Anadolu'nun en büyük köle isyanı ve Güneş Ülkesi

Bütün insanların 'ama'sız 'fakat'sız eşitlik ve kardeşlik içinde yaşadığı bir toplum! Bergama'nın köleleri ve yoksulları, işte bu topluma olan özlem etrafında birbirine kenetlenmiş ve ayaklanma motivasyonları 'Güneş Ülkesi' olmuştu!

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

“Populus Romanus bonorum meorum heres esto”

Türkçe’de “Roma halkı benim mülklerimin varisi olacaktır” anlamına gelen bu cümle, Bergama’nın son hakimi III. Attalos’un ölmeden önce bıraktığı vasiyetine ait. Attalos’un bu son sözleri, istemeden de olsa antik dünyada eşitlikçi düşünceyi besleyecek bir döneme kapı aralayacaktır. Böylece Anadolu, tarihinin en büyük köle isyanı yaşanacaktır. Taht kavgasıyla başlayan, daha sonra ‘Güneş Ülkesi’ gibi köleliğin olmadığı, eşitlikçi bir toplum hayaliyle devam eden, isyanın ana karakteri Aristonikos, M.Ö. 130’lu yıllarda, çoğunluğu kölelerden oluşan ordusuyla Roma’nın Anadolu’daki egemenliğini tehlikeye atar. ‘Güneş Ülkeliler’in ne kadar başarılı olduğundan, ayaklanmanın kapsamı, karakteri ve sonununu nasıl geldiğinden bahsedeceğiz. Fakat söze önce III. Attalos’dan başlayalım.

III. Attalos

Zorbalık, ve dengesizliklerinden dolayı Bergamalıların adını pek hoş andığı biri değildir Attalos. Vasiyeti dışında tarihe annesine olan bağlılığıyla geçen bu hükümdarın ‘hobi’ olarak uğraştığı ‘zehirli bitkiler’ kadar ölümü de ilginç. Söylendiğine göre annesi için bir heykel yaparken başına güneş geçer ve kısa bir süre sonra da ölür. Ölümünden sonra ortaya çıkan bu vasiyet, hâlâ tartışma konusudur. Kimileri Attalos’un ‘kendi varlığından’ kastının tüm krallık toprakları olduğu görüşünde. Böyle düşünenler görüşlerine, Attalos’un dengesiz Roma hayranlığı ya da hızla genişleyen Roma’nın kaçınılmaz egemenliğini kan dökmeden kabul etmesi gibi iki neden sıralıyor. Bu arada Bergama Krallığı diyorsak Pergamon’dan yola çıkarak akıllara sadece bugünkü İzmir-Bergama ve yakın çevresi gelmesin. Attalos’un öldüğü dönem Bergama, Anadolu’nun neredeyse yarısını, yani Akdeniz kıyıları ve iç bölgelerin büyük bir bölümünü kapsıyordu. Haliyle böylesine büyük bir krallığı ‘kralın malı’ olarak görmek biraz abartılı olabilir. Zaten kimileri de böyle düşünerek vasiyetin ‘Romalılar tarafından taklit edilmiş olabileceğini’ öne sürüyor. İsyanın kahramanı Aristonikos da böyle düşünerek direnişe geçmiş.

GÜNEŞ ÜLKESİNE GÖTÜREN YENİLGİ 

Aristonikos

Düzmece ya da değil, doğru ya da abartı… Olan olmuş, vasiyet onay almak üzere Roma’ya gönderilmiştir. III. Attalos’un babası II. Eumenes’in Efesli bir kadından gayrımeşru çocuğu vardır: Aristonikos! Bu ‘piç’ olarak görülen kardeş, vasiyeti tanımadığını, kendini “Bergama Kralı III. Eumenes” ilan ederek en net şekilde gösterir. MÖ 133-129 yılları arasında sürecek ayaklanmada Aristonikos, nüfusu neredeyse yurttaşlardan fazla olan kölelerden, Pergamon savaş filosundan oluşan bir ordu kurar.

Smyrna ile Phokaia (Foça) arasındaki Leukai kenti ayaklanmaya destek verir. Ardından Samos adası ve Phokaia gibi yerleşimler de Aristonikos’un kontrolü altına girer, donanma yardımıyla daha güneydeki pek çok kent ele geçirilir. Ancak Roma taraftarı aristokrat partilerin iktidarda olduğu Efes ve Smyrna gibi kentlere geldiğinde Aristonikos büyük bir yenilgi alır ve iç bölgelere çekilir.

