Aralık’tan Ağustos’a İran (2): Sonuna 'Merhaba' de!

Şimdilik protestolar her ne kadar dinmiş olsa da, rejimin krizi anbean çoğalmaktadır. Teyit edilmemiş raporlara göre, bazı hükümet yöneticileri ve başlıca sermayedarlar ülkeyi terk ederken bazıları ise sınırı geçerken tutuklanmıştır. Bununla birlikte Meclis çifte vatandaşlığa sahip olan kamu yöneticilerinin ülkeden ayrılmalarını durduracak bir planı tartışıyor.

Binlerce kişinin gözaltına alınması ve 80’den fazla şehirde baskının ve sıkıyönetimin yoğunlaşması ile birlikte Aralık Ayaklanması’nın 10 günden az bir zaman içerisinde sona ermesine rağmen bu ayaklanma alt-orta sınıfın ve işçi sınıfının mücadelelerinde yeni bir dönemin başlangıcıydı. Tahran, Tebriz ve birkaç başka şehirde ayaklanma sırasında 90’dan fazla eski ve mevcut üyelerinin tutuklanmasından muzdarip olan Öğrenci Şuraları, hasarlı güçlerini yeniden ele geçirebildi ve bu başlı başına emsalsizdi. Önceki tecrübelerde, Aralık 2008’deki solcu öğrencilerin büyük bir kısmının tutuklanması dahil olmak üzere, birçok üniversitede uzun süren sessizlik ve eylemsizlik galip geliyordu. Bu kez ise gözaltına alınmış öğrenciler ağır hapis cezalarına çarptırılmış olmalarına rağmen, Öğrenci Şuraları aşağı yukarı faaliyetlerini sürdürüp onların etkileri üniversitelere olduğundan fazla yayılmaya başladı.

İran’daki birçok şehirde sıkıyönetimin ilan edildiği gün, Haft Tappeh Fabrikası’nın ve birkaç gün sonra Arak’ta bulunan Hepco Fabrikası’nın işçileri protesto eylemleri düzenleyip kendi emek haklarının peşine düşeceklerini ilan ettiler. Bu iki eylem, yoğun baskı ve sıkıyönetimin neticesi itibarıyla hükümetin baskın olmayı beklediği sanayi merkezleri ve işçi mücadelelerindeki terör estirme atmosferini, beklenenden daha çabuk bir şekilde, parçalara ayırdı. Bu sırada, Ahvaz Metal İşçileri’nin çarpışmaları ve kamyon şoförleri ile demiryolu işçilerinin devamlı grevleri, işçi sınıfının mücadelelerine yeni bir soluk getirmiştir. Çoğunlukla görünmez düzenleyici çevreler tarafından organize edilen grevler bazen ‘Demiryolu İşçilerinin Koordinasyon Konseyi’ gibi yeni kuruluşlar ile sonuçlanmaktadır. Aralık’tan sonra, grevlerin ve işçi eylemlerinin sayısı eşi benzeri görülmemiş bir şekilde, günde ortalama olarak dört eyleme çıkmıştır. Hükümet, işçi protestolarının ünlü figürlerini tutuklamak ve celbetmek yoluyla bu hareketin çoğalmasını engellemek üzere defalarca çabalamasına rağmen, bu tutuklamalar bazen tersine sonuçlandı. Örneğin, bir gece içerisinde Haft Tappeh Şeker Kamışı işçilerinin tutuklanması sırasında, işçiler grevlerinin devam edeceğini ilan ettiler ve tutuklananların serbest bırakılmaları da onların eski taleplerine ilave edildi. Tutuklanan grevciler ise birkaç gün sonra serbest bırakıldı. (Halihazırda Haft Tappeh Şeker Kamışı işçileri olan İsmael Bakhshi, Muslim Armand, Muhammed Hanifar ve Hassan Fazeli yargılanmaksızın tutuklular). Adliye binasının içinde oturma eylemi yaptıktan sonra tutuklanan 10’dan fazla Ahvaz demir işçisi serbest bırakıldı. Bu olaylar, Emek Hareketi’nin mücadeleci gücüne eklemlenip onu, hükümetin gösterdiği zaaf ve geri çekilmesinden dolayı güçlendirdi.

Muallim Hareketi ise eskisinden çok yayılarak sayısız eylem ve grev düzenlemiştir. Aralık Ayaklanması’nın neticesi itibariyle öğretmenlerin başlıca sendikası olan “İran Öğretmen Meslek Odaları” öğretmenler arasında daha önemli bir rol oynamaya başladı ve eskisinden daha iyi bir şekilde organize olmaktadır. Öğretmenlerin mücadelelerindeki devamlılık ise “Eşitlik Arayan Öğretmenler Birliği” gibi apaçık bir solcu eğilim gösteren ve öğretmenler arasında kayda değer etkileri elde eden yarı-gizli örgütlerin kurulmaları ile sonuçlanmıştır.

