NASA’nın ‘uçan dairesi’nden neler öğrendik?

ABD Uzay Ajansı NASA, 14 yıl önce paraşütü açılmadığı için Utah Çölü'ne düşen Genesis adlı uzay mekiğinin fotoğraflarını yayınladı. İşte, UFO söylentilerine neden olan Genesis'in hikâyesi...

Signe Dean*

Yıldızlara ulaşabilen türlerin parmak uçlarının biraz yanmış olması gerekir. Muhtemelen bir kereden fazla yanmış olmalı.

NASA’nın ‘Günün Astronomi Fotoğrafı’ konulu internet sitesindeki son paylaşımlarından biri, uzay yolculuğu tarihimizde yaşanan talihsizliklerin ikonik  bir hatırlatıcısıydı.

NASA, uzaylıların gerçekleştirdiği bir ziyarete işaret etmese de, fotoğraf açıklamasında şunları belirtiyordu: “Radar tarafından izlendikten ve helikopterler tarafından takip edildikten sonra Utah çölüne düşen ve dış uzaydan gelen bir uçan daire.”

GENESIS’İN TERS GİDEN DÖNÜŞÜ

Yarı yarıya çöl kumuna gömülü ve haşat haldeki disk, aslında Genesis uzay aracının dönüş kapsülüydü. Ve böylesine ölümcül bir şekilde inmemesi gerekiyordu. 8 Ağustos 2001 tarihinde başlatılan Genesis görevi, uzay ajansının  ana yıldızımız olan Güneş’in rüzgârlarını analiz etmek için bir uzay aracı göndermek, örnekler toplamak ve bunları dünyaya getirmek amacını taşıyan iddialı bir çabasıydı.

Araştırmacılar, Güneş’in (en dış katmanı olan) korona tabakasından uzaya yayılan yüklü parçacıkların bileşimi hakkında veri toplayarak, yıldızın bileşimini kesin biçimde belirlemeyi ve Güneş Sistemi’nde gezegenlerin oluşumu sırasında çevrede bulunan etkenlere ilişkin daha fazla şey öğrenmeyi umut ediyordu.

Genesis uzay aracı iki yıl boyunca ‘Lagrange 1’ noktasında yörünge çizerek örnek topladı ve Güneş rüzgârı numunelerini Dünya’ya getirmek için, Güneş rüzgârı materyalleri örneklerinin depolandığı metal bir kutu içeren basit bir dönüş kapsülüyle donatılmıştı. Lagrange 1 noktası, yeryüzünden ve Güneş’ten yayılan yerçekiminin uzayda tam anlamıyla dengelendiği noktalardan biridir.

Uzay aracı, her biri alüminyum, safir, silikon ve hatta altın gibi yüksek saflıktaki malzemelerle üretilen bir dizi toplayıcı düzeneği açarak Güneş rüzgârını yakaladı.

Projede çalışan bilim insanı Amy Jurewicz 3 Eylül 2004’te yaptığı açıklamada “Genesis’in toplayıcı düzeneklerinde kullandığımız malzemeler kırılmadan açılabilecek kadar dayanıklı olmalı, örnek toplama esnasında Güneş ışınlarıyla ısınırken örnekleri koruyabilmeli ve Dünya’ya geri dönüşünden sonra, Güneş rüzgârını oluşturan öğeler incelenebilecek kadar saf olmalı,” demişti.

Beş gün sonrasında, bu örnek kapsül ve onun değerli donanımı, ABD’nin Utah eyaletinde, tahminen saatte 310 km hızla yere çakıldı.

Gerçekleşmesi beklenen şeyse bundan epey farklıydı; aslında, atmosfere giriş yaptıktan 127 saniye sonra, kapsülün üzerinde bulunan bir mekanizma devreye girerek inişi yavaşlatmak ve dengelemek amacıyla bir kılavuz paraşütü serbest bırakmalıydı.

Bunun ardından, ana paraşüt açılarak kapsülün Utah Test ve Eğitim Alanı’na yumuşak bir iniş sağlaması sağlanacaktı.

PARAŞÜTLER AÇILMADI

Çarpışmaya ilişkin fotoğraflarda, (geri plandaki) helikopterleri görebilirsiniz. Helikopterler yakınlarda geziniyorlardı ve kapsülü henüz havadayken yakalamaya ve örneklerin kirlenmesini önlemek için doğruca izole bir odaya götürmeye hazır bekliyorlardı.

Ne var ki paraşütlerin ikisi de açılmadı.

Kapsamlı bir soruşturmanın ardından, hatanın, bir tükenmez kalemin metal ucu büyüklüğünde olan birkaç algılayıcıdan kaynaklandığı anlaşıldı. Algılayıcılar ters biçimde takılmışlardı.

Bu küçük cihazların, kapsülün zemine doğru düştüğü anda paraşütlerin açılmasını tetiklemesi için artan yerçekimi kuvvetini algılaması gerekiyordu.

Tahmin edilebileceği üzere, kaza ciddi bir hasara neden oldu, donanımın bir kısmı parçalandı ve taşınan değerli yükün bir kısmını kirletti.

Örnek kapsül, kalp kırıcı biçimde çakıldığı bölgeden alındıktan sonra, proje ekibi hâlâ kurtarılabilecek ve çalışılabilecek şeyleri almak üzere alana geri gitti.

Neyse ki, Genesis araştırmasının örnek kapsülü böylesine dramatik bir dönüşün ardından bile tam olarak mahvolmuş değildi. Sağlam yapıdaki toplayıcı donanımın bir kısmı kullanılabilir durumdaydı ve araştırmacılar, kapsülün içinde bulunan güneş rüzgârı örneklerini kirletmeden yüzey kısmını temizlemeyi başardılar.

Geçen üç yıl içerisinde, Genesis’in sağladığı bulgular hakkında birçok makale yayınlandı. Bu cesaret verici görev sayesinde, Güneş’in bileşimi ve yıldızımız ile Güneş Sistemi’nin iç gezegenleri arasındaki temel farklılıklar hakkında daha önce bilmediğimiz ayrıntılar öğrendik.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Genesis baş araştırmacısı Don Burnett, 2011 yılında “Güneş, şu anda Güneş Sistemi’mizde bulunan maddelerin yüzde 99’undan fazlasına ev sahipliği yapıyor, bu nedenle onu daha iyi tanımak gerçekten iyi bir fikir,” diyordu. “Beklenenden daha zorlu olsa bile, bazı önemli soruları yanıtladık ve tüm başarılı görevler gibi, bundan fazlasını da ortaya koyduk.”

* Yazının aslı Science Alert sitesinde yayımlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)