Che ve Alberto İnka yolunda!

1952 gibi bir yılda önce motorla daha sonra otostopla yapılan bir kıta gezisi, dönemi için oldukça farklı bir macera. Bu dönemde Machu Picchu gibi bir yeri görme fırsatına erişmek günümüz kadar kolay olmadığı için burada Che'nin içinde canlanan hisler de ister istemez daha yoğun ve daha gerçek oluyor.

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

Geçtiğimiz hafta Che ve Alberto’nun yaptığı Amerika seyahatine eşlik etmeye başlamıştık. Yolculuğun başladığı Arjantin’den ve Şili’ye gençlerin ayak bastığı kimi yerlerin dününü bugününü konuşmuştuk. Hikayeye kaldığımız yerden devam edeceğiz. Tüm duraklar olmasa da yolculuğun geri kalanındaki önemli duraklarda bir ‘internet seyahati’ yapacağız. Hem de Che ve Alberto’nun bu yol boyunca çektiği, fazla bilinmeyen bazı fotoğraflar eşliğinde!

‘YENİLMİŞ BİR HALK’

Şili’nin ardından şimdiki durağımız Peru! Burası özellikle Latin Amerika kültürü açısından özel bir yerde duruyor. Nitekim Che’nin, tuttuğu notlarda Peru’nun taşıdığı antik ve mistik havadan hayli etkilendiğini rahatlıkla görüyoruz. Peru’nun taşıdığı anlamlara değinmeden önce, nerede kalmıştı yolcularımız? Motorsikletlerine veda eden gençlerin yer yer otostopla, yer yer yürüyerek kat ettikleri yolların ardından Peru’da geldikleri ilk nokta Tarata’dır. Biz de başlangıç noktası olarak burasını alalım. Aslında bu küçük yer hakkında uzun uzun paragraflar yazmak oldukça güç. Şimdi bakalım Che bize burayı nasıl tanıtıyor?

“Tarata, Aymara dilinde başlangıç noktası ya da kavşak demektir. Bu adı, iki koruyucu dağ silsilesi tarafından oluşturulan büyük bir vadinin ucunda olduğu için hakketmiştir. Burası, yaşamın yüzyıllar öncesi gibi aynı hattı izlediği, eski, sakin, küçük bir yerdir. Bizi yörenin yollarında yürürken izleyen artık yenilmiş bir halk. Bu insanların bakışları uysal, neredeyse ürkek ve dış dünyaya karşı tamamen kayıtsız.”

 

Fotoğraf, Tarata yolunda Alberto tarafından 25 Mart 1952’de çekilmiş. Soldan üçüncü Che…

Burası ekonomik, sosyal, etnik ve siyasi olarak Arjantin’den ve hatta Şili’den hayli farklı bir ülkedir. Bu durum o dönem olduğu gibi, bugün de öyledir. Günümüzde Latin Amerika’nın etnik haritasını elimize aldığımızda Arjantin’de Avrupa kökenli beyazların açık ara çoğunlukta olduğunu, Şili’de küçük bir farkla çoğunlukta olduklarını; Peru’daysa yerlilerin çoğunlukta olduğunu görürüz. Yerli kültürün kendini bunca hissettirdiği bir yer, ister istemez Latin Amerika’nın ‘Batısı’ Arjantin’den gelen Che üzerine büyük etkiler bırakır. Tarata’ya girerken yine yolda kalırlar. Che, sığındıkları evde ev sahibinin Arjantin’i idealize edip hakkında sorduğu onlarca soruyu cevaplarken artık geldiği ülkenin dışarısıyla olan farkını iyiden iyiye fark eder olmuştur. Hatta bırakın bu farkı, Arjantin’e yöneltilen bu aşırı olumlama onun için artık rahatsız edicidir.

Bugün Tarata’ya yolunuz düşerse ne yapılmalı? Eğimli arazisinden dolayı insan eliyle binlerce yıldır düzenlenen ve adeta yeşil basamakları andıran tarlalar pek alışmadığımız bir manzara olduğu için dikkat çekici. Ayrıca burası arkeolojik olarak da önemli bir yer. Che ve Alberto’nun geçtiği bu yol, yüzlerce yıl önce kıtanın en gelişmiş uygarlıklarından İnkalar tarafından And dağlarının eteklerinde yapılan ‘İnka Yolu’nun bir parçası. Yolun toplam uzunluğu yaklaşık 39 bin 900 kilometre.

.

