Ürdün'de, Arap Baharı 8 sene rötar mı yapacak?

Geçmişte bazı gösteriler birkaç kentle sınırlı bazılarıysa sembolik kalırken, bugün gösteriler ilk kez Ürdün’ün bütün kentlerine yayılmış durumda. Bu kez Ürdünlüler, birçok kentin cadde ve meydanlarına kendiliğinden ve eş zamanlı biçimde çıkarak, hükümetin haksız ekonomi politikalarını eleştirdi.

Urayb er Rantavi*

Gelir vergisiyle ilgili yeni kanun tasarısına karşı Ürdün’de birkaç gündür tanık olunan hareketlilik, ekonomideki boğucu durgunlukla birlikte ürün ve hizmet fiyatlarındaki sürekli artış, birçok gözlemci ve analist tarafından “100 yıldır eşi benzerine rastlanmayan ve türünün Ürdün’deki ilk örneği” şeklinde yorumlandı. Bazı başkaları ise şöyle düşünmeyi tercih etti: “Bugün Ürdün’deki durum, Arap Baharı yaşayan ülkelerde ayaklanmaların patlak vermesinden hemen önceki duruma benziyor.” Diğer yorumcular ise Ürdün’ün şu anki durumunun, ekonomik krizin halkı sokaklara döktüğü ve Kral Hüseyin’in o dönem OHAL ve sıkıyönetim çalışmalarını dondurma ve 30 yıllık kesintinin ardından siyasi hayat, parlamento ve partilere yeniden işlerlik kazandırma kararını almasına neden olan, 1989 yılında ülkenin içinde bulunduğu duruma çok benzediğini düşünüyor. O dönem bu gösteri ve ayaklanmalar, “Nisan Ayaklanması” olarak adlandırılmıştı.

Bazı benzetme ve karşılaştırmalar biraz abartı içerebilir, ancak bu Ürdün’ün “yeni bir stratejik dönem”in eşiğinde durduğunun kanıtıdır. Katılımcıların sayısının giderek arttığı düşünülen ve ayrıca içinde farklı renkleri barındıran hareketlilikler, Ürdün halkının farklı kesimlerinin ve seçkinlerinin davranışlarında eşi benzeri görülmemiş dönüşümler yaşandığı yönünde bizlere uyarıda bulunuyor; olayların ve iç gelişmelerin akışının on yıllar içinde izlediği yolu kesmekle tehdit ediyor.

GÖSTERİLER TÜM ÜLKEYE YAYILDI

Geçmişte bazı gösteriler birkaç kentle sınırlı bazılarıysa sembolik kalırken, bugün gösteriler ilk kez Ürdün’ün bütün kentlerine yayılmış durumda. Bu kez Ürdünlüler, birçok kentin cadde ve meydanlarına kendiliğinden ve eş zamanlı biçimde çıkarak, hükümetin haksız ekonomi politikalarını eleştirdi. Bu da halk ayaklanmasının ülke çapında yaşanmasına neden oldu.

İlk kez Filistin kökenli Ürdünlüler de bu protestolara yoğun olarak katılıyor. Hâlbuki, son kırk yılda meydana gelen protesto gösterilerinde gerek partilere zayıf katılım, gerek parlamento seçimlerine gösterdikleri düşük ilgi ve 2011 yılı boyunca Arap Baharıyla birlikte ortaya çıkan halk ve gençlik hareketlerine ilgisizlik nedeniyle, Filistinliler en düşük siyasi katılım oranlarını kaydetmişlerdi.

Bu, üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir olgudur. Burada zikredilmesi mümkün olmayan birçok nedenin yanı sıra, Ürdün halkının önemli bir bölümünü oluşturan Filistinlilerin protestolara katılmaktan imtina etmeleri, bu gösterilerin zayıflamasına neden oldu. Bu, Ürdün’ün son 8 yıldır devam eden Arap Baharı yıllarını, en az “değişim” ve “kaos”la atlatmasına yardım etti. Hâlbuki Ürdün toplumunun önemli bir kısmını oluşturan Filistinliler, tarihsel olarak her zaman art arda kurulan Ürdün hükümetlerine muhalif oluşumların saflarına en önde katılmıştır. Esasen Ürdün’de yaşayan Filistinlilerin bu şekilde davranmasının nedeni, Filistin sorunuyla Arap-İsrail çatışması sürecinde yaşanan gelişmelerdir.

Ancak Oslo Anlaşmasıyla birlikte Filistin Özerk Yönetimi’nin kurulmasının ardından, Filistin kökenli Ürdünlüler artık Filistin sorununun geldiği noktadan hükümeti sorumlu görmüyor; bu nedenle Ürdün hükümetlerine herhangi bir eleştiri yapmıyor, kınamada bulunmuyor ve suçlamaya gitmiyor. Artık bu eleştiri ve suçlamaları ABD ve İsrail’den sonra en çok Özerk Yönetim’e ve Hamas’a yapıyorlar. Bu toplumsal kesim, siyasi, ekonomik ve toplumsal konularla ilgili meydana gelen sorunlarda suskun kalmayı tercih ediyor.

