor. Farklı bir araştırma rakamların çok yakın olmasıyla birlikte Kızıl Ordu içindeki Yahudi oranının Tatar ve Özbeklerin hemen gerisinde olduğunu söylüyor. Tabii bu fark, ikinci araştırmanın yalnızca piyade tümenleri üzerinden yapılmasından kaynaklanıyor olabilir. Resmi Sovyet verileri Ocak 1944 itibariyle Kızıl Ordu’daki 32 bin Yahudinin başarılarından dolayı ödüllendirildiğini söylüyor. 1940-1945 arasında 229 Yahudi’nin general ya da amiral rütbesine yükseltildiğini de ekleyebiliriz.

‘STALİNGRAD’IN BEYAZ ZAMBAĞI’

“Savunma Komitesi Başkanı Yoldaş Stalin, Temmuz’un üçünde SSCB halkına hitaben yaptığınız konuşmaya cevaben, Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, askeri kayıtlardan hastalık sebebiyle görevinden alınmış biri olarak ben, size beni Kızıl Ordu saflarına kabul etmeniz için başvuruyorum, böylece trompetimle Kızıl Ordu’nun vatan, şeref ve özgürlük düşmanına karşı son kararlı savaşında yiğit tümenlerini cesaretlendirebilirim. Süvari Trompetçi Abram Inikson.”

Lydia Litvyak.

Rakamlara daha fazla boğulmadan, kimi hikâyeler üzerinden Yahudilerin Kızıl Ordu içindeki varlığını ele alalım. İlk olarak 12 Nazi savaş uçağı düşürerek dünya tarihinde bunu başaran tek kadın olma rekorunu elinde bulunduran Pilot Lydia Litvyak’dan bahsedebiliriz. Sovyetler Birliği Kahramanı, Lenin Nişanı, Kızıl Bayrak Nişanı gibi önemli madalyalara layık görülen Litvyak’ın görev sırasında uçağının düşürülmesi sonucu öldüğünde (1943) henüz sadece 21 yaşında olması, sahip olduğu başarının büyüklüğünü gösteriyor. Uçağına çizdiği zambaklar yüzünden ‘Stalingrad’ın Beyaz Zambağı’ ismiyle de bilinen Litvyak, Nazilerin Sovyetler’e saldırmasının hemen ardından gönüllü olarak Kızıl Ordu’ya katılmak isteyen Yahudilerden biridir. Ancak başvurusu tecrübe eksikliği gerekçe gösterilerek reddedilir ve orduya kabul edilmez. Daha sonra savaş öncesi gerekli uçuşlarını gerçekleştirdikten sonra avcı uçağı Yak-1’in başına geçer. Stalingrad’ta yaşanan bir çatışmada Litvyak ilk Nazi uçağını düşürür ve böylece bunu yapan yine ilk kadın avcı pilot olur. Litvyak’ın düşürdüğü uçağın pilotu paraşütünü açarak ölümden kurtulsa da dosdoğru Sovyet mevzilerine düşer. Erwin Maier isimli Nazi pilot sorgusunun ardından diğer esirlerin arasına alındığında Sovyet askerlerinden uçağını vuran pilotla tanışmak istediğini söyler. Talebi şaşırtıcı bir şekilde kabul edilir. (Normal şartlarda pek de hoş karşılanmayacak bu istek büyük ihtimalle Sovyet askerlerin Litvyak ile iftihar etmesinden dolayı kabul edilmiş olabilir.) Maier, karşısında oldukça genç bir kadını gördüğünde bunu Sovyet askerlerinin kötü bir şakası zanneder. Bir söylentiye göre Maier, uçağını Litvyak’ın düşürdüğüne ikna olunca yenilgisinin anısına kolundaki oldukça değerli altın saati genç pilota hediye etmek ister. Ancak Litvyak “Faşistlerden gelen hediyeleri kabul etmiyorum” yanıtını verir. Velhasıl kısa süre içinde yakaladığı başarının ardından Litvyak pilotların kendi inisiyatiflerini kullanabildikleri ‘serbest avcı’ kademesine atlar. Yine başka bir söylentiye göre Litvyak’ın uçağındaki zambaklar yüzünden Nazi pilotları tarafından tanındığı ve böylece uçağının düşürüldüğü iddia edilmiştir.

Polina Gelman.

‘HİTLER’LE GÖRÜLECEK ÖZEL BİR HESABIM VAR’

Litvyak ile yer yer yollarının kesişen bir diğer Yahudi kadın pilotsa Polina Gelman’dır. Naziler Moskova’ya varmasına 30 kilometre kalınca Kızıl Ordu’ya katılan Gelman, bombardıman uçağı pilotu olarak görev alır. Annesine yazdığı mektuptan bir bölüm, konumuzun çerçevesi açısından oldukça önemli: “Sevgili anneciğim, cepheye gitmeye karar verdim. Yahudi halkının bir kızı olarak benim Hitler ile görülecek özel bir hesabım var.” Görüldüğü üzere Gelman’ın Yahudi kimliğinin, verdiği bu kararla ne denli ilgili olduğunu apaçık ortada. Diğer taraftan Gelman’ın, partiyle kuvvetli bağları olan sıkı bir komünist olduğunu da biliyoruz.