28 Aralık’taki Meşhed eylemlerinden sadece bir gün önce, Tahran’ın ana caddelerinden biri olan Enghelab (Devrim) caddesindeki bir elektrik panosunun üstüne çıkan bir kadın başörtüsünü bir çubuğa bağlayarak Zorunlu Örtünme Kanunu’nu protesto etmek amacıyla başörtüsünü salladı. O kadının hızlıca tutuklanması, birkaç hafta içerisinde ortadan kaybolması ve sonunda onun, İslam Cumhuriyeti’nin hapislerinde bulunmasına rağmen, Aralık Ayaklanması’ndan ileri gelen enerji, hükümetin zaafını gösterip genel başkaldırmaya eklemlenmiştir. Aralık ayındaki eylemlerden kısa bir süre sonra, birçok kadın bu protesto hareketini tekrar ettiler. Ocak ve Mart ayları arasında düzinelerce insan farklı şehirlerde ve çoğunlukla Tahran’da, “Enghelab Caddesi’nin Kızları” olarak bilinen protesto hareketini aynı şekilde devam ettirdiler. Liberal ve ılımlı analistler tarafından hareketin güçlü yanı olarak düşünülen ve ayrıca ‘medya feminizm’inin farklı simaları -özellikle yurt dışında yaşayan ve var olmayan bu ‘kampanyanın’ liderliğini iddia eden sağcı feministler- tarafından sahiplenen bu hareketteki örgütsüzlük, protesto hareketinin olduğu biçimde devam etmesini engelledi. Yine de zorunlu örtünmeye karşı mücadele, başka biçimlerde gündelik bir vaka haline gelmiştir. Buna ek olarak, Aralık günlerinden sonra İran’da kadın hareketi ileriye doğru uzun bir adım attı. 8 Mart’ta, bir grup sol-feminist kadının yaptığı eylem çağrısına karşılık olarak Çalışma Bakanlığı’nın önünde bir eylem düzenlendi. Bu eylemin bariz ehemmiyeti eylemcilerin sınıfsal konulara değinmeleri ve işçi sınıfı ile mülksüzleştirilmiş kadınların mücadelelerinin yansımasıydı.

Öte yandan, kadınların Çalışma Bakanlığı’nın önünde toplanmaları, on yıldan fazla süren baskı ve sessizlikten sonra kadınların şehrin sokaklarındaki ilk toplanmalarıydı. Emniyet güçleri ve polisin kadın ve erkek olan protestocuları hırpaladığı ve düzinelerce kişiyi gözaltına almasıyla birlikte, eylem vahşice bastırıldı. Gözaltına alınanlar birkaç gün içinde serbest bırakıldı ve birkaç ay sonra bütün suçlamalardan beraat etti. Bu olaylar, her şeyden önce kadınlara devletin zaafını ve geri çekilmesini göstermiştir.

Toplumun başka katmanlarını sarsan diğer çıkmaz ise su kriziydi. Haşimi Rafsancani döneminde başlayan, denetimsiz ve kötü planlanmış olan baraj inşaatları, bir yandan komşu ülkelere su ihracatı yapıyorken bir yandan da, sanayide kullanılmak üzere su çıkarmalar, özellikle İran’ın güney ve merkez illerinde, susuzluğa ve kuraklığa sebep olmuştur. Çiftçi hareketi İsfahan’ın merkezi ilçelerindeki köylerden başlayıp başka illere yayıldı. Çiftçiler askeri güçlerin karşısında sokaklarda, kendi tarlaları ya da köylerinde sürekli savaşmışlar ve onların protesto hareketindeki unutulmaz anlarından birinde, cuma namazındayken arkalarını imama döndüler. Cuma namazı devletin en ideolojik törenlerinden biridir. Her cuma toplu namaz kılınır ve Cuma İmamı doğrudan Büyük Dini Lider tarafından seçilip onu olduğu il veya ilçede temsil etmektedir. ‘Cuma İmamları Şurası’ olarak bilinen ve yetkisi Dini Lider’in emrinde olan bu kurum, bu törende her hafta Cuma İmamları tarafından konuşulması gereken önemli konuları düzenlemektedir. Su krizi, İran’ın güneyindeki şehirlerde, özellikle Khuzestan ilinde, kanlı çatışmalar ile sonuçlandı. İran’da petrol başkenti olan ve Karun Nehri’nin kıyısında yer alan Huzistan kuraklık krizi, hava ve su kirliliğiyle yıllarca mücadele etmiştir. Temmuz’da gerçekleşen fakat radikal bir şekilde yayılan çatışmalarda, protestocular ile hükümet ajanları arasında doğrulanamayan silahlı çatışmaların haberleri de işitilmiştir.