EKONOMİK DURUM TÜM KESİMLERİ ENDİŞELENDİRİYOR

Ancak ekonomik krizin eşi benzeri görülmemiş bir noktaya gelmesi, bütün Ürdünlülerin sırtındaki vergi yükünün ağırlaşması, aralarında binlerce küçük girişimcinin bulunduğu Filistin toplumunu sessizliğinden çıkmaya itti. Görünüşe göre, Filistinliler seyirci koltuklarını terk edip siyaset meydanına Filistin kapısından değil bu kez ekonomi kapısından girme kararı aldı.

Meslek odalarının bu son protesto gösterilerine önderlik ederek “sıkıyönetim” yıllarında siyasi partilerin yasak olduğu yıllar boyunca ulusal eylemin çatısı olarak tarihsel rolüne iade-i itibarda bulunduğunu görüyoruz. Aynı şekilde onlarca sendika, meslek odası ve meslek sahiplerini temsil eden toplulukların bu protesto gösterilerine katıldığını ve grev çağrılarına geniş ölçekte olumlu yanıt verdiğini görüyoruz. Özel sektör de tarafsız tutumunu bir kenara bırakarak tereddütlerinden kurtulmuş durumda. Hükümetin sendikaların taleplerine karşılık vermeme yönündeki ısrarı ve büyümeyi teşvik yerine vergiye dayalı ekonomi politikalarında inat ederek ülkeyi büyük bir çıkmaza sokan kararları olmasaydı, bu yaşananlar meydana gelmezdi.

MEMURLAR DA KATILDI

Yine dikkat çeken bir başka husus, yasaklama kararına ve mesaiye devamsızlık yapanların cezalandırılacağına dair defalarca yapılan tehditlere rağmen, devlet memurlarının da protestolara katılmasıdır. Yine kırsal kesimlerin şehirlerdeki orta sınıfın gösterilerine hızla katılması da Ürdün toplumunun her kesimine sirayet eden tıkanıklığı kanıtlamaktadır.

Şüphesiz en yüksek örgütlülük-“barışçıllık”- ve medenilik derecesine sahip olan bu protestolar temelde, hükümetlerin yıllar boyu izlediği zalimane ekonomi politikaları nedeniyle her geçen gün zayıf düşen, etkisi aşınan Ürdünlü orta sınıfın protestosudur. Bu manzaranın ön planında küçük ve orta ölçekli işletmelerin yanı sıra doktorlar, avukatlar, mühendisler, gazeteciler ve hemşireleri görüyoruz. Grev ve boykot çağrılarına yoğun olarak olumlu yanıt verenler bu kesimlerdir.

Son günlerde meydana gelen son derece önemli ve riskli olaylar, siyasi partilerin nüfuz ve etkisinin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyduğu gibi, Ürdünlülerin Parlamento’nun gerek Avam gerekse Lordlar kamarası kanatlarına pek de güvenmediğini de ortaya çıkardı. Bu nedenle sendikalar ve sivil toplum kuruluşları protesto gösterilerinin merkezine dönüşerek, vatandaşların geniş kesimlerinin yoğun ilgisine ve kendiliğinden katılımına tanık oldu.

Protestolar ve gösterilere eşlik eden açıklama ve sloganlar, siyasi reform ve demokratik dönüşüm sürecinin çıkmaza girmesi, siyasetlerdeki değişim ufkunun tıkanması ve hükümet değişimlerinde yaşanan krizler, hesap sorma sisteminin zaafa uğraması, yolsuzlukla mücadele ve şeffaflığı sağlayan mekanizmaların sınırlı kalması, aktif siyasi katılım ve diyalog kanallarının kapanmasından kaynaklanan tehlikeleri ortaya çıkarmış bulunuyor. Bu durum, protestocuları vergi kanunu ve fiyatlara zam yapılması kararlarına karşı atılan sloganlardan hızla radikal siyasi reformları talep etme ve yeni seçim kanunu üzerinde anlaşmanın ardından erken seçim kararı alınması çağrılarında bulunmaya itti.

Ürdün’ün ilk kıvılcımı 8 sene önce Tunus’ta çakılan Arap Baharı kervanına katılıp katılmayacağını öngörmek zor. Ancak Ürdün’deki tablonun ayrıntılarına ilişkin derin bir okuma, bu tür bir senaryo ihtimalini çok uzak görmüyor. Hatta zaman geçmeden Kraliyet Sarayı sürece müdahale etmediği taktirde bunun olabilme ihtimalinin yüksek olduğu görülmektedir. Kral müdahale ederse, hükümetin istifası ve kararlarının askıya alınması, yeni bir ulusal diyaloğun başlatılması yönünde müdahale eder. Böyle bir müdahale de siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak Ürdün ve Ürdünlülerin bunalımdan kurtulmasını sağlayabilir.

*Ürdünlü yazar-Kudüs Siyasi Araştırmalar Başkanı

Yazının aslı El Hurra sitesinde yayınlanmıştır.  (Çeviren: İslam Özkan)