Naziler Gelman’ın da bileşeni olduğu kadın gece bombacılarına ‘Nachthexen’ yani ‘Gece Cadıları’ ismini verir. Askeri kariyerinde 857 savaş uçuşu gerçekleştiren, düşman mevzilerine toplam 113 ton bomba bırakan Gelman, bir gecede tam 18 kez kalkış yaparak rekora imza atar. Savaştan sonra Gelman, Moskova Üniversitesi’ndeki tarih eğitimine kaldığı yerden devam eder. Ardından Küba’da çevirmenlik ve danışmanlık gibi işlerde görev alır. 2005 yılında Moskova’da hayatını kaybeder.

ZAFERİN DEKLANŞÖRÜ

Berlin’de Kızıl Ordu’nun zaferi.

Fotoğrafçı Yevgeny Khaldey bugün fazla tanınmasa da, çektiği bir fotoğraf isminden çok daha fazla biliniyor. Berlin’de Kızıl Ordu’nun zaferini, hatta belki İkinci Paylaşım Savaşı’nı sembolize eden Reichstag’a kızıl bayrağın dikilme anı Khaldey’in objektifinden çıkar. Bayrağı elinde taşıyan Dağıstanlı Sovyet askeri Abdülhakim İsmailov da böylece ünlenir. Bu anın Ukrayna Yahudisi Khaldey tarafından ölümsüzleştirilmesiyse Nazilerin çöküşünü temsil eden fotoğrafa daha farklı bir anlam katıyor.

Yevgeny Khaldey.

Elbette bu Khaldey’in çektiği tek başarılı fotoğraf değil. Her şeyden önce çocukluğundan itibaren fotoğrafçılıkla ilgilidir, öyle ki kendi imkanlarıyla bir fotoğraf makinası dahi yapar. Daha sonra ülkenin en büyük fotoğraf ve telgraf servisi Fotokhronika TASS’a katılır ve Moskova’da profesyonel fotoğrafçılık eğitimi alır. Savaş başladığında Kızıl Ordu fotoğrafçısı olarak çeşitli cephelerde bulunan Khaldey, Yahudilere yönelik katliamın tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildiği, tarihsel belge niteliği taşıyan fotoğraflar çeker. Bunun haricinde Budapeşte gettosunu Kızıl Ordu’nun özgürleştirmesinden hemen sonra çektiği bir Yahudi çiftin fotoğrafı, savaşın ikonik fotoğraflarından biridir.

Budapeşte.

‘BİZLERİ KUCAKLIYORLARDI’

Savaş boyunca Kızıl Ordu saflarındaki yaklaşık 140 bin Yahudi asker hayatını kaybeder. Korkunç bedellerin ödendiği bu savaşın ardından Avrupa’da faşizmin altında ezilen halkların ilk kime minnettar olduğunu görmek tarihsel olarak hiç de zor değil. Sovyetler Yahudilerin İkinci Paylaşım Savaşı’ndaki tek kurtarıcısı mıdır? Elbette hayır. Üstelik böylesi bir iddiaya sahip olan da yok. Ancak rolü olmayanlar kendilerine kahraman maskesi taktığı vakit tarihe başvurmaktan daha doğru bir şey de olamaz.

Auschwitz.

Auschwitz toplama kampının kapılarını açan kalpaklı Kızıl Ordu askerlerinin boynuna sarılan tutsakların fotoğraflarına göz gezdirmek, gerçeği görmeye yardımcı olabilir. Şöyle diyor kampa ilk girenlerden Kumandan Vasili Gromadski: “Kapıda kilit bir kilit vardı. Burasının ana giriş olup olmadığını bilmiyordum. Bir adamıma kilidi kırması emrini verdim. İçeride kimse görülmüyordu. Bir 200 metre daha yürüdük ve çizgili gömleklerle yaklaşık 300 tutsağın bize doğru koştuğunu gördük. Almanların kılık değiştirebileceği konusunda uyarıldıktan sonra temkinli davranıyorduk. Ama bunlar gerçek tutsaklardı. Ağlıyorlardı, bizleri kucaklıyorlardı. Bize burada milyonlarca insanın öldürüldüğünü söylüyorlardı. Bize Almanların 12 vagon bebek arabasını nasıl gönderdiklerini anlatışlarını hâlâ hatırlıyorum.”

 

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler:

https://www.warhistoryonline.com/guest-bloggers/the-white-lily-lydia-litvyak.html
https://ww2db.com/person_bio.php?person_id=433
https://ekmekvegul.net/bellek/nazilerin-korkulu-ruyasi-gece-cadilari
https://www.yadvashem.org/research/research-projects/soldiers/polina-gelman.html
http://blogs.periodistadigital.com/24por7.php/2008/05/05/foto-periodismo-photoshop-chaldej-retoqu-8998
https://www.yadvashem.org/research/research-projects/soldiers/evgenii-efim-khaldei.html
https://www.rbth.com/arts/2015/01/27/memories_of_the_liberation_of_auschwitz_41045

Holocaust and WWII: Jews in the Red Army – Gabriel Mayer