İTALYA’DAN ANADOLU’YA GELEN FİLOZOF

Aldığı askeri yenilgiden sonra iç kısımlara çekilen Aristonikos, bölgedeki huzursuz işçi ve köleleri arkasına alır, ayaklanmanın karakteri de daha fazla ‘sosyalleşir’. Bu desteğin felsefi arka planı olacak ‘Güneş Ülkesi’ne gelmeden önce, yaşanan bir başka gelişmeye değinmekte fayda var. M.Ö. 133’de Roma senatosunda devlet arazilerinin halka dağıtılması yönündeki reformlar gerçekleştirilir. Reformların mimarı, halk sınıfının temsilcisi Tiberius Gracchus konuyla ilgili söylediği şu sözlerle bilinir:

“İtalya’da yaşayan vahşi hayvanların bile hiç değilse birer ini vardır. Buna karşılık, İtalya için çalışmış ve yurdu için ölümü göze almış olanların hava ile ışıktan başka hiçbir şeyleri yoktur. Bunlar evsiz, ocaksız oradan oraya dolaşıp duruyorlar. Generaller askerlerini daha iyi dövüşmeye çağırdıkları zaman, onların düşmana karşı evlerini, ocaklarını ve atalarının mezarlarını koruduklarını söylerken doğru konuşmuyorlar, yalan söylüyorlar. Çünkü onlara gerçekte, başkalarının zenginliklerini korumak için kanlarını dökmelerinin ve ölmelerinin istendiği söylenmiyor. Bu adamların hiçbirinin bir yuvası yoktur ve hiçbiri atasının mezarını bilmez. Onlara, yeryüzünün hakimi oldukları söyleniyor. Oysa, hiçbirinin bir avuç toprağı yoktur.”

Aristonikos’un kendi adına bastırdığı para

Fakat bu reformlar Gracchus’un öldürülmesiyle son bulur. Bir toplantıda reform programını halka anlattığı sırada aniden üzerine saldıran senato taraftarları Gracchus’u ellerindeki sopalarla döverek öldürür. Ona danışmanlık yapan ‘akıl hocası’ Cumea’lı filozof Blossius bu olayın ardından İtalya’yı terk ederek Anadolu’ya gelir ve Aristonikos’un ayaklanmasında ona danışmanlık yapmaya başlar. ‘Güneş Ülkesi’ idealinde Blossius’un da hatırı sayılır katkıları olduğu düşünülmektedir. Ne denli doğru bir karşılaştırma olur bilinmez ancak bu durum, 1400’lü yılların başında Osmanlı’da yaşanan Fetret Devri’nde Şeyh Bedreddin’in tahtta hak iddia eden Musa Çelebi’nin yanında, kendisine gelen teklif üzerine kazaskerlik görevini üstlenmesi ve taht kavgasını kendi ideallerine ulaşmada bir basamak olarak kullanmasını andırmıyor değil. Bir daha yinelemekte fayda var, Blossius-Şeyh Bedreddin bağında iki taht kavgasının başta dönemsel nedenleri olmak üzere motivasyon ve gidişat farkları nedeniyle kolayca bağlantı kurulması mümkün değil. Sadece bu kavgayı kullanış biçimlerinde bir ‘paralellikten’ söz edilebilir.

Bergama Antik Tiyatro

Peki neydi, nasıl bir yere benzemeliydi hayali kurulan ‘Helipolitai’ yani ‘Güneş Ülkesi’? Tarihçi Diodurus, ayaklanmadan söz ederken M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Iambulos’un akıllara doğrudan ilkel komünal toplumları getiren ‘Güneş Ülkesi’ hikayesinden bahsetmekte. Hikayede Iambulos, Afrika’nın Etiyopya civarındaki doğu sahillerinde bir adada yaşayan, boyları üç metreye ulaşan bir kabile halkıyla karşılaşır. Savaş nedir bilmeyen, tekelleşme ve mülkiyetin olmadığı, insanların yalnızca ihtiyaç doğrultusunda çalıştığı bir tablodan bahsediyor. Yani, bütün insanların ‘ama’sız ‘fakat’sız eşitlik ve kardeşlik içinde yaşadığı, herkesin kendi isteğiyle ortak mülk için çalıştığı, erişmek için engelle karşılaşmadan herkesin boş zamanlarını sanat ve bilime ayırabildiği bir toplum! Bergama’nın köleleri ve yoksulları, işte bu topluma olan özlem etrafında birbirine kenetlenmiş ve ayaklanmanın motivasyonunu ‘Güneş Ülkesi’ üzerine bina etmişlerdi.

ROMA’YLA KARŞILAŞMA

Aldıkları yenilginin ardından, bahsettiğimiz üzere Aristonikos yüzünü öncesinden daha fazla kölelere ve yoksullara döner. Ardından kazandıkları moral ve güçle beklenmedik bir dizi askeri başarı kazanır. İç Ege ve Güney Marmara’daki şehirlere saldırır ve bazılarını ele geçirir. Bu sırada, Attalos’un vasiyet haberinin alınması ve ayaklanmanın büyümesinin ardından M.Ö. 132 yılının başında ilk Roma temsilcileri mirasın gerekliliklerini yerine getirmek üzere Anadolu’ya varmıştır. Senato tarafından görevlendirilen beş memurun başında Gracchus’un azılı düşmanlarından Cornelius Scipio Nasica’nın olması manidar olsa da Pergamon’a ulaştıktan kısa süre sonra ölür.

.

