Denize çay dökmeyi hafife almayın!

Denize çay dökmek pek hafife alınacak bir eylem değil. Örneğin ABD kuruluşunu Boston'da bir grup koloni vatandaşının çay sandıklarını denize atmasına borçludur.

Melishan Devrim  melishandevrim@gmail.com

DUVAR – Rize’de özel sektörün yaş çayı taban fiyattan daha düşüğe satın almaya kalkışması Karadenizli kadınları kızdırdı. Karadeniz’in dalgaları gibi öfkeden kabardıklarında kolay kolay sakinleşmek bilmeyen Karadeniz kadınları, topladıkları çayı denize döktüler! Denize çay dökmek pek hafife alınacak bir eylem değil. 19. yüzyılda aynı protesto Amerika’da yapıldığında, ABD’nin kurulmasına doğru giden tarihi olayların başlangıcı oldu.

Yüzlerini boyayıp saçlarına tüy takarak Mohawk Kızılderilileri kılığına giren yaklaşık 150 kolonici, 16 Aralık 1773 gecesinde Griffin’s Wharf’ta demirlemiş gemilere çıkıp 342 kasa çayı Boston Limanı’na boşalttılar! Denize döktükleri çayın değeri, o günün parasıyla 9 bin sterlindi.
Samuel Adams ve tüccar John Hancock’un kışkırtmasıyla gerçekleşen bu politik eylem, Londra’da hoş karşılanmadı. Başbakan Lord Frederick North, kolonileri düzene sokmaya karar vererek, denize dökülen çayın parasının geri ödenmesi talep etti. Bu mümkün olamayacağı için de Boston Limanı’nı ablukaya aldı. Massachusetts’in özerkliği iptal edildi ve yönetimi doğrudan krallığa bağlandı; askerler insanların evlerine yerleştirildi. Mayıs 1774’te Britanya’nın kolonilere uyguladığı baskının haberi Philadelphia’ya kadar ulaşmıştı. Kuşatılan kente diğer kolonilerden, para, pirinç ve canlı hayvan olarak yardım gönderildi. “Temsiliyet yoksa vergi de yok” sloganıyla birleşen ve Britanya’dan kurtulmak isteyen koloni liderleri, toplanıp ilk kongrelerini gerçekleştirdiler. 5 Eylül 1774’te 12 koloniden 56 delege, Philadelphia’da yaptıkları toplantıda İngiliz Parlamentosuna tek bir mesaj göndererek isyan ettiklerini duyurdular: “Özgür insanların kendilerini sayıca üstünlüklerine göre temsil etmelerine izin verin. Virginialılar, Pennsylvanyalılar, New Yorklular ve New Englanderlar arasında artık ayrım yok. Ben artık Virginialı değilim, Amerikalıyım!”
Patrick Henry’nin 1774’teki First Continental Congress’te kurduğu bu cümle, çayların Boston Limanı’ndan denize dökülmesiyle yapılan protesto eyleminin bir sonucuydu. Protestonun asıl sebebi ise Büyük Britanya’nın çaya uyguladığı vergi ve ardından çayı tekeline almaya kalkışmasıydı.

AMERİKALILAR NEDEN BİZİM GİBİ SICAK ÇAY İÇMEZ?

