Sarı yelekler devrimi ve anlamı

Sorun şu ki, Fransız cumhurbaşkanı, tıpkı zamanında Marie Antoinette'in de yaptığı gibi, gerçekliğin gerisine düşüyor. Giderek daha fazla devletin toptan ekonomik programı ve siyasi rejimin kendisi tartışılır hale geliyor.   

Dimitris Konstantakopoulos*

Fransa yarım asırdır şahit olmadığı bir biçimde yeni bir devrimin eşiğindeyken Emmanuel Macron asgari ücreti artırmak, maaş iyileştirmeleri gibi küçük tavizler vererek düzeni yeniden tesis etmeye çalışıyor. Asgari ücret artışı şirketler tarafından karşılanmayacak. Bu zamların yapılabilmesi için sosyal sigorta fonlarında azaltım yapılacak. Sigorta fonları gelirlerinin kırpılması da emeklilik maaşlarında mevcut durumun korunmasını tehlikeye atacak. Bu arada Macron tabii ki süper zenginlerin daha yüksek vergi vermesinden veya şirketlerin daha fazla yükümlülük sahibi olmasından bahis açmıyor.

Sorun şu ki, Fransız cumhurbaşkanı, aynı vakti zamanında Marie Antoinette’in de yaptığı gibi, gerçekliğin gerisine düşüyor. Küçük ekonomik tavizlerini isyan ilk taleplerinin çok ötesine geçmişken ve gündemde çok daha geniş çaplı talepler dile getirilirken veriyor. Giderek daha fazla devletin toptan ekonomik programı ve siyasi rejimin kendisi tartışılır hale geliyor.

Yirmi yıl boyunca sendikalar herhangi bir sonuç alamadan mücadele ettiler. Gilets Jaunes, verilen tavizleri ne kadar yetersiz bulursa bulsun son geri adımlar benzin zamlarının ertelenmesinin ardından bir ay içinde kazanılan ikinci büyük zaferdi. Macron’un daha önceki sözde reformlarını dayatmak ve en ufak tavize yanaşmamak konusundaki ısrarını göz önünde bulundurduğumuzda bu geri adımlar daha da önemli bir hal alıyor. Bu reformlar tabi ki, bütün dünyada olduğu gibi, kamu hizmetlerinin ve sosyal refah sistemlerinin parçalanması anlamına geliyor.

Bu yazı Macron’un açıklamalarından birkaç gün sonra yazıldığı için gelişmeler ne gösterir bilemeyiz ama ilk göstergeler insanların çoğunun Cumhurbaşkanı’nın tekliflerini yetersiz bulduğu için kabul etmeyecekleri ve bir kısmının da, yapılacak başka bir açıklamayı dikkate almadan, genel bir devrimci isyan başlatmaya hazır gözüküyor.

1968 MAYASININ, MİTTERAND ZAFERİNİN ATMOSFERİ VAR

Gilets Jaunes mahallelerinde 1968 Mayıs’ını ve biraz daha az seviyede de olsa 1981’de Mitterand’ın seçim zaferi elde ettiği dönemi hatırlatan bir zevk heyecan ve mutluluk atmosferi var. Bir açıdan kişiler için aşk neyse toplumlar için de devrimler odur. Diğer tarafta bakanlıklarda, Macron’un Yürüyüş Partisi ve Avrupa Komisyonu’nun Brüksel’deki genel merkezinde de bir panik hali hakim. Hükümet içindeki insanların hassas birtakım dosyaları toplamakla meşgul olduğu söyleniyor.

İsyanın arkasındaki gerçek güce dair değindiğimiz emareler Macron’un şiddetli baskılarının destekçileri ve ona nazikçe kapıyı gösterenler arasında bir bölünme yaşanacağına işaret ediyor. İktidarın orantısız polis ve askeri gücü kullanımına yönelik şehvet, III. Napoleon’un diktatoryal icraatlarının bir tekerrürüne dönüşebilir. Halihazırda Fransız polisi zaten öğrenciler de dahil olmak üzere haksız yere aşırı güç kullandı. 1 Aralık’ta göstericilere on binlerce gaz bombası atıldı. Brüksel’de de Belçika polisi de aynı şekilde orantısız güç kullandı. Kapitalizm totalitaryen bir hal alırken, zamanına göre seçici ve izole bir yöntemle olsa da, otoriteryen “yönetişim” yöntemlerine dönmeye  ve eş güdümlü olarak Avrupa’da McCarthyizm’i hortlatmaya yönelik belirgin bir eğilim var.

Bundan birkaç yıl önce de iktidar sahipleri aynı şeyi, “terör tehdidi”ni (büyük oranda ABD, Batı Avrupa, İsrail Türkiye ve Ortadoğu’daki müttefikleri tarafından yaratılmadıysa da teşvik edildi)  uyandırarak denediler.

RUS TEHDİDİ, TERÖR TEHDİDİ, İSLAMCI TEHDİT… 

Tabii şimdi Rus tehdidinin yerini İslamcı tehdit aldı. Aynı zamanda hem medya hem de resmi “aydınlar ” üzerindeki emsalsiz kontrol halkın güvenli alanlarına doğru ittirilmesini sağlıyor. Geçen Cumartesi günü Fransa’nın en önemli radyosu France-Info beş dakikada bir insanların Paris’e adam öldürmeye geldiğine dair uyarılar yayınladığında olan tam da buydu.

Tabii burada sadece silahlara güvenmenin getirdiği bazı sorunlar var. Napoleon’un da ortaya koyduğu gibi bir süngüyle her şeyi yapabilirsiniz ama üstüne oturamazsınız. Bir diktatör bile olsanız arkanızdaki desteğiniz sadece yüzde 18 ise nüfusun yaklaşık yüzde 70’i sizden nefret ediyorsa ya da en azından size karşıysa ülkeyi yönetemezsiniz.

Olaylar nasıl bir seyir alırsa alsın en azından krizin henüz daha yeni başladığını söyleyebiliriz. Bu isyan uzun bir sürede büyümeye de devam edecek. Şunu rahatsızlıkla söyleyebiliriz ki Fransa’daki en son devrimden sonra ülkede de Avrupa’da da dünyada da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

HOLLANDA IRAK VE BURKİNA FASO’DA SARI YELEKLİLER

Dünyadaki diğer devletler de bu gerçeğin zaten farkında. Mısır’da general Sisi’nin kanlı diktatörlüğü sarı yeleklerin satışını yasakladı. Sadece Belçika değil, Hollanda, Irak ve Burkina Faso’da da sarı yelekli protestocular görüyoruz. Voltaire, Descartes ve Robespierre’in ülkesi modern Avrupa’da başka bir devrimci hareketi başlatarak Avrupa’daki merkezi rolünü tekrar teyit etti. Fransa’nın bu yeni “yurttaş devrimi”Avrupa’da dünyayı yöneten ve toplum, savaş ve iklim soykırımlarıyla bizi tehdit eden Batı kapitalizminin merkezinde bir sınıf savaşının başlangıcı olma özelliğini taşıyor.

Bu isyan, halkın küreselleşmiş finans oligarşisine ve siyasi, toplumsal müttefiklerine karşı olan savaşının başlangıcı. İnsanlık bu savaştan sağ çıkamasa bile gelecek üstünde belirleyici sonuçları olacak.

Küçük bir not: Biz bu yazıyı yazarken Strasbourg’da yaşanan bir “terör saldırısı” üzerine haberler duymaya başladık. Henüz bu saldırı hakkında özel bir yorum yapabilecek kadar fazla bilgimiz yok  ama zamanında Fransa’da da Belçika’da da, İngiltere’de de  birkaç terör saldırısına şahit olduk ve bu eylemleri gerçekleştiren teröristlerin hep vahim bir siyasi zamanlaması oluyor. Saldırılarının çoğu, özellikle de dikkat çekici olanları, hep de çok özel ve önemli siyasi anlarda tam da önemli seçim kampanyalarının ortasına denk geliyor. Umarız ki okurlarımıza yirminci yüzyılda terörizmi gizli servislerin başka türlü gerçekleşmesi imkansız hedeflerine ulaşmak için nasıl kullandığını gösteren belgelenmiş tarihsel gerçekleri hatırlattığımız için komplo teorilerini destelemekle suçlamazlar. Tabii ki bu Strasbourg saldırısının bir provakasyon olduğu anlamına gelmez. Bu olay şu anlama gelir ki, bir provakasyon sahnelemek isteyen bir kişi  Strasbourg’daki bu saldırıdan daha iyi bir eylem seçemezdi.

Yazının aslı United World sitesinden alınmıştır. (Çeviri: Balkan Talu)