İNKALARIN YOLUNDA

Peru’ya, hatta Latin Amerika’ya gitmişken görülmeden dönülmeyecek bir yer varsa bu yer mutlaka Machu Picchu’dur. Hele ki antik dünya uygarlıklarının yaşamları, ilişkileri ve yarattıklarının mistik cazibesi sizi çekiyorsa burayı ziyaret edip İnkaların ayak izlerine basmamak olacak şey değil! Che ve Alberto’da böyle düşünüyor olacak ki onlar da yollarını buraya çevirmişler. Burada Che, notlarından anladığımız kadarıyla yerin büyüsüne kendini hayli kaptırır. Notlarında ‘rehberlik’ görevini de üstlenen Che’den dinleyelim Machu Picchu’nun tanıtımını:

“Ancak arkeolojik ve turistik önemi bütün diğer yöreleri aşan yer Machu Picchu’dur; yerli dilinde Yaşlı Dağ demektir- duvarları arasında özgür bir halkın son üyelerine koruma sunan bir insan yerleşimine asla uygun düşmeyen bir ad.”

.

Sırt çantasıyla dünyayı gezmek, özellikle 1990’lı yıllarda popülerleşmeye başladı. Günümüzde önemli turistik yerlere gittiğinizde kolunuzu çarpsanız ‘dünyayı gezdiğini’ söyleyen bir sürü insanla karşılaşırsınız. Üstelik ülkenizde kazandığınız para birimi diğer ülkelere kıyasla oldukça yüksek ve pasaportunuz adeta ‘vize bükücüyse’ havaalanından havaaalanına dünyayı gezmekten kolay ne var? Tüm bunlardan bahsetme ihtiyacı duydum çünkü 1952 gibi bir yılda önce motorla daha sonra otostopla yapılan bir kıta gezisi, dönemi için oldukça farklı bir macera. Bu dönemde Machu Picchu gibi bir yeri görme fırsatına erişmek günümüz kadar kolay olmadığı için burada Che’nin içinde canlanan hisler de ister istemez daha yoğun ve daha gerçek oluyor.

 

Lima’daki Santo Domingo kilisesindeki İnka kalıntıları gezginlerin dikkatini çeker. Fotoğraf ya Alberto ya Che tarafından çekilmiş.

“Taşlar, koruyucu tanrılarından nefret ettikleri fetihçilerin yok olmasını dilemekten yorgun düşmüş ve şimdi kimi turistlerin sadece hayranlık nidalarını kazanabilecek ruhsuz yığınlar haline gelmiştir”

Bugün eğer Machu Picchu’ya ulaşmak isterseniz isterseniz gidebileceğiniz iki yol bulunuyor: Tren, ya da yayan. İki gün süren yolun görsel olarak çok daha heyecan verici olduğunu, yolu kat etmeden anlamak çok zor değil. Yolunuz düşerse Che’nin ziyareti sırasında fotoğraf çektirdiği kapıda siz de aynı pozu verebilirsiniz. Che’nin rotasına hakim pek çok insan burada aynı pozu veriyor…

.

 

FUTBOL FASLINDA ‘MİLLİ MARŞ’ GERİLİMİ

Kolombiya’da gençler Amazon bölgesindeki yerli kabilelerle zaman geçirir. Fakat Kolombiya bu deneyimin yanı sıra Che ve Alberto için futbolla öne çıkar. Leticia’da onları Bogota’ya götürecek kadar para kazanmak için Independiente Sporting kulübünde antrenör olarak çalışmaya başlarlar. Ancak takım o kadar kötüdür ki en sonunda Che kalede, Alberto da forvette oyuncu olarak kariyerlerine devam etmek durumunda kalırlar. Fakat bu futbol macerası ‘milli marş’ gerilimiyle neşesini kaybeder. Annesine yazdığı mektupta şöyle diyor Che:

“Ulusal marş çalarken dizimdeki kanı silmek için eğilmem, komiserin (albayın) şiddetli tepki göstermesine yol açtı. Bana bağırıyordu; ben de altında kalmadım, fakat daha sonra uçuş tarihimiz ve bazı şeyler aklıma gelince başımı eğdim.”

Yagua yerlileriyle. Fotoğraf Che tarafından çekilmiş, soldaki Alberto

Bugün Leticia’ya giderseniz muhtemelen karşınıza kafanızda canlandırdığınıza yakın bir Amazon kıyısı yerleşimi çıkacaktır. Nehir üzerin kurulmuş ahşap kafe-barların yanı sıra gün batımında sayıları artan yüzlerce papağan, alışılmadık bir görüntü sunacaktır.

 

.

 

 

 

 

REAL MADRİD MAÇINA Dİ STEFANO’DAN BİLET

 

Gençlerin Leticia’da aldıkları futbol motivasyonu Kolombiya’nın başkenti Bogota’da da devam eder. O dönem Arjantin’deki futbolcuların grevinin ardından Alfredo Di Stefano Bogota takımlarından Milionarios’da forma giymektedir. O dönem kıtanın en iyi futbolcularından olan biri olan Di Stefano, Aşağıdaki fotoğraf, El Campin stadyumunda Milionarios ve Real Madrid arasında oynanan dostluk maçından. Ev sahibi ekibin 2-1 galibiyetiyle biten maçı takip eden kalabalığın içinde Che ve Alberto da bulunuyor. Çulsuz gezginlerimizin bu bilete ulaşma hikayesiyle oldukça ilginç.