Roma’nın en yüksek mertebeli din adamı olan Crassus (Publius Licinius Crassus Dives Mucianus) liderliğinde toplanan güçlü Roma ordusu da Andadolu’ya gelir ve Leukai’yi kuşatır. Fakat Aristonikos’un donanması, Romalıları ani bir baskınla alt eder. Crassus Pergamon’a, yani kuzeye doğru kaçarken Aristonikos’un güçleri tarafından yakalanır. Crassus, kendi penceresinden durumun ‘aşağılayıcılığına’ dayanamamış olacak ki onu esir alan Trakyalı askere değneğiyle saldırır ve gözünü çıkarır. Çektiği acıdan gözü dönen asker de Crassus’u oracıkta öldürür, Aristonikos’a Roma Konsülü’nün kendisi yerine yalnızca kafasını götürür. İlginç bir ayrıntı daha: Crassus’un torununun çocuğu, M.Ö. 73-71 yılları arasında Spartaküs’ün başını çektiği ünlü köle ayaklanmasını bastıran kişi, Marcus Licinius Crassus’dur.

Crassus’un ölümü ve Roma donanmasının yenilgisi üzerine Anadolu’ya gelen Marcus Perperna orduları zaferlerini kutlamakta olan Aristonikos ordularına saldırır. Bozguna uğrayan isyancılardan geriye kalanlar ve Aristonikos, Stratonikea’ya (Muğla-Yatağan civarı) sığınır. Burada yakalanır ve Roma’ya gönderilir. Kimilerine göre Roma’da intihar eder kimilerine göreyse boğdurulur. Blossius’a gelince, Aristonikos’un yenilgisi sonrası intihar eder.

GÜNEŞ ÜLKESİ KİMİN ÜLKESİ?

Aristonikos’un ayaklanması, günümüze öncelikle hâlâ süren bir kapsam ve nitelik tartışması bırakmıştır. Yaşanan, ‘milliyetçi bir veliahtın taht kavgası’ mıydı? Yoksa zaman içinde ortaya çıkan ‘Güneş Ülkesi’ idealiyle birlikte felsefi temellerini tamamlamış, köleler ve yoksullardan oluşan, hattı sağlam bir köle ayaklanması mı? Ya da Aristonikos, nihai hedefine, Pergamon’daki tahta oturmak için, sırtını dayadığı köleleri ve yoksulları ‘Güneş Ülkesi’ masalıyla mı kendine çekmeyi amaçlamıştı? Bu soruları yanıtlamak güç. Üstelik böylesi kesin bir yanıt verme girişimi yazının kapsamını hayli aşıyor. Fakat keskinliğin çizgilerine basmadan bazı çıkarımlar yapabiliriz. Varsayalım yaşananlar sadece basit bir taht kavgasıydı ve Aristonikos, köleleri, yoksulları çıkarları uğruna kandırdı. Yaşanan süreci böyle okuduğumuz takdirde dahi Roma’nın ciddi tokatlar yediği, Anadolu’nun en büyük köle ayaklanmasını silip atmak hiç kolay değil.

Bu olayı daha da özel kılan büyüklüğünden öte, ‘Güneş Ülkesi’ gibi insanlığın tarihsel özlemlerine kenetlenmiş bir hattı savunmuş olmasıdır. Aristonikos’un yanında savaşmış köleler ve yoksullar, zenginliğin eşitçe dağıtıldığı, küçük bir azınlığın değil, çoğunluğun ve bu yönüyle geniş anlamıyla ‘özgürlüğün’ hakim olduğu bir dünya hedefinin gücünü gösteriyor. Farkında olmadan da olsa Roma ordusuna indirdikleri darbelerin daha kuvvetlisini ‘insanın doğasındaki hırs’ gibi düşüncelere karşı yöneltiyorlar. ‘Güneş Ülkesi’nin masalsı güzelliği peşinde gidenler, bir ‘hayale’ bel bağlamış ‘saf köle sürüsü’ değildi. Belki de özlenen, biraz da özlemle birlikte ‘gerçek’ olan bir ihtimale doğru koşan ve bu sırada tahtı için savaşan bir ‘piç veliaht’la yolları kesişen insanlardı. Efendilerince ipoteklenen hayatlarını, bu yolda kaybetmekten çekinmediler, denediler, başaramadılar; tıpkı tarihin farklı dönemlerindeki diğer dert ortakları gibi, tarihe çabalarını ve özlemlerini miras bıraktılar:

“… / Haydi dönelim eski günlere / Güneşin ve ayın doğduğu yere / Bir akşamüzeri çık gel / yine öyle eşsiz, yine öyle özel / … / Gel ne olursun aydınlansın günüm gecem / Artık yetişir, bitsin bu özlem / Bitsin bu özlem, bu özlem, bu özlem ”


Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı linkler:

Antik Roma’da kölecilik, emperyalist yayılma ve bir isyan: Aristonikos Ayaklanması – Sera Yelözer
Bergama Belleten – BERKSAV (Bergama Kültür Sanat Vakfı) Sayı: 3 (Hasan MALAY – Batı Anadolu’da Aristonikos Ayaklanması )
İlkçağ Tarihi Cilt: 2 Roma – Diakov, V., S., Kovalev (Yordam Yayınları)
Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Genel Tarihi – Max Beer (Can Yayınları)
Kaynak: 1, 2