Arabistan’ın açıklamaları Kaşıkçı operasyonunun itirafı mı?

Kaşıkçı, “boynunda Kral’a ve onun veliahtına biat” sorumluluğu olduğunu söylerdi; dolayısıyla aklı başında bir siyasi rejim, onun eleştirilerinden yararlanmaya çalışır ve onları kabul ederdi. Ancak Suudi rejimi, uluslararası hukukun ve insan haklarının açık ihlali anlamına gelen bu vahşi eylemi gerçekleştirdi.

Google Haberlere Abone ol

El Kuds ûl Arabi / Başyazı

Meşhur Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın ortadan kaybolması noktasında tehlikeli bir gelişmeyle ilgili olarak haber ajansları, iki Türk kaynağa dayandırdıkları haberde, Ankara yönetiminin, geçen hafta İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’na girdikten sonra içeride öldürüldüğüne ve cesedinin konsolosluk dışına çıkarıldığına inandıklarını söylediklerini aktardı.

Türkiyeli kaynakların ifadesine göre, olayın hemen öncesinde bazı Suudi istihbarat yetkilileri İstanbul’a iki uçakla iniş yaptı, Kaşıkçı’nın bulunduğu sırada konsolosluğa gelerek sonra oradan ayrıldı. El Kudsû’l Arabi’nin elde ettiği ayrıntılarla ilgili olarak bazı Suudi yetkililer, Kaşıkçı’yı Suudi Arabistan’a dönmeye ikna etmek için uğraşmış. Bu ikna operasyonunun içinde yer alan en önemli figür ise Suudi veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın danışmanı Suud el Kahtani. Kaşıkçı’nın muameleleri tamamlamak için konsolosluğa gelmesinin talep edildiği beş gün boyunca, bazı Türk yetkili ve gazetecilere göre belki de öldürülmesi ve konsolosluk dışına çıkarılmasına yol açan operasyonun ayrıntılı planlaması yapılmış.

SELMAN’IN İTİRAF GİBİ AÇIKLAMALARI

Olayın ardından Muhammed bin Selman’ın yaptığı açıklama, “Neredeyse şüpheci, beni alın diyecek” şeklindeki Arap atasözünü hatırlatıyor. Zira Bin Selman, olayın ayrıntılarıyla ilgili en doğru bilgiye sahip olması gereken ilk isim. Açıklamasında Kaşıkçı’nın konsolosluktan ayrılma zamanıyla ilgili “emin olmadığı”nı ifade etti. Buna göre Selman’ın emin olduğu tek şey, tanınmış gazetecinin içeride olmadığıydı (Bu söz, pratikte Suudi güvenlik görevlilerinin Kaşıkçı’yı konsolosluktan diri ya da ölü çıkardığı ihtimalini reddetmiyor). Bundan da kötüsü, Konsolos Muhammed el Uteybi, konsolosluk binasının “kameralarla donatılmış” olduğunu ancak kameraların Kaşıkçı’ya ilişkin hiçbir kayıt yapmadığını söyledi.

Öyleyse Suudi yetkililerin açıklamaları, Kaşıkçı’nın kaçırıldığı yönündeki iddiaları reddetmiyor, tersine teyit ediyor. En üst düzey yetkili olan Muhammed bin Selman, gerçeği ortaya çıkartmak için açıklamalar yapması ya da iddialara alternatif makul ve mantıklı açıklamalar getirmesi gerekirken “emin değilim” sözüyle, aslında (Kaşıkçı’nın kaçırıldığı) gerçeğini teyit etmiş oluyor ki siyasi geleneğe uygun olan da bu şekilde bir açıklama yapmasıdır, emin olmadığı yönünde iddialar ileri sürmesi değil. İkinci yetkili, yani Konsolos Muhammed el Uteybi’ye gelince, o da kayıt ve gözetleme cihazlarının Kaşıkçı’nın giriş ve çıkışını kayıt altına almadığını vurgulayarak, kaçırılma ve belki de infaz iddialarını teyit etmiş oluyor. Konsolosluğun bu tehlikeli olayla bağlantısını ortaya koyan, tarihinin en önemli siyasi ve güvenlik olayını kaydetmiyorsa, kameraların orada bulunmasının anlamı nedir? Güvenlik açısından gerekmediğinde, kameralar yeniden kayıt yapmaya başlayacak mı?

BİRÇOK OLAYIN TETİKLEYİCİSİ OLACAK

Kaşıkçı’nın ortadan kaybolması olayı, (ya da Kaşıkçı’nın öldürülmesi, ki bu Türkiye’deki Arap Gazeteciler Evi’nin Başkanı Turan Kışlakçı’nın kesin bir şekilde teyit ettiği olaydır) Suudi Arabistan, bölgesel konjonktür ve uluslararası açıdan çok önemli başka olaylara yol açacaktır. İlk olarak Türkiye açısından birtakım yansımaları olacaktır; nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tahkikatı araştıracağını ve ne olursa olsun sonucu açıklayacağını deklare etti. Bu korkutucu olayın Türkiye’de meydana gelmesi, ülkeye ağır sorumluluklar yüklemektedir. Zira yaşananlar, Türkiye’nin güvenliği ve egemenliğinin aşağılanmasıdır. Nitekim bu da iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine ve daha da kötü noktalara gelmesine yol açacaktır.

Yakın zamana kadar Kaşıkçı, Suudi basınının önde gelen üst düzey yetkililerinden biriydi ve karar sahiplerine yakın bir isimdi. Son dönemde ona yapıştırılan “muhalefet” ithamına rağmen Kaşıkçı, 2030 perspektifinin ve Yemen’e düzenlenen “Kararlılık Operasyonu”nun önemli destekçilerinden biriydi (bu iki mesele doğrudan Muhammed bin Selman’ın şahsıyla yakından ilgilidir). Kaşıkçı, “boynunda Kral’a ve onun veliahtına biat” sorumluluğu olduğunu söylerdi; dolayısıyla aklı başında bir siyasi rejim, onun eleştirilerinden yararlanmaya çalışır ve onları kabul ederdi. Ancak Suudi rejimi, uluslararası hukukun ve insan haklarının açık ihlali anlamına gelen bu vahşi eylemi gerçekleştirdi.

Kaşıkçı ve diğer konularla ilgili Suudi veliahtı, Bloomberg kanalının kendisiyle yaptığı mülakatta, dünyanın kendisine nasıl baktığını önemsemediğini, Suudi halkına fayda sağlayacak her şeyi güç yoluyla hayata geçireceğini söyledi. Ardından “Şu an küçük bir bedel ödemenin, ilerde ödenecek büyük bedelden hayırlı olduğu”nu ifade etti. Bütün bu açıklamalar, Cemal Kaşıkçı’ya yapılanların Suudi vatandaşı olması ve konsolosluğun da Suudi toprakları olması hasebiyle, veliahdın gerek ülke içinde gerekse dışında yaptıklarının haklı olduğuna kılıf bulur nitelikte. Öte yandan tüm bu açıklamalar, kaçırma ya da infaz olayının itirafı anlamına geliyor. Bu da Suudi yetkililerinin görüşüne göre ülkenin imajına zarar verse bile “küçük bir bedel” olmuş oluyor.

Yazının aslı El Kuds ûl Arabi gazetesinde yayınlanmıştır. (Çeviren: İslam Özkan)