 

.

Gençler bir takım ilişkilerle Bogota’daki Embajadores restoranında Di Stefano’yla buluşmayı başarır. 25 yaşındaki Di Stefano kendi gibi memleketinden uzaktaki bu gençlerin maceralarını dinler, o da kendi maceralarını anlatır. Alberto’nun anlattığına göre masada konuşulan konular önce futbol ve tıp iken konuşmanın sonuna doğru Cordoba’nın (hatırlarsanız yolculuğun başladığı duraktı) dağlarından bahsederler. Buluşmanın ardından Di Stefano’nun gençlere iki hediyesi vardır. Yolculuklarının geri kalanında içmek için, özellikle Arjantin’de çokça tüketilen mate çayı ve ertesi gün oynanacak Milionarios-Real Madrid maçına iki bilet.

2014 yılında hayatını kaybeden Di Stefano, Real Madrid’e transfer olur ve 1953-64 yılları arasında çıktığı 282 maçta 216 gol atarak kulübün tarihine geçer. Futbol tarihinin en yetenekli isimlerinden Di Stefano, Arjantin, Kolombiya ve İspanya milli takımlarının formasını giyer, 1982-84 ve 1990-1991 yılları arasında Real Madrid’in teknik direktörlüğünü üstlenir. Di Stefano aynı zamanda Real Madrid’in onursal başkanlarındandır.

Bugün Che ve Alberto’nun izlediği gibi Bogota’da bir Milionarios maçını yine El Campin stadyumunda 300 liradan başlayan fiyatlara (kale arkası) izleyebilirsiniz. Kale arkasını tercih etmeniz sadece ekonomik olarak değil, Che ve Alberto’nun da maçı takip ettiği tribün olduğu için de isabetli olacaktır!

.

 

‘BİNBİR SURATLI ŞEHİR’

Özellikle 1990’lı yılların başında yaşadığı büyük ekonomik ve toplumsal krizlerden sonra Venezuela hakkındaki imaj geçmişe göre farklılaştı. Fakat özellikle İspanya’daki iç savaş yılları sırasında ve sonrasında pek çok İspanyol daha rahat bir hayat için Venezuela’ya göç etmiş, burada yıllarca yaşamış, çalışmış ve ülkelerine yüklü paralar kazanarak dönmüşlerdir. Yani bu ülkenin kıtadaki konumu Arjantin kadar olmasa da oldukça belirleyici bir noktada. Her neyse fazla siyasi tarihe girip sanal seyahatimizi bulandırmayalım. Venezuela’nın başkenti Caracas barındırdığı hayatların birbirinden farklılığıyla İstanbul, Beyrut ya da Rio de Janeiro gibi kentleri andıran bir yer. Bu büyük kent için ‘bin bir suratlı şehir’ yakıştırması yapan Che şöyle anlatıyor:

“Caracas, kenti kuşatan ve uzunlamasına sıkıştıran dar bir vadi boyunca uzanır. Çevredeki dağlara tırmanmaya başlamanız için fazla yürümeniz gerekmez ve modern şehir ayağınızın altındadır… Beton evler artık son buldu ve dağ eteklerinde kerpiç kulübeler hüküm sürüyor. Bunlardan birine kafamı sokuyorum: Ocak ve bir masanın bulunduğu oda, bir ara duvarla ortadan bölünmüş: yerde duran birkaç öbek saman herhalde yatak işlevi görüyor; çok sayıda aç kedi ve uyuz bir köpek çırıl çıplak üç siyah çocukla oynuyor.”

.

Günümüzde bu mahallelere Venezuelalılar ‘ranchos’ ismini vermekte. Üst üste yapılmış rengarenk binalar, alışılmışın dışında bir kent estetiği olanlar için gerçekten etkileyici. Ancak bu mahallelerin, dünyanın her yerinde olduğu gibi bir turist için tehlikeli olduğu unutulmamalı. Hoş, Kenya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerde ‘Varoş turları’ düzenleniyor. Ancak henüz böyle bir tur Caracas da yok. Üstelik bu ‘varoş turizmi’ hakkında ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ olduğuna dair tartışmalar devam etmekte. Bunun yerine teleferiğe binerek tüm şehre yukarıdan bakma fırsatı yakalayabilirsiniz.

 

Che turunu tek başına Miami’den memleketine dönerek tamamlıyor. Bizse sanal turumuzu Caracas’la noktalıyoruz. Hâlâ izlememişler için Motorsiklet Günlükleri filmi ve özellikle hâlâ okumamışlar için Che’nin gezi notlarını aktardığı günlük, şüphesiz en güzel seyahat rehberi olacaktır.

 

.