İngiliz anayasasına göre parlamentoda temsilcisi olmayanların vergi ödemesi gerekmiyordu ve koloniler mecliste temsilci seçme hakkına sahip olmadıklarından kendilerinden vergi alınamayacağını, sadece kendi kolonilerine vergi ödemekle yükümlü olduklarını düşünüyorlardı. 1770’te geçici bir çözümle geçiştirilen bu sorun, Boston’ın ablukaya alınmasıyla yeniden patlak vermişti. Parlamento, 1773’te Tea Act adı verilen bir kanun çıkardı. Kanunun amacı, Hollanda’nın çay kaçakçılığı karşısında zor duruma düşen İngiliz tekeli East India Company’yi kurtarmaktı. East India Company’nin depolarına, vergilerin yüksekliği yüzünden kimsenin satın alamadığı 17 milyon pound çay yığılmıştı ve çaylar çürümeye başlamıştı. Bu çayın sadece krallık tarafından yetkilendirilen tüccarlar tarafından alınıp satılacağına dair çıkarılan yasa, kolonilerde hoş karşılanmadı. East India Company çürüyen çaydan kurtulmak için çayı çok ucuza satmaya başladı. ve 1773’te kaçak çayın fiyatı 2 şilin 1 peni iken, şirketin çayları 2 şiline satıldı. Kolonilerde yaşayanlara göre bu kanun, aradaki tüccarları devre dışı bıraktığı için ticaretin serbestliğine aykırıydı ve Büyük Britanya’nın çayı tekeline alması anlamına geliyordu. Limandan denize dökülen çaylar yüzünden Boston Tea Party protestosu adıyla tarihe geçen bu eylem, Amerikan Devrimi’nin başlamasına sebep olan olaylardan biriydi. Bununla birlikte Boston Tea Party eyleminden sonra Amerikalıların çoğunun ulusal içeceği kahve oldu. Bugün ABD’de tüketilen çayın büyük bölümü soğuk çay olarak tüketiliyor.

ÇAY KOVBOYLARIN İÇECEĞİYDİ

Çayın Amerika kıtasının kolonileştirilmesi sürecinde oynadığı rol bir tesadüf değildi. 1610’da Hollandalılar çay ticaretini başlattıktan sonra kurulan East India Company, Çin’den çay getirme tekeline sahip olan tek İngiliz şirketiydi. İlk kolonistler, çayı hem içindeki kafein zinde tuttuğu için hem de kaynar suyla yapıldığı için bakterilerden arınmış, temiz bir içecek olduğu için tercih etmişlerdi.
Erken dönemde Çin’den Rusya’ya karavanlarla taşınan en kaliteli çaylara “karavan çayı” ya da “Canton tea” adı veriliyordu ve oldukça pahalıydı. Deniz üzerinden çay ticaretinin başladığı ilk yıllarda da çayın fiyatı ve vergisi çok yüksekti. İngiltere’de çayın aristokratlar arasında yaygınlaşması neredeyse 1660’larda mümkün oldu. Çay kaçakçılığı İngiltere’de o kadar artmıştı ki 1784’te İngiliz Başbakanı çayın vergisini %119’dan %12.5’a indirip bir gecede kaçakçılığa son verdi. 1851’e gelindiğinde İngilizlerin kişi başına çay tüketimi bir kiloya yakındı, 1901’de ise bunun 6 katına çıkmıştı. İlk çay poşetlerinin patentleri de yaklaşık bu tarihlerde alındı.