Aralık Ayaklanması’nın dolaysız etkisi halk protestolarının artmasıydı. Protestocular artık emniyet güçlerinin taaruzlarına pasif kalmayıp tam tersi, baskıya karşı olarak hızlı hamleler tertiplediler. Aralık 2017’den sonraki aylarda gerçekleşen halk protestolarının birçok örneği, kitlelerin meşru nefsi müdafaa ve egemen baskı sistemine saldırma ile ilgili meselelerinin çözüldüğünü göstermiştir. Örnek olarak, Mayıs’ta, İran’ın merkezinde yer alan Fars ilinin ilçesi, küçük ve imkanları az olan Kazerun’da halk, şehrin bazı bölgelerinin ayrılmasını hedefleyen ve Meclis tarafından onaylanan bir kararı protesto etmek için sokağa döküldü. Askerler protestocuları hedef alarak en az üç kişiye doğrudan ateş ettiler. Karşılık olarak, protestocular polis karakollarını işgal edip polis arabaları ve binalarını yaktılar. Hükümet Kazerun’un bölünmesini durdurmak zorunda kalıp geri çekildi. Bundan kısa bir süre sonra, Kazerun’un semtlerinden biri olan, Kazerun’dan ayrılması istenen ve başka küçük semtlerle bir ilçe konumuna dönüşecek olan Chenar Shahijan halkı, Kazerun’un bölünmesinin durdurulmasını protesto etmek üzere sokaklara dökülüp ana caddeleri kapatıp Cuma İmamı’nın ofisini bastılar. Kazerun sakinleri ile Chenar Shahijan halkının taleplerindeki ciddi çelişkiler olmasına rağmen, bu protestoların itici gücü ikisine de empoze edilen yoksulluk ve yoksunluktan kaynaklanmıştır. Birçok analist halkın birbirlerine karşı dizilmelerini bekliyorken, hem Kazerun’da hem Çenar Şahican’da sadece devlet daireleri abluka altına alındı.

ABD’nin ‘”CPOA Anlaşması”ndan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) geri çekilmesi sonucunda oluşan şok dalgası ve Riyal’a karşı ABD Doları’nın ve Euro’nun fiyatlarındaki ani artışlar sonunda başkentteki insanların tepkilerini de tetikledi. Haziran’da, Tahran Büyük Pazarı’nda bir grev gerçekleşti ve bundan sonra silahlı güçlerle bir çatışmada son bulan bir eylem düzenlendi. Grevler Pazar’da düzenlenmiş olsa da, sokaklarda askerler ile çatışan gücün ana bölümü genç perakendeci ile komiler, hamallar, kuryeler ve işportacılar gibi pazar işçilerinden oluşmaktaydı. Ondan iki ay evvel, İran’ın batı sınırında bir Kürt şehri olan Baneh’de Pazar, Kürt sınırları aracılığıyla ülkeye giren mallar üzerindeki yasağı protesto etmek için birkaç hafta greve gitti.

Bu mücadelelerin mahiyetini belirginleşirken tasvir etmemiz gerekir. Çoğu kez sınıfsal içeriğini elinde bulunduran genel mücadele ve kitlesel protestolar, sınıf-odaklı politik ifadelere sahip olmamasına rağmen daima yayılmaktayken Aralık Ayaklanması’ndan ve onun ağır ve kanlı bastırılmasından sonra da durdurulamamıştır.

AĞUSTOS AYAKLANMASI

Ağustos’ta İran birkaç gün içinde ondan fazla şehre yayılan protestoların başka bir dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Bu kez, ayaklanma İran’ın merkezinde bir sanayi şehri olan İsfahan’da başladı. 31 Temmuz’da, kamyon şoförleri kendi grevlerinin ikinci turunu başlattılar. Sonuç olarak, İsfahan’da Pazar’ın kapanmasıyla birlikte protestolara katılan insanların sayısı arttı. Birkaç saat içerisinde mahrum ve marjinalleştirilmiş mahallelerde yaşayanlar da eyleme katıldı ve beklenilen çatışma emniyet ve güvenlik güçlerine karşı başladı. 1 Ağustos’taki protestoların devam etmesiyle birlikte, İsfahan’ın en yoksul işçi mahallelerinden biri olan Şepur-e Cedid mahallesi çatışmanın ana odağı haline gelirken ayaklanma başka şehirlere de yayıldı. Kontrol edilemez, yükselen fiyatlardan dolayı çaresiz kalan halk, Kerec, Şiraz, Raşt, Meşhed, Kazerun ve birçok başka şehirde sokağa döküldü. 3 Ağustos’a kadar süren ve perakende eylemler olarak 4 Ağustos’a dek devam eden çatışmalar, Kerec’in en yoksul bölgeleri olan Gohardaşt ve Eştehard’da; Kazerun’da ve İsfahan’ın Şepur-e Cedid mahallesinde şiddetli bir şekilde gerçekleşti. Aralık Ayaklanması, yoğun ve şiddetli baskılardan mütevellit şimdilik sona ermiştir ve geçmişte olduğu gibi, öldürülen ya da gözaltına alınan protestocuların sayısıyla ilgili güvenilir raporlar da yoktur. Yerel kaynaklara göre, İsfahan’ın Şepur-e Cedid mahallesindeki protestoları düzenleyen ve “İşverenlerin Sendikası” ile emniyet biriminin temsilcileriyle görüşmeye çağrılan bir protestocu öldürülmüştür.

Şimdilik protestolar her ne kadar dinmiş olsa da, rejimin krizi anbean çoğalmaktadır. Teyit edilmemiş raporlara göre, bazı hükümet yöneticileri ve başlıca sermayedarlar ülkeyi terk ederken bazıları ise sınırı geçerken tutuklanmıştır. Bununla birlikte, raporlar onaylanmamıştır ve Meclis -İran kanunu kapsamında müsaade edilen- çifte vatandaşlığa sahip olan kamu yöneticilerinin ülkeden ayrılmalarını durduracak bir planı tartışıyor. Yapısal yolsuzluk ve ihtilasın her türü devletin bütün organlarını ele geçirirken, devlet düzensiz ekonomik durumunun, yoksulluğun ve sefaletin süratle yayılmasının sorumluluğunu almamak için kurban aramaktadır. Aynı zamanda, İran Merkez Bankası’nın başkanı olan Valiollah Seif’in işten çıkarılması ve bu olayın bir ‘istifa’ olarak pazarlanması ile birlikte Seif’in ülkeyi terk edeceğine yönelik iddiaların inkar edilmesi sırasında, Seif’in eski döviz yardımcısı olan Ahmad Araghçi mahkeme kararıyla gözaltına alındı. Meclis, Çalışma Bakanı olan Ali Rabiei’yi itham edip onu işten atmış oldu. Rabiei Meclis’teki konuşmasında “Kurban olacağımı iyice bilmekteyim” ifadesini kullandı. Bunların hepsi, Ruhani hükümetinin sözcüsü (ki o da işten çıkarıldı) hükümetin ekonomik ekibinde bazı değişikliklerin olasılığını dile getirirken gerçekleşti.

Hükümet büyüyen halk protestolarını düşmanlara ve sürgünde olan muhalif partilere her ne kadar dayandırmaya çalışsa da, bu protestoların örgütlenme yöntemleri çok kolaydır. Telegram kanallarının ve işçi gruplarının iç ağlarına girebilen her eylem çağrısı süratle yayılıp çok pratik talepleri devam ettirmektedir. Telegram’ı filtrelemeye çalışan devletin bütün çabaları şimdiye dek muvafakkiyetsiz olmuştur. Bugünlerde, İran’da birçok insan devletin yıkılıyor olmasına inanmakta fakat İran’daki herkes bu çöküşten aynı derecede mutlu değildir.

Asıl soru halen İran rejiminin devrilip devrilmeyeceği ile ilgilidir. Eğer öyleyse, hangi güçler yerine geçebilmek için daha olanaklılar? Emperyalist devletler ne gibi bir rol oynayacaklar? Ve yaklaşmakta olan değişiklikler ne ölçüde işçilerin ve mülksüzleştirilenlerin yararına olacak? Bütün bu sorular, ayaklanmanın her dalgasıyla beraber cevaplanacaklardır. Yine de, kesin olarak anlaşılabilen nokta, İran’ın en çok marjinalleştirilenlerin zihninde ve kalbinde hissedilen İran rejiminin hegemonyasının çökmüş olmasıdır.

Yazı Sapancı Kolektifi sayfasından alınmıştır. 

Çeviren: Mehrdad Emami (emami.mehrdad.au@gmail.com)
* Çevirinin Türkçesi’nde bana yardımcı olan İlgi Kahraman ve Derya Coşkun’a teşekkürlerimi sunarım.