FAKİRİN AVUNTUSU: HARMAN ÇAY

Amerikalılar, Boston Tea Party’nin ardından çaydan nefret ettiyse de Kanadalılar çay içmeye devam ettiler. 1861’de çayı ve Kanada’nın çay tüccarlarını tanıtmak için hazırlanan resimli bir broşürde, çay severlere hangi çayları hangi oranlarda harmanlamaları gerektiği konusunda bilgi veriliyordu. Broşürde askerlerin, denizcilerin ve işçilerin temiz su bulamadıklarında içebilecekleri sağlıklı bir içecek olarak tanıtılan çayı harmanlanmanın yeni bir kavram olduğundan söz ediliyordu. Broşürde, Hint ve Ceylon çayının, Çin çayıyla karıştırılmasıyla Çin çayının tadındaki acılığın ve sertliğin azalacağı belirtiliyordu. Satılan çayların orta ya da standart kalitede olduğu, daha iyi kalitedeki çayların daha az ve bu yüzden de pahalı oldukları anlatılırken, lezzet için ucuz çayların, çok az kaliteli çayla harmanlanması tavsiye ediliyordu. Harmanlanan çayın müşterilere sunulmadan önce bir hafta ya da bir gece bekletilmesi, böylelikle aromalarının birbirine karışacağı ancak daha fazla bekletilirse içilmeyecek hale gelebileceği uyarısı yapılıyordu.
Çayın harmanlanması kavramı, İngiltere’de elbette Kanada’dan daha önce başladı ve yine sebebi kaliteli çayların pahalı olması yüzündendi. Çin’in en pahalı çayları, 1820’lerden itibaren siyah çayın bergamotla aromalandırılmasıyla taklit edildi. Bugün “Earl Grey” olarak bildiğimiz bu bergamotlu çayın ticari bir ürün haline gelip reklamının yapılması ise 1880’leri buldu.
İngilizlerin geleneksel içeceklerinden biri olan English Breakfast Tea harmanı ise Assam, Ceylon ve Kenya çaylarının bir karışımıydı. Bu siyah çay harmanı, özellikle süt ve şeker eklenerek kahvaltıda bugün de tüketiliyor. Aslında bu harmanın keşfi, İngilizlere değil, Amerikalılara atfediliyor. 1843’te New York’ta bir tüccar, Congou çayına biraz Pekoe ve Pouchong ekleyip adına da İngiliz Kahvaltı Çayı diyerek pound’unu 50 sente satmıştı. Bir başka kahvaltı çayı harmanı ise İskoçya’da yapıldı ve Kraliçe Victoria sayesinde popülerleşti. Sonradan VIII.Edward olarak tahta çıkacak olan Galler Prensi’nin de kendi ismini taşıyan bir harmanı vardı. Güçlü bir aroması olan bu çay, 1921’de Twinings’e prensin verdiği yetkiyle Prince of Wales Tea adıyla satışa sunuldu. Galler Prensi’nin harmanında Yunnan bölgesinin siyah çaylarıyla Çin’in güney bölgelerinin çayları karıştırılıyordu. Yine de Galler Prensi harmanının birden fazla reçetesi var. Bugün farklı firmalar tarafından farklı içeriklerle Galler Prensi’nin ismiyle üretimine devam ediliyor. Kısacası İngiliz Kraliyet ailesi global anlamda çayı tekeline alamayınca beğendiği harmanları ticarileştirme yolunu seçti.

1700’LERDE LONDRA’DA ÇAY İÇMEK LÜKSTÜ

O zamanın ticaret yollarını düşünecek olursanız, çayın fiyatının İngiltere’de uzun süre yüksek kaldığını tahmin edebilirsiniz. 18.yüzyılın başında Londra’da kahve dükkanları oldukça yaygın olmasına rağmen çay dükkanları herkesin alınmadığı, lüks adresler haline gelmişti. Sadece özel kişilerin ziyaret ettiği, “exclusive” çay dükkanlarından ilkinin 1717’de Thomas Twining tarafından açıldığı belirtiliyor. (Twinings bugün de etkinliğine devam eden global bir çay markası.) Çay, lüks bir içecek olarak, ayrıcalıklı bir konuma sahip olmayı ifade ettiği için, bu dönemde zenginlerin evlerinde konuklara sunulan özel bir ikramdı.
1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması sayesinde çayın deniz yolculuğu kısaldığından fiyatı da düşmeye başladı. Böylece önce orta sınıfın ardından işçi sınıfının da mutfağına girdi. Uzun saatler boyunca çalışan işçiler, çay saatinde ara verip tatlı bir şeyler atıştırıp çay içerek, aldıkları kafein ve şeker desteği sayesinde o günün işini tamamlayabiliyorlardı. Çayın kaynamış suyla içiliyor olması işçileri, kolera, tifo ve dizanteri gibi hastalıklara yakalanmaktan kurtarıyordu. Bugün, çayın kötü hijyen koşullarında çalışan işçileri hastalanmaktan kurtarmasının Endüstri Devrimi’nin başarılı olmasına katkı sağladığı düşünülüyor.

Kaynaklar:
A sketch of the growth and history of tea and the science of blending particularly adapted to the Canadian trade, Dane, Frederick, b. 1861; McIndoe, R. S: https://archive.org/details/cihm_02262

www.tea.co.uk

Görsel: 1973 ABD posta pulu, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Boston_Tea_Party-1973_issue-